Değerli yazarımız, edebiyatın diğer dallarında olduğu gibi kısa öyküde de ustadır. Daha önce çeşitli dergilerde kısa öykülerini okuyup beğenmiştim. Bu kitaptaki öyküler de o anlamlı, kısa öykülerinin tadında. Kısa ama derin anlamlı, çarpıcı, zengin çağrışımlı öyküler…
İyi bir gözlem gücüyle günlük hayatın içinde sıradan insanların küçük ânlarından, küçük olaylarından derin anlamlar çıkararak kurgular öykülerini. "Püsküllü" adlı öyküsünün şu satırlarının arasına ne derin duygular sinmiştir: "Hemen ellerini uzattı aleve doğru. Yüzüne sıcak bir huzur indi. "İyiymiş yeriniz," dedi. İsli çaydanlıktan bir çay aldı. "Bere oğlunun değil mi?" dedim. "Nerden bildin?" dedi. "Bilirim" dedim gülerek. "Gerçekten yav nereden bildin?" dedi. "Ben de bir aralar aslanlı yastık taşırdım yanımda. Oğlum gibi kokardı yastık. Yolculuk boyunca onunla sarılıp yatardım." "Ne oldu şimdi yastık?" dedi. Oğlum büyüdü, yastık eskidi. Artık oğlumla görüntülü konuşuyoruz. Onun gözündeki ışıltıyı görüyorum ya bana her yer huzur ülkesi oluyor."
Köy ve şehir arasında gidip gelen, köyünü unutamamış, şehre alışamamış insanın yalpalayan yaşamını görürüz "Manav" adlı öykünün satırlarında: "Bu kadar ev, bu kadar araba, insan, kalabalık, gürültü arasında nasıl yaşanır ki? Saklambaç oynansa kimse kimseyi bulamaz. Oyun bir ömür sürer gider. Kimse kimseyi sobeleyemez."
Bazen anlatıcı kahraman, çocukluk anılarına gider, "Kırmızı Papyon" öyküsünde olduğu gibi. Şu satırlar tam çocuklukta yaşanmış bir okul anısını anlatır gibidir: "Okula gider gitmez öğretmenin yanına gitti. Bütün elbiseleri bulduğunu söyledi. "Papyonu bulamadık" dedi. "Papyon olmadan koroda olman imkânsız," dedi öğretmen. Okuldan çıkınca eve gitti soluk soluğa. Ne yapıp edip o papyonu bulmalı diye geçirdi içinden." İlerleyen satırları biraz gözlerimiz yaşararak, biraz da gülümseyerek okuruz: "Babamı beklerken dalıp gitmişim. Rüyamda kocaman bir kırmızı papyona binip uçan halı gibi papyonda seyahat ettiğimi, papyonu gören herkesin hayranlıkla bize baktığını hatırlıyorum. Bir ara papyon kanat çırpmaya başlıyor, yükseliyoruz taa bulutlara kadar."
Değerli yazarımız kelimelerle oynamayı seviyor. Bunu pek çok öykülerinde görüyoruz. Örneğin "Bi' Polar Alabilir miyim" öyküsünde her iki manaya gelen "bi' polar" kelimesini karşı karşıya getiriyor: "Garsonu çağırdı kadın, "Bi' polar alabilir miyim, üşüdüm," dedi". İlerleyen satırlarda: "Masadakiler edebiyatı, şiiri bir tarafa bırakıp bipolar bozukluk üzerine konuşmaya başladılar. Şahit oldukları olayları anlatmaya başladılar."
"Çizgi" adlı öyküsünde ara ara 'çizgi 'kelimesinin vurgusuyla leitmotiv uygulayarak öyküyü ritmik bir havaya sokar: "… Al sana bir çizgi daha. Yolda çizgi, yüzde çizgi, gül yaprağında çizgi.", "…Bir çizgi nasıl da alt üst etti beni. Çizgi işte, hayat gibi, çekip giden ömür gibi çizgi…" Öykünün sonuna doğru vurucu, derin anlamlı çizgiyi şu cümlelerle gösterir öykü kahramanı: "Bir çizgi şart. Doğru bir çizgi. Köyün havası gibi, şu yolun kıyısında akan kanal suyu gibi berrak bir çizgi…", "Emir kesin; emrolunduğun gibi dosdoğru ol."
Haberini devamı için:https://www.kitaphaber.com.tr/ucurumda-bir-gomu-ye-dair-k7555.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.