• İstanbul 20 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 25 °C
  • Konya 18 °C
  • Sakarya 17 °C
  • Şanlıurfa 27 °C
  • Trabzon 23 °C
  • Gaziantep 25 °C
  • Bolu 16 °C
  • Bursa 19 °C

Türk Romanı Soruşturması: Mehmet Narlı

Türk Romanı Soruşturması: Mehmet Narlı
"Roman nereye gidiyor?" sorusu artık klişe bir soru haline geldi. Peki, sizce romanımızın aslında gitmesi gereken yer neresiydi ve Türk romanının son yarım yüzyılda geçirdiği dönüşüme baktığınızda bugün oraya yaklaşabildik mi?

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeni bir tür olarak edebiyatımıza giren roman, oluşum sürecini tamamlamış, dünya romanın paralelinde bir gelişme göstermiş, kendine özgü nitelikler de kazanmıştır. Bu bakımdan gelmesi gereken yere gelmiştir. Ama Türk romanının teknik, poetik, felsefi ve ideolojik bağlamlarda en fazla yenilendiği, çeşitlendiği ve özgüvene eriştiği yıllar 1930'lardan 1990'lara kadarki yıllardır. Son yarım yüzyıl derken 1980'lerden bugüne kadar süreci kastediyorsanız, Türk romanı, bu süre içinde Amerika ve Avrupa edebiyatı gibi yeni sapaklara girdi. İlk sapak, ideolojik ve entelektüel iddiaların sorgulanması idi. Bu sorgulama, ideolojik, dinsel veya mistik sapaklar oluştursa bile roman, hâlâ tarihsel, olgusal ve deneysel bilginin kurduğu "bilinç" kavşağında duruyordu ve hâlâ "bir şey anlatmak" istiyordu. 1990'lardan sonra roman önemli oranda "iddiadan oyuna" geçti. Postmodern teknikler olarak adlandırılan üst kurmaca, metinlerarasılık, çoğulcu bakış açısı, kurguda entrikayı güçlendirme ve gizem öne çıktı. Politik ve entelektüel ağırlığı taşımaktan yorulan yazarlar oldu. Tarihsel, politik, kültürel varlığı oyun içinde sunarak popülerleştiren yazarlar öne çıktı. Postmodern çoğulculuğun ve görece özgürlüklerin oluşturduğu iyimser atmosferde saf yüreklilikle süreğen inanç hafızasını, postmodern oyunlar içine neşeli ve umutlu yerleştiren yazarlar boy gösterdi.

2000'li yıllarda romanın türsel ve teknik melezliği yeniden konuşulmaya başlandı; bu bağlamda "anlatı" kavramı hem tür adı olarak hem de teori olarak güçlü bir yer edindi. Ama anlatının hükmünü sürdürmeye başlaması ile anlatıcının, romandaki kişilerin hatta problemlerin gerçekliklerinin buharlaştığı; postmodern sürecin doğurduğu tekniklerin ve bakış açılarının, rasyonel modernist sistematiğe karşı bir merkez kuvvet oluşturamadığı da bence ortaya çıktı. Bu tartışmaların olması romanın bir edebiyat ürünü olarak çıkmazda olduğu ve buharlaştı anlamına gelmez kesinlikle. Bu anın, tam da romanımızın yeni bir çıkış yapması için bir eşik olduğunu umut etmek istiyorum.

Güncel Türk romanında hangi temaların aşırı tekrar/dikte edildiğini, hangilerinin ısrarla ihmal edildiğini düşünüyorsunuz, ihmal edilen alanların romandaki karşılığını güçlendirmek için neler yapılabilir?

Sorulara ve cevaplara "Türk romanı" diyerek başlamanın zorluğunu, bu ifadenin bir durumu işaret ettiği kadar bir durumu da kararttığı gerçeğini atlamamak lazım. Türk romanı üzerine yapılan değerlendirmelerin, ileri sürülen görüşlerin nicel kapsamda baktığımda yayımlanan romanların çok az bir kısmını gündemine aldığını gördüm mesela. "Artık Türk romanı toplumun dertlerini ele almıyor" denildiğinde, atıf yapılanın en az on katı romanın aslında bu dertleri ele aldığını da gördüm. Bugünün romanı/güncel roman sınırlarını da tam belirleyemiyorum. Güncel son kaç yıldır mesela? Bu dikkatleri ileterek ortalama şeyler söylemem gerekirse şunu söyleyebilirim: Romanın yüzey veya derin olarak bir problemi işlemesinin gerekçesi/dayanağı yazarın politik, kültürel, bilimsel arayışı, vurgusu veya tartışmasıdır ve romanın imkanları içinde bir problemi işlemek şu veya bu şekilde bir iddia/tez/eleştiri içerir. Bunun görülebilir, algılanabilir ve tartışılabilir olması için de yazarın politik, sosyolojik, psikolojik bilgilerinin/birikimlerinin olması beklenir. Nitekim yaklaşık iki yüzyıllık Türkiye modernleşmesi sürecinde romancılar, entelektüel kimlikleri belirgin şekilde aileyi, eğitimi, ekonomiyi, sosyal sınıfları, ideolojileri konu alan romanlar yazdılar. Tarih, aşk, inanç konularını, popüler denilen bir dil ve kurgu düzeyinde yazanlar bile bir bilinç düzlemine kayıtlı kaldılar. Ama bu bütün romancıların Türkiye'deki olguları, dayatmaları, tuzakları doğru okudukları anlamına gelmesin. Hatta olan bitenin ardındaki derin gerçeklikleri birçok romancımız göremedi.

Devamı:https://www.kitaphaber.com.tr/turk-romani-sorusturmasi-mehmet-narli-k7855.html

Bu haber toplam 715 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim