“Türkçe yılı” yazıları: Sağlık dilimiz veya dil sağlığımız!

D. Mehmet DOĞAN

Dilimizde “doktor yazısı” diye bir deyim var. Eciş bücüş, okunamaz yazılar için kullanılır. Tabiplerin reçetelere yazdıklarına atfen…

Artık “doktor yazısı”nı göremiyoruz, reçeteler elektronik ortamdan gönderiliyor. Böylece bu tâbir de bir süre sonra tarihe karışacak...

Doktor yazılarını vatandaş okuyamaz, anlayamaz. Peki doktorlarını dilini anlayabilir mi?

Buna da kolaylıkla “evet” diyemeyiz.

Bu konuyla ilgili kovid (taçkıran) salgını başladıktan sonra birkaç yazı yayınladık. Tıp dili maalesef vatandaşın anlayabileceği bir dil değil. Şu iki yıllık salgın süresince başta sağlık bakanı olmak üzere üniversite hocası tabiplerimiz birçok yabancı kelimeyi, bir kısmı tıp terimi olmadığı halde, kafamıza vura vura günlük dilimize soktular: İzolasyon, ekipman, filyasyon, hijyen, pandemi vs. İstenilse, bu kelimenin türkçeleri/ türkçeleşmişleri kullanılabilir miydi? Cevabımız tereddütsüz “evet”dir!

Biz bu yazıyı hazırlarken Sağlık Bakanı’nın yeni bir yabancı kelimeyi daha dilimize ithal için harekete geçtiği görülüyordu: "İllerimizde 100.000 nüfusa karşılık gelen bir haftalık toplam vaka sayısını gösteren insidans haritasının güncel halini ekte görebilirsiniz. Salgını kontrol altında tutma gücümüzü zora sokmayalım. Aşı olup tedbirlere uymak zorundayız."

Bu sayın bakanın son vak’ası olmayacağı benzer. Menhus salgın insanlığa musallat olalı beri, sayesinde yabancı dil bilgimizde büyük gelişmeler oldu. İnsidans (incidence) kelimesini zihnimize yerleştirmek için de ilk adım böylece atıldı.

Eski sözlükçülerimiz bu kelimelerin türkçelerini bulmakta mahirdi. Onlara baktım. Çoğu bugün pek bilinmeyen “vürud” kelimesini kullanıyor. Vürud “gelme, ulaşma, oluşma” şeklinde karşılanıyor. “İncidence” kelimesininin “vak’a, olay, hadise” şeklinde karşılandığını Mehmet Gülbahar’ın 1940’lı yıllarda yayınlanan 3 ciltlik İngilizce-Türkçe Büyük Lügati’nde gördüm. Seç, beğen, al!

Bakan vak’a kelimesini daha önce kullandığı için “vak’a haritası” demekten kaçınmış olmalı. O zaman hadise veya olay diyebilirdi. Bu yakınlıkla ilgilidir; türkçeye yakınsanız, böyle söylersiniz. İngilizceye yakınsanız veya konuşmanıza yabancı dil biliyor havası katmak istiyorsanız “insidans” der çıkarsınız.

Tip dilindeki kötü gidişi yıllar önce yazmıştık: “’Hospital’in önünde ficus carica” (1.2. 2005). Bu yazı 2007’de yayınlanan “Devlet Sözlük Yazar mı? isimli kitabımızda da yer almıştır.

“Türk dili yılı”nın hülasası: Türkçe müthiştir!

“Türk dili” yılındayız. Böyle zamanlarda “türkçe müthiştir” edebiyatı alır yürür, koca sene türkçenin hayrına bir şey yapılmadan gelir geçer.“Yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulmak” için yapıldığı iddia edilen “dil devrimi”nin tam tersine sonuç vermesi üzerinde düşünülmez. Memlekette diplomalı okur yazar nisbeti yüksek, gerçek okur yazar oranı ise düşük olduğu için, süreli süresiz yayınlarda, kitaplarda kullanılan dille ilgili kimsenin bir fikri olmaz. Fakat şehrin sokaklarını istila etmiş olan yabancı isimli tabelalar üzerinden bir “ah türkçe vah türkçe!” edebiyatı yapılır.

“Tabelalardaki dil meselesi ne ki, asıl devlet diline, akademinin dilini bakalım” diyen olmaz. Hazır türkçe yılındayız ilgili kurum/lar, bir tarama yapsınlar. Devlet dili ne durumda. Dahiliye’de, Hariciye’de, Maarif’de, Askeriye’de, Sıhhiye’de ve bilumum bakanlıklarda, resmî kurumlarda… 

Dille konuşuruz, düşünürüz, yazarız, edebiyat yaparız, ilim yaparız…Dil hayatımızın her anındadır. Her yerde karşımıza çıkar, işte sokakta tabela olarak çıkar, resmî kurumlarda resmî yazılar olarak.

Bu yazıyı bir hastahanede ameliyat olacak hastalara veya yakınlarını imzalatılan bir tasvib, kabul metni üzerine yazıyorum.

Yani hastaya şu söyletilmek isteniyor: “Bu ameliyatla ilgili hastahanenin şartlarını ve işlemler sonucu olacakları kabul ediyorum”!

Bunu okuyarak imzalayan hasta var mıdır?

Hastahane atmosferinde bunun yapılabildiğinden şüpheliyim. Peki, bu metni zahmet edip okumuş bir doktor var mıdır? Bundan da emin değilim!

            Hukuken hasarlı bir metin!

Hastaların hukuk yoluna gitmesi halinde bir taahhütnameye ihtiyaç var ve bu kâğıt o ihtiyacı karşılamak için hazırlanmış. Fakat bir hasta, mağdur olması halinde “bu metindeki kelimeleri anlayamadım, ama imzalamaya mecbur kaldım” diye hukuk yoluna başvursa, kesin olarak davayı kazanır. (Tabiî adliye bürokrasisi sıhhiye bürokrasisini kollamazsa!)

Doğrusu, bu metni okuduktan sonra tıp dilimizin tamamen çöktüğü kanaatine vardım. Mesele yabancı kelimeler meselesini aşmış. Dil bozuk, ifade sakat, cümleler düşük ve en önemlisi bilinmeyen, sözlüklerde yer almayan kelimelerle örülmüş.  

12-007.jpg

Metnin sefaletini cümle cümle görelim.

İşte başlık: “Yatan hasta bilgilendirilmiş onam.”

Burada bilgilendirilen hasta mı, “onam” mı?

Cümlenin garabeti bir yana bu “onam” neyin nesi?

Hasta vatandaş “ben bu kelimeyi bilmiyorum, ne denilmek isteniyor?” dese, buna doktorların veya hastahane yöneticilerinin verecekleri bir cevap var mı? Çünkü şu anda dolaşımda bulunan hiçbir sözlükte böyle bir kelime yok!

Böyle bir “uydurma” kelime hiç kayda geçmemiş değil.

Ona ilk olarak Türkçeden Osmanlıcaya Karşılıklar Kılavuzu’nda (1935) rastlıyoruz. Burada karşılık olarak “tasvib” denilmiş. Kökü, eki meçhul. Dil Kurumu’nun ilk Türkçe Sözlüğünde (1945) “onamak eylemi, tensip, tasvip” deniliyor. Ya sonra? Bu uydurma kelime tutmamış olmalı ki, 2. Baskıdan itibaren (1953) “onam” sözlükten ihraç edilmiş ve bir daha sözlüklerde izine rastlanmıyor. Bu uydurmacıların dahi vazgeçtiği kelime sağlıkçıların metinlerinde ne arıyor?

Doğrusu bunu merak etmemek mümkün değil. Fakat merakımızı tatmin etmemiz de mümkün değil.

Bugünkü dilde “onam” yok ama, “onama” var. Hem de bütün sözlüklerde! Onamak, “tasvib etmek” karşılığı kullanılıyor. Bir de onay/onaylamak var. Onam tasvib karşılığı olurken, bir harf değişikliği onu tasdik karşılığı haline getiriveriyor, ne hikmetse!

Şimdi bu evrak, kâğıt, belge ne derseniz deyin, nasıl adlandırılmalı? Daha doğrusu nasıl bir başlık olmalı ki, meramı ifade etsin?

“Yatan hasta bilgilendirilmiş onam” yerine ne diyelim?

Yani bunun doğrusu ne?

Dil sağlığımız bozuksa, sağlık sistemimiz sağlıklı olabilir mi?

Gerçek Hayat, sayı 1071
gercek-hayat-eylul-2021-gercek-hayat-dergi-gercek-hayat-5256-28-o.jpg
Bu yazı toplam 63 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim