Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Zaman Felsefesenin İzini Sürmek

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Zaman Felsefesenin İzini Sürmek
Emine Göksu Sefer yazdı.

Modern yaşamla beraber insanın hayatı anlamlandırma şekli büyük değişkenlikler göstermiştir. Geçmiş ile bugün arasında önemli bir köprü niteliği gösteren edebiyat eserleri bize bunu çok daha nitelikli bir biçimde anlatmaktadır. Çünkü ortaya çıkarılan edebiyat eserleri dönemin şartlarını, insanların sosyal yaşamlarını, birbiri ile olan ilişkilerini ve günlük hayatlarında zamanı ne şekilde değerlendirdiklerini anlayabilmemiz için bir kılavuz niteliğindedir. Ve görüyoruz ki geçmişten bugüne kadar insanların zaman ve yaşam algısı büyük ölçüde değişmiş ve dönüşmüştür. Bu değişim ve dönüşümün ortaya çıkışını bize hissettiren, fark ettirebilen en kıymetli ve önemli alan da Felsefedir. Çünkü felsefe yapabilmek aslında bir bilinç işidir. Bilinçli bir farkındalık olmadan felsefe yapabilmek pek mümkün değildir. İşte tam da bu iki alan üzerinden yani edebiyat tarihimizin en kıymetli eserlerinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eserimize zaman felsefesinin aydınlattığı bir ışık ile yaklaşmaya çalışacağız. Eserimizde aslında fazlasıyla hissedilir bir şekilde Bergsonun zaman ve süre üzerinden oluşturmaya çalıştığı felsefesi vardır . Bergson felsefesi ile benzer yönlerinin olması da aslında Bergsonun da zaten yaşamın tam içinden bir felsefe ile bize seslenmesinden kaynaklanmıştır. 

Eser zamanı çok boyutlu bir şekilde ele almıştır. Yaşam ile ölüm arasında geçen o ince zaman çizgisi bize derin bir biçimde hissettirilmiştir. Eserimizin baş kahramanı olan Hayri İrdal geçmişi ile bugününü yakınlaştırmaya çalışmaktadır. Geçmişine bağlanıp bugünü anlamlandırmaya çalışmak aslında hayatı tam manasıyla kavrayabilmek adına büyük bir adımdır. Hayri İrdal’ın yaşamında saatin büyük bir önemi vardır. Saat ile tanışması yaşamının ilk yıllarında olmuştur. Bu yüzden de aslında insan ile saati birbirlerine çok benzetmektedir. Bu süreçten geçebilmesine yardımcı olan da ustası Nuri efendidir. Nuri Efendi aynı bir insanı tanımak için geçirilen süreç kadar uzun bir süreyi saatler için ayırmaktadır. Ona göre insanı iyi anlayabilmek için saati iyi anlayabilmek, onun dilini anlayabilmek gerekmektedir. Saatleri iyi ayarlamanın kıymetinden bahsetmektedir. Çünkü iyi ayarlanmış bir saat bir saniyeyi bile ziyan etmemektedir. İnsan bir şuur varlığıdır. Bu yüzdendir  ki zamanın içerisinde onu işleyerek var olur. Bergsonun anlatmaya çalıştığı kıymetli bir noktaya  temas vardır aslında tam da burada, çünkü Bergsona göre  somut zaman; bilincimizin bir oluşu yani  yaratıcı bir evrimdir. Canlı zaman ancak bilinçte görülebilir. Onun her anında değişme ve yenilik vardır. ‘‘Süre nin de ölçülüp parçalanamaması bundandır. [1] Bu yüzdendir ki somut bir bilinç ile yaşanılan zamanın kıymeti büyüktür. Zamanın bir saniyesini bile kaybetmemek istenmesi bu yüzdendir. İnsanın her anın kıymetini bilmesi gerekmektedir. İnsanın zamanın tam da içerisinde kendisi ile bir bütün olabilmesi gerektiği bize anlatılır.

İrdal’ın eser içerisinde sürekli arafta kalışı aslında toplumuzda yaşanan batıya yöneliş ile insanlarımızın içerisinde bulunduğu ruh halini bize anlatmaktadır. Eserimizde önemli bir karakter olan Hayri İrdal’ın halasının anın kıymetini bilmediğini görebilmekteyiz. Ve dünya malına aşırı bağlanmış olduğunu görebiliyoruz. Fakat ölüm korkusu ile bir kez yüz yüze gelince de ölümden korkup dünya hayatını dolu dolu yaşamaya çalıştığını görüyoruz. Aslında tam da Modern yaşamın bize kazandırdığı bir alışkanlığı daha görebiliyoruz. Maddeye esir olduğumuz bir hayat şekli ve  Ölüm korkusu. Bu dünyanın ezeli ve ebedi olmasını istiyoruz. Ve ölümden korkuyoruz. Ölümden sonraki yaşamın gerçek yaşam olduğunu, orada ezeli ve ebedi bir hayat yaşayacağımızı bilmemize rağmen bugün o yaşamdan korkup uzaklaştığımızı Hayri İrdal’ın halasında çok açık ve net bir biçimde anlayabiliyoruz. Yaşadığımız zamanın kıymetini anlayamadığımız bir dönem bir süreç içerisinden geçiyoruz. Sürekli olarak geleceği daha iyi yaşayabilmek adına bugün ki zamanımızın kıymetini bilmiyoruz.[2] Modern yaşam bize ölüm düşüncesinden uzaklaşmayı emreder. Oysa ki ölüm , ölen için değilse bile hayattakiler için bir bilinç , imkan ve eylem sahasıdır. İnsanların ölümden öğrenmesi gereken şey çok fazladır. Bu noktada aslında insan hafızasının ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu fark edebiliyoruz.

Hafıza insanın aslında bu dünyasını anlamlandıran  yaşamını  kıymetli kılan özelliğidir. Bergson insan hafızasının bir hatıralar deposu veya eski eşyaların atıldığı bir çekmece olmadığını söyler.[3] Ona göre hatırlatacak şey insanın zihnine bir anda kopup gelir ve şimdiki hal ile bütünleşir. Kitabımızda yer alan Mübarek diye adlandıran nesne de aslında bize bunu hissettirmektedir. Aslında sadece eski bir saat olarak nitelendirilebilen bu nesne ana karakterimiz olan Hayri İrdalda sürekli olarak geçmiş ve bugün arasında bir köprü olmaktadır. Adeta hafızası gibi orada öylece duran nesne Hayri İrdal için çok önemlidir. Adeta zaman ve saat anlayışımızın evrimi üzerine yazılmış bir eser olduğunu söyleyebilmemiz mümkündür. Zamanı anlamlı kılabilmek gerekmektedir. Modern hayatta saniyeleri bile ölçebiliyor iken bu zamanı Bergson felsefesinde yer alan süre kadar önemli ve kıymetli kılabiliyor muyuz, insanın kendisine öncelikle sorması gereken budur. Geçmiş ile bugün arasında kuvvetli bir bağ oluşturmaya çalışan eserimiz bize derin bir Osmanlı hafızasını da hissettirmektedir aslında. Çünkü bizim toplumumuzda zaman içerisinde bir çok olay ve dönemden geçerek bugününe ulaşabilmiştir. Sadece insan hafızası yoktur. Aynı zamanda toplumun da bir hafızası ve bilinci vardır. Çünkü akan zaman ancak ve ancak felsefi bir bilinç ile birleştirilebilir ise insan ve toplum  bilinci için anlamlı bir hale gelecektir. Ben artık modern adamı, modern mimariyi, modern konforu seviyorum. diyen İrdal, bir noktada değişimini toplumsal zeminin gerekliliklerine indirgemiş olur. Ve modern hayatta aslında bize hissettirilen maddeci hayatın içimize ne kadar işlediğini bize hissettirir. 

Bergsonun zaman  felsefesinin yine en önemli kavramlarından biri olan sezgi kavramının da aslında eserimizde işlendiğini fark edebiliyoruz. Bergsona göre sezgi“ gerçekliği dolaysız olarak içten ya da içerden” hiçbir vasıtaya ihtiyaç duymadan, kavrayabilme[4] becerisidir. Halit Ayarcı’nın aslında batılı tarza uygun bir karakter sergilediğini görebiliyoruz. Onun içinde zamanın ve saatlerin çok kıymetli olduğunu görebiliyoruz. Yeni yaşamı anlatan karakterin Ayarcı olduğunu söyleyebiliriz. Zaman kavramı adeta karakterler ile bize bir akış içerisinde anlatılmıştır. İrdal’ın hayatına giren her karakter ile geçirdiği değişim ve dönüşüm bize Türk Toplumunun geçirdiği dönüşümleri anlatırken , Ayarcının bizim batıya dönük yüzümüzü anlatmıştır. Ayarcı’nın ve İrdal’ın hayata bakışları aslında bize insanımızın yaşadığı değişim ve dönüşümleri karakter olarak ortaya koymuştur. Gerek yarattığı karakterlerin şahsına münhasır olması gerekse karakterlerin içerisinden geçtiği varoluşsal sıkıntıları anlatırken kullandığı yöntem Bergson felsefesinden önemli izler taşımaktadır. Hayri İrdal karakteri de  aslında kendini bulabilme gayreti içerisindedir.

Felsefenin ana konusu olan varoluşu anlamlandırmayı ve insanın kendisini bulabilme gayretini eserde görebiliyoruz. Karakterlerin toplum olarak yüzümüzü batıya çevirdiğimizde yaşadığı değişimleri dönüşümleri hissedebilmekteyiz. Aslında Türk insanının değişen ve dönüşen yönlerini görebilmekteyiz. İrdal’in saatlere duyduğu merakın tüm hayatında yaşanan değişim ve dönüşümlerin sebebi olduğunu da görüyoruz. Felsefenin temelinde yer alan merakın insan yaşamındaki etkileri de eserimizde anlatılmıştır. Bergson felsefesininin de önemli kavramlarından biri olan devamlılık ve süre fikrini Ahmet Hamdi Tanpınarın geçmiş ile bugün arasında bir bağlantıyı yakalayarak insanlardaki bilinç durumunu bir ironi ile uyandırmaya çalışarak eserinde anlatmaya çalıştığını görebiliyoruz. Batılılaşma ile kurumlarda yaşanan suni değişimlerin hayatımızda yarattığı tuhaflıkları görebilmekteyiz. İnsan bilinci ile yaşanan ve süre içerisinde insanın bilinci ile yaşanan değişim ve dönüşüm insan için anlamlı ve kıymetli olacaktır. Yoksa insanın kendi varoluşunu anlamlandıramadığı suni dışarıdan aktarılan değişim ve dönüşüm ne insan de devamlılık sağlar ne de insan için anlamlı olur. İnsana her daim kullanabileceği ve zamanı süreye çevirebileceği felsefi bir bilinç gereklidir. Bu bilinci bize yansıtabilecek somut nesne de aslında Saatttir. Çünkü saat insana zamanın ne kadar hızlı tükenen bir şey olduğunu hatırlatır.                           

 

[1]Bayraktar, L. (2010). Bergson'da ruh-beden ilişkisi. Dergah Yayınları. 63

[2]Bayraktar, L. (2010). Bergson'da ruh-beden ilişkisi. Dergah Yayınları. 58

[3] Bayraktar, L. (2010). Bergson'da ruh-beden ilişkisi. Dergah Yayınları.86

[4] Demir, Z. (2019). Bergson felsefesi ışığında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiirinde zaman. NOSYON: Uluslararası Toplum ve Kültür Çalışmaları Dergisi, (3), 1-20.

Bu haber toplam 205 defa okunmuştur
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim