• İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C

Selim Cerrah : Âsım: İki Hakikat, İki Tasavvur

Selim Cerrah : Âsım: İki Hakikat, İki Tasavvur
7 kitaptan oluşan Safahat'ın 6. kitabı olan Asım, 2292 mısralık manzum hikayeler bütünü olarak yazılmış bir şiirdir. Âkif, bu şiirinde bir gelecek tasavvuru inşa etme çabasını kuşanan bir mütefekkir olarak karşımızdadır.

Âkif, bir Mü'min adamdı ve dert sahibiydi, İslam şairiydi ve her şeyden önce bir dava adamıydı. Anadolu'nun değişik yerlerinde var olan, hatta orta asya'da bile var olduğu söylenen 'Kıble Taşı' veya 'Kıble Dağı' adı verilen, istikamet gösteren mekanlar vardır.

Kıble Taşı: Ağırdır, yerinden koparılıp bir başka yere aynı güzellik içinde yerleştirilemez... insanlara ve toplumlara İstikamet öğretirler, insanları yanlış hedeflere koşmaktan korurlar.

Kendisini içinde yaşadığı topluma ufuk katan, istikamet öğreten bir medeniyet işçisi olarak da görebileceğimiz Âkif, milletinin yücelmesini ve aynı zamanda yükselirken ahlakını korumasını gerekli gören bir insandır. Âkif yaşadığı zamana hapsedilmeyecek büyüklükte idealleri olan bir kişiliktir. Milletin kurtuluşunu gerçekleştirebilmek için ; "Asım'ın Nesli" ismiyle tasavvur ettiği yeni bir' Nesl-i Cedid'i inşa etme arayışını bizlere emanet bırakmıştır. Asım: Namuslu, iffetli ve temiz bir şahsiyet sahibi kişi demektir ve Âkif, bizleri geleceği bu değerler üzerinde inşa etmeye çağırmaktadır. Yüce Dinimiz; Ana kaynaklarıyla ve sahih bir şekilde ortadadır. İnsanlarımız; geçmiş zamanlara göre daha bir şehirli ve medenidir(l). Kurumlanınız; daha bir çağdaş ve insancıl(!)dır... Tüm bu güzelliklere sahip olmamıza rağmen bizi gerileten... zayıf kılan... güçsüz bırakan sebepler nelerdir?

Akif'i dinleyelim:

Ah o din nerde, o azmin, o sebatın dini? O yerin gökten inen dini, hayatın dini? Bu nasıl dar, ne kadar basmakalıp bir görenek? Müslümanlık mı dedin?.. Tövbeler olsun, ne demek? Hani Kur-an'daki ruhun şu heyûlâda izi, Nasıl İslam ile birleştiririz kendimizi? Ye'si tedriç ile zerk etmiş edenler dine... O ne mel'un aşı, hiç benzemiyor, hiç birine! (Asım-370.s)

Ümitsizliği bizlere derece derece aşılayanlar, içimizden hamle ruhunu silmiş, özsuyumuzu kirletmiş, cevherimizi paslatmış durumdadırlar artık. Böylece azmi zayıflatılmış olan bir insan topluluğuyla bu mağduriyet çemberini kırmak ve geleceği inşa etmek mümkün değildir... Bunun için yeni bir nesil yetiştirmek ve bu konuda vakit kaybetmemek aceleci davranmak gereklidir... Âkif milletimizin kurtuluşunu "Asım'ın Nesli"nin çaba ve gayretlerine bağlamış ve geleceğe dair ümidini ise hiçbir zaman yitirmemiştir. Bu büyük kurtuluşun yolunu gençlere öğretmeyi bu konuda yeterli görmüştür. Mazinin ve yaşanan halin olumsuzluklarına bakarak Ye's içine girmeyi ise en "Alçakça ölüm" olarak tel'in etmiştir... Kurtulmak isteyen; uzun vadeli planlar yapacak, kısa ve orta vadede doğru programlar uygulayacak ve arayış asla terk edilmeyecektir

Asım ve Nesli; Gönül ve zihin dünyalarını genişleterek tüm zamanlarda hakikatin hamalı olarak çalışılacaklardır... İslam milleti, bir "Ümmet-i Merhume"ye döndürülmüştür. Ye­ niden diriltilebilmesi için çok yoğun bir çalışmaya ve aynı zamanda Kavramları yeniden tarif ederek bir 'Medeniyet Projesi' kurmaya ihtiyaç vardır. İslam medeniyetinin bağlıları; Fikr-i, Ameli ve siyasi açılardan bir kriz içerisindedirler. Bu Medeniyet Krizi'ni aşmanın en sağlam yolu dünyayı tanımak, zamanın ruhunu okumak ve Kur-an'dan alınan ilhamı, asrın idrakine söyletmektir. Asrın diliyle söylemekle yetinmek değil, ona söyletmektir. Milletimizin gerilemesinin, büyük bir akıl-idrak tutulmasına yakalanmış olmasının ve bunun sonucunda bir 'Medeniyet Kriz'ine yakalanmasının suçluları Akif'e göre iki kesimden oluşmaktadır.

1-Biçare Dindaşlar: Dini bireysel hayatından uzaklaştıran, yaşadığı hayatı din zanneden, zamanın ruhunu ıskalayan ve problemlerini çözebilme iradesini, cesaretini kaybeden, yenilenme şuurunu yitirmiş, içtihat kapısını kapatarak dini sosyal hayattan koparmış, eski eserlere sadece şerhler ve haşiyeler yazabilen, dini ihya - inşa ve tecdid etmek isteyen Alimleri ve irfan ehlini yok sayan, onları bozgunculuk çıkarmakla suçlayan, cehaleti marifet, hurafe ve bid'atları din gibi gören avam tabakası, cahil halk kesimi.

2-Üçbuçuk Soysuzlar: Tersine devşirmeler haline getirilmiş, Batı'ya müsbet ilim öğrenmeye gönderilmelerine karşılık, orada kendi tarihine ve kültürel değerlerine düşman haline getirilenmiş, Milletine yabancılaştırılmış ve medeniyetinden utanır hale getirilmiş, Medeniyetinin değerlerinden tiksinen, temel problem bu toplumun inançlarıdır diyebilen ve'Din Terakkiye Manidir' gibi hezeyanları birer Fikr-i Sabit haline getirerek kutsayan... kişilikleri törpülemiş, batılı hayat tarzına esir edilmiş taklitçi aydın(!)lar...

Âkif, bir büyük medeniyet yürüyüşünün ancak bu iki zavallı kesimin zararları azaltılarak gerçekleştirebileceğini düşünüyordu.Yeni nesil ancak bu zararlardan korunabilirse fazilet mücadelesi yapabilirdi. Bunun yolu ise Kur-an'ın rehberliğinden ayrılmadan batının ilmine talip olmaktır.

Şark şiirinde bir yerde, ümmetin dağınıklığına ve çaresizliğine bakarak yüreği ıstırapla kavrularak yandığı ve büyük bir vicdan azabıyla titrediği bir dönemde içli bir şekilde, dua makamında Rabbi'ne seslenir ve Çöl'ün en sapa yerinden yola çıkılarak kurulan o eşsiz merhamet medeniyetinin yakalandığı kriz'i şöyle resmeder...

İlahî, Gördüğüm alem mi insaniyetin mehdi? Bütün ümranı tarihin bu çöllerden mi yükseldi? Şu zairsiz bucaklar mıydı vahdaniyetin yurdu? Bu kumlardan mı Allah'ım, nebiler fışkırıp durdu?

Henüz tek berk-i îman çakmadan cevvinden dünyanın, Bu göklerden mi, Ya Râb, coştu, sağnak sağnak, edyânın? Serendibler şu sahiller mi? Cûdî'ler bu dağlar mı? Bu iklimin mi İbrahim'e yol gösterdi ecrâmı?

Haramlar, Beyt-I makdlsler bu topraktan mı yoğruldu? Bu vadiler mi dem tuttukça bihûş etti Dâvud'u? Hira'lar, Tûr-i Sina'lar, bu âfakın mı şehkârı? Bu taşlardan mı, yer yer, taştı Rûhullah'ın esrarı? (412)

Bu yakalanılmış olan bir kriz durumudur ve mutlaka bir çıkış yolu da olmalıdır. Yeniden kurtuluş için bize lazım olan ise ümitsizliği bırakmak o eski hamleci ruhu yeniden yakalamak ve çalışmaktır... Safahat içerisinde yer yer bozulmuş İslâmi anlayışları eleştiren Âkif; çözüm yolu olarak İnkılabçı olmayı düşünür. Asım şiirinde Afgani-Abduh çizgilerindeki bu arayışlarda kendisini Abduh'a daha yakın görüyor. Uzun vadeli, planlı bir çalışmanın gerekliliğini burada dile getirmektedir. Asım kitabının son bölümü nasıl bir inkılap arayışına sahip olunması gerektiğini dile getirmekte ve kurtuluşun yolunun ilim-irfan, fazilet ve marifet olduğunu beyan etmektedir. Kuru gürültülerle bu konularda herhangi bir ilerleme sağlamanın zorluğunu hatta imkansızlığını dile getirerek...

İnkılap istiyorum ben de, fakat, Abduh gibi... Marifet birde fazilet... iki kudret lazım. Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.

Gibi ifadeleri ile lüzumlu olan çabayı bir nevi... Arayış...Arayış...Arayış... olarak göstermektedir. Milleti; ataletten ve yokluktan, Devleti; zaaftan ve parçalanmaktan kurtarmanın yolu, ilmin rehberliğinde çalışmak ve ilerlemekten geçer. 'Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz' nasihati; ilim öğrenmeye giderken kararlı olun, çalışın, gayret edin, ama... işiniz tamamlandığında hiç vakit kaybetmeden geri gelerek millet olarak kaybettiğimiz zamanı telafi etmeye çalışın, demektedir... Ayrıca yine Asım şiirinde medreselerin fonksiyonlarını kaybetmesi sonucunda milletimizin artık o eski devirlerin büyük alimlerini yetiştirebilme kudretini kaybetmesinden şikayetle söze girilen bir bölümde; kalbi mutmain bir neslin inşa edilmesi için kendi çağının problemlerini iyi bilen ve çözüm arayan insanlar haline gelmenin lüzumundan bahsedilmekte ve Ashab'ı Kiramın birbirlerinden ayrılırken mutlaka Asr Suresini okudukları söylenmektedir

Asr suresi burada özel olarak seçilmiştir. Mesajlarını asrın idrakine söyletme arayışında olan Âkif, bizlere iyi insan olabilmenin yolu, kendi problemlerinizi çözecek iradeniz olmalıdırve bunun için çok iyi hazırlık yapmalısınız der gibidir...

Halik'ın na mütenahi adı var, en başı: Hak. Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak! Hani, Ashab'ı Kiram, ayrılalım derlerken, Mutlaka Sure-i ve'lAsr'ı okurmuş, bu neden?

Çünkü meknun o surede esrar-ı felah; Başta iman-ı hakiki geliyor, sonra salah Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık. Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık. (379)

Asım şiirinde 2 gerçek 2'de mutasavver kişilik vardır. Köse İmam ile Hocazade buradaki gerçek kişilerdir. Her ikisi de gerçek isimlerinden ziyade vasıflarıyla konuşturulmaktadır ki; bu da ayrıca düşünülmeye değer bir husustur. Asım ve arkadaşlarını müspet ilim için Avrupa'ya göndermeye çalışan Âkif onları yönlendiren iki şahsiyeti de Din-i ilimlerde temayüz eden kişilerden seçmesi Din- İlim beraberliğinin gerekliliğine yapılmış bir atıftır. Burada konuşturulan bu iki kişi gerçek kişilerdir ama isimleri müsteardır. Asım ise mutasavver bir kişilik olmasına karşılık ideal bir genci simgeleyen ve biraz da olağanüstü beklentilerin odağına yerleştirilmiş olan gerçek bir kişilik şeklinde anlatılmaktadır... Böylece Hakikat ile Tasavvur iç içe verilmektedir...

KÖSE İMAM; Âkif'in çok sevdiği dostlarından biri olan Ali Şevki hocadır. Hiç evlenmeyen bu zatı Asım gibi bir evlat ile ödüllendirerek herkesin gıpta edeceği bir baba olarak zikretmiştir. Ayrıca kızına verdiği isim ise Melek'tir. Köse imam Âkif'in eserlerinde sıkça bahsettiği ideal bir kahramandır. O Müslüman halkın köklü irfanını ve sağlam basiretini temsil etmektedir. Problemleri, itidal, ilim ve kanun kuvvetiyle çözmek istemektedir.

'Ver bütün kudreti kanuna ki vahdet yürüsün'... Kanundan güç - kudret al değil, kanuna kudret ver ki birlik-düzen intizam devam etsin demektedir Köse İmam... Hocazâde: Âkif burada kendisini, ismini gizlemek şartıyla şiire dahil etmiştir, oğlu eminden ise çay getirmesi ve Köse İmama hürmet etmesi bahsinde kısaca söz edilmektedir. Kahramanını gelecekte belki kötü alışkanlıklar sergileyebilecek olan gerçek kişi olarak seçmemesi de Âkif için ayrıca önemli bir özellik ve basiret olarak zikredilebilir. Kendisi olayların akışına bizzat kişiliğiyle dahil olmuştur. 46 yaşına gelmiş, olgunluk çağlarını yaşayan, dünyayı gezip tanımış, milletinin dertleriyle muzdarip bir şair ve aynı zamanda gelecek kaygısı taşıyan dert sahibi bir mütefekkir olarak çözüm arayışlarını sürdürmektedir.

Asım şiiri; genel olarak 2 bölüme ayrılarak incelenmiştir.

1. Bölüm: İki Hakikat Bu bölüm iki kişinin (Köse imam ve Hocazade) toplumsal sorunlar, beşeri ilişkiler ve insanların dertleriyle alakalı tahlil-terkip ve çare arayışları ekseninde yaptıkları konuşmalardan müteşekkildir. Cemiyet nasıl kurtulacaktır? Asım'ın yumruğu ile mi, Köse imam'ın İrfanı, itidali ve gösterdiği ilim-irfan ve kanun yoluyla mı? Aslında bu iki karakter (Köse İmam ve Asım) cemiyetin muhtaç olduğu insan tipinin biri gençlik, diğeri ise yaşlılık hallerinin fotoğrafı gibidir...

Köse İmam; Ciddi bir münekkit edasıyla konuşarak, meseleleri biraz da muhafazakar bir yaklaşımla eleştirerek gündeme getirmektedir.

Hocazade; İnkılabçı bir ruh ve müsamahakar bir bakış açısıyla ama Dinin temel ilkelerine tam bir sadakatle bağlı kalarak olayları yorumlamaya ve yeni bir 'Medeniyet Dili' kurmaya çalışır. Bunun yolu ise öncelikle kavramları inşa etmek kelimelere şifa vermekten geçer. Onun için diyebiliriz ki Âkif Türkçeyi en iyi kullanan şairlerimizden bir tanesidir... Söze başlarken birbirlerine hafif yollu sitem ederler, hatıralar yad edilir, dostluklar tahattur edilir ve artık konuya girilerek söz Köse İmam'ın oğlu Âsım'a gelmiştir.

Asım'ın bazı kusurlarından bahis açılarak toplumun dertleri konuşulmaya başlanır. Asım'ın durumuna geçmeden önce içerisinde yaşanılan cemiyetin bir nevi sosyal röntgeni çekilmeye çalışılarak, farklı kesimlerin hayat hikayeleri anlatılır ve önceden dünyayı titreten, çalışkan-üretken olan, Müselsel îmandan taşan bir itminan abidesi gibi yaşayan o huzurlu insanlar sanki kaybolmuş, yerini ise faize batmış, serkeşlik yapan, kumarbazlar haline gelen günahkarlar taifesi almıştır. Çünkü; Medreseler çürümüş, ilim kaybolmaya yüz tutmuştur. Tüm bunlara ek olarak büyüklerdi, yetişen yeni nesillere ümitsizlik aşılamaya, onlara bizden adam olmaz psikolojisini aşılamaya çalışmaktadırlar. Milletin azmini kıran, umut ışıklarını söndüren, gençliği çürüten kötü örnekler ise çabası. Evinin önünde yakaladığı hırsızın ellerini bırakıp ayaklarını bağlıyan bir şaşkınlığın yanında, serbest olan elleriyle ayaklarındaki bağı çözerek kaçmayı düşünemeyecek derecede iradesi mefluç bir gençlik yetiştirilmeye başlanılmış ve nesiller adeta uyuşturulmuştur.

lmi zihniyetin terk edilmesi, kültür zafiyetinin yayılması Kadercilik hastalığının nesillere bulaştırılmasının yanına şair sınıfının süfli heveslere seslenmesinin doğurduğu sonuçlara bir de bozuk bir kısım tasavvuf anlayışının yaygınlaştırılması gerçeği ise bu uyuşturma ameliyesini daha da başarılı kılmıştır. Köse İmam ile Hocazade tüm bu sorunları derin bir vukufiyet ile konuşarak çözüm arayışına gelirler. Köse İmam biraz umutsuz gibidir. Hocazade; Kurtuluşun mümkün olduğunu düşünmektedir ve bu konuda elinde önemli bir delil de vardır. Azmin ve ümidin belki de en zayıf göründüğü noktadan, yani Çanakkale'den yola çıkar ve Çanakkale destanını dile getirerek, tüm imkansızlık çemberlerini kırarak vatanını koruyan Asım ve arkadaşlarını çözümün merkezine yerleştirir. Geleceği inşa edecek olan ruh ve azim, tüm zorluk çemberlerini ortadan kaldıracak olan bir cesaret ve kahramanlık örneği olmalıdır.

Köse İmam'ın Çanakkale'de gösterilen kahramanlığa bir itirazı yoktur ama, o yine de bu durumdan kurtuluşu biraz zor görür. Çünkü Asım ve arkadaşları Çanakkale savaşı dönüşü İstanbul'da kavga dövüş ve kargaşa adamı gibi bir hale düşmüşlerdir. Köse İmam evvela Asım ve arkadaşları ıslah edilmelidir der ve Hocazade'den bu konuda kendisine yardım etmesini ister.

2. Bölüm: İki Tasavvur Artık Hocazade geleceği yeniden inşa edecek olan Asım ve onun beklenen neslini ve bu nesilde olmasını arzuladığı özellikleri burada dile getirmektedir. İşte bizim iki tasavvur derken ifade etmeye çalıştığımız durum da budur. Yani Asım ve onun ve arkadaşlarının yetiştirecekleri yeni nesil... Asım; gençlik hevesiyle ve belki de savaşın acı kayıplarının da baskısıyla duygusal davranan bir kişilik haline gelmiştir. Belki savaş öncesi Almanya'da yarım kalan eğitimini tamamlayamamış olmasının da bu durumda payı vardır. Süreç Asım'ın mizacını sertleştirmiştir.

Hocazade Asım'a; milletin geri kalmasının sebeplerini anlatmaya, ilerlemenin yolunu göstermeye çalışmaktadır. 'Kuvvetin hakkı; bulduğunu enselemek' değildir'diyerek hem hakim hem de savcı olunamayacağını söyler... Asr suresinin ışığında yola çıkarak onlara bir insanlık ideali çizmeye çalışır... Yaşadığınız zamanın ve içinde olduğunuz toplumun problemlerini doğru anlayamaz ve uygun çözüm yolları bulamazsanız kurtulamayız. Hocazade; gençlerin temel görevi öncelikle yarım kalan eğitimlerini tamamlamak, 'Marifet ve Fazilet' yolunda ilerlemektir, diyerek onları yeniden Almanya'ya eğitimlerini tamamlamak için göndermeye çalışır. Asım ve arkadaşlarından beklenen; bu yolda yürümeleridir. Geleceğin ilmi olan Atom'u parçalayarak sonsuz enerji kudretini elde ederek milletimizin hizmetine kazandırmaları ve bu ilmi öğrenebilmenin mücadelesini vermelidirler. Gelecek neslin kurtuluşu sağlayacak olanlar ise Asım ve arkadaşları değil onların nesilleridir. Asım ve arkadaşları bu nesli yetiştirirken; kökü sağlam, ufku geniş bir insan gibi davranmalıdır. Bu yeni nesil tüm insanlığa marifet, fazilet, fen ve sanat öğretecektir

Böyle bir nesli yetiştirme görevi Asım'ın ve arkadaşlarının omuzlarındadır

Asım: Yani, namuslu, iffetli, tertemiz bir kişilik. Peygamberlerin İSMET sıfatının mirasçısı, çalışkan, dürüst, milletini seven, imanlı, ümitvar olan, yaşadığı zamanın problemlerini çözebilecek bir azim ve iradeye sahip, zulme başkaldıran, kendine saygısı ve milletinin geleceğine güveni tam olan, sorumluluktan kaçmayan, milletini seven ve tarihine sadakatle bağlı olan ve fedakarlık yapmayı görev bilen, ümitsizlik gibi her türden zaaflardan uzak duran birgenç...

Asım; Âkif'in özlediği ve geleceği inşa edecek neslin özelliklerinin sıralandığı bir umudun ve arayışın şiiridir aslında... Bu geleceği yeni bir medeniyet projesine dönüştürebilmek ise bizim omuzlarımıza yüklenmiş bir görevdir.

Öyleyse bizler de mutlak hakikatin izinde yürüyerek kendi gelecek tasavvurumuzu inşa ederek yola koyulmalı ve bu gençliği aramalı değil miyiz?

Mehmet Âkif: Edebî ve Fikrî Akımlar

3. Mehmet Akif Ersoy Bilgi Şöleni’nde sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesi ile oluşan kitap TYB'nin 39, Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 3.kitabı

Bu haber toplam 135 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim