• İstanbul 18 °C
  • Ankara 19 °C

Tarihi seyir içinde Türk-İran (Fars) kültürü

Tarihi seyir içinde Türk-İran (Fars) kültürü

İslâm öncesi Türk ve İran milletleri arasındaki ilişkiler konusunda detaylı bilgi alınabilecek resmî belgeler az olmakla birlikte, Türklerle İranlıların (Farsların) daha yoğun kültürel ilişkileri, iki milletin İslâmiyeti kabul etmeleriyle başlamıştır. Türkler bu dönemde Orta Asya'dan batıya akın ederek İranlılarla karşılaştılar. Bu karşılaşma her iki kültürü de çok derin bir şekilde etkileyerek devam etmiştir.

“Türk-Fars” tabiri, genel olarak Türk kültürü ile Fars kültürünün İslâm dini etrafında oluşturduğu kendine özgü nitelikleri olan ve Balkanlardan Çin'e uzanan geniş coğrafyada hâkim kültürel yapıyı işaret etmek üzere birçok bilim adamı tarafından kullanılan bir adlandırmadır. Bu adlandırma, Balkanlar’dan Çin'e uzanan geniş coğrafyada hâkim kültürün salt İran, Arap, Türk yahut İslâm, Zerdüşt, Şaman gibi dinlerin birine ait olmadığını imâ etmekle birlikte, bu kültür ve medeniyetlerin hepsinden de motifler, unsurlar ve etkiler taşıyan bir melez kültür anlayışına dayanmaktadır. Buna göre, meydana çıkan sentezde söz konusu kültürlerin etkisi ve dozu birbirinden farklı niteliktedir.

Esasen Türk-Fars kültür coğrafyasının sınırlarını kesin olarak çizmek mümkün değildir. Ancak genel bir ifadeyle, Balkanlardan Kaşgar'a kadar geniş bir bölgede bu temel kültür'ün etkisinden bahsedilebilir. Çeşitli kaynaklarda İranlıların Orta Asya bölgesine M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren yayıldığı nakledilmektedir. Hz. Ömer döneminde, 636 yılında Sasanilerin mağlup edilerek İran'ın İslâm topraklarına katılması, Medler, Persler ve nihayet Sasanilerle uzun yıllar buraya hâkim olan İran kültürü yerine, İslâm kültürünün yayılmasını sağlamıştır.

Sekizinci yüzyılda Abbasilerin İranlılar tarafından desteklenerek hilafet makamına getirilmesi, eski İran geleneklerini ve kültürel gücünü yeniden canlandırmıştır. Emeviler zamanında devlet merkezi olan Şam'ın yerine, eski İran kültürünün hala canlı tutulduğu Bağdat'ın, devletin yeni merkezi hâline geldiği bu süreçte, Arapça resmi dil olarak kullanılmakla beraber, Farsça terk edilmemiştir. Bunda İranlıların devlet yönetiminde, özellikle kâtip olarak istihdamları da etkili olmuştur. Fars devlet geleneğindeki birçok unsurun Abbasilerce benimsenmesi, kısa zamanda merkezi otoritenin Farslaşmasına yol açmıştır. Fakat devletin, eski İran geleneklerinin İslâm'a katılmasına müsamaha göstermemesi, kısa zamanda iç çatışmalara ve başkaldırıya sebep olmuş ve devleti yıpratmıştır. Nitekim Tahiriler, Saferiler, Sâmaniler ve Büveyhiler gibi kabilelerin Abbasi yönetiminden bağımsızlıklarını ilan etmesi, esas olarak Abbasi yönetiminin bölgedeki iktidarını kaybettiği anlamına gelmektedir.

Henüz Abbasi iktidarının devam ettiği dönemde, Arapça'nın din/dili avantajı ve Farsça'nın (Pehlevi dili) daha Sasanilerden (M.S. 1-7. yy.) itibaren edebi dili olarak geniş bir bölgede etkili olması, Türk topluluklarının bu iki kültür unsuru arasında kalmasına yol açmıştır. Özellikle Türk nüfusunun yoğun olduğu Horasan, Semerkand ve Harezm gibi bölgelerde, Farsça uzun süre hâkim dil olmuştur.

Devamı: https://www.dunyabizim.com/tarihi-seyir-icinde-turk-iran-fars-kulturu-makale,2621.html

Bu haber toplam 92 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim