• İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C

Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir

Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir
Türk romanına entelektüel ve varlıklı karakterleri kazandıran Selçuk Altun külliyatının ilk eserini mercek altına aldık

Dünün ve bugünün en sıra dışı romanlarından bazılarına imza atan farklı bir romancıyla karşı karşıyayız. Türk romanında örneklerini çok nadir gördüğümüz varlıklı ve entelektüel yaşamı konu edinen, romanlarında kültür ve estetik namına önemli bilgiler veren, kurguyla iç içe bir şekilde bu bilgileri okura ulaştıran, yazdığı dokuz romanı baskı üstüne baskı yapan, pek çok yabancı dile çevrilen bibliyofil ve koleksiyoner Selçuk Altun’dan bahsedeceğiz. Altun’un romanlarında kurgudan ziyade verdiği bilgiler son derece önemlidir. Yalnızca ülkemizde değil yurtdışında da gezilecek görülecek yerler, kitabevleri, sanat mekanları, antika eserler gibi birçok detay okura aktarılır. Onun romanları kitaplarla, kitabevleriyle; müzikten resme, arkeolojiden antikalara, Beyoğlu ve Manhattan arka sokaklarından gezegenin diğer çizgi dışı noktalarına, okura dağıttığı sayısız ipuçlarıyla gizemli bir serüvene kapı açar. Dolayısıyla bu minvaldeki çalışmamız klasik kitap eleştirisi sınırlarından farklı olacaktır, okuyucunun istifadesine sunulan renkli ve önemli bilgilerin hatırlatılması çok daha önemlidir. Bu yüzden ilk romanından başlayarak, yeni çıkan son romanı ‘Ayrılık Çeşmesi Sokağı’na eserleri tüm yönleriyle ele alan, nihayetinde Selçuk Altun’un romancılığının genel özelliklerine ulaşma çabasındaki yazı serisine bugün ilk adımı atıyoruz. Onun kültür dünyasına vakıf olanlar hislerimizin zaten bilincindedir, tanımayanlara da yazılarımızla aydınlık bir kapı aralamış olursak amacımıza ulaşmış olacağız.

&&&

 ‘Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir’ Selçuk Altun’un 20 yıl önce 2001 yılında yayınlanan ilk romanı. Şiir meraklıları bu başlığa aşinadır, başlık Altun’un çok sevdiği ve ‘Türkiye’nin geçmiş, gelmiş ve gelecek en büyük şairi’ dediği Oktay Rifat’a ait bir dizedir. 1990’lı yılların anlatıldığı romanda mesajların ve aktarılan bilgilerin daha bir anlam kazanması için dönemin siyasi, sosyal şartları hakkında da fikir sahibi olmakta fayda var. Bu detay, yazımızı daha da uzatacağı için bu gayreti kıymetli okurlarımıza bırakıyoruz.

‘Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir’de olaylar kahramanının ağzından anlatılır. Parantez içi çift anlamlı bir tarz hemen dikkat çeker ki Selçuk Altun bu tercihini tüm romanlarında ve yazılarında devam ettirecektir. Örnek verelim; Kahramanın dayısı ölmüştür: ‘Dayım da (g)itti. Sonunda.’ Anlamadıysanız  ‘g’ harfini çıkararak da okumayı deneyin lütfen( Selçuk Altun, kendisiyle çok önceden yapılmış bir röportajda bu tarzı Enis Batur’dan kaptığını dillendirir.)

Anlatıcı pozisyonundaki kahramanımızın ismi romanda verilmemiştir. Anne ve babasını trafik kazasında kaybedince dayısı Halis Silah’ın yanında yaşamaya başlar. Dayısından hazzetmediğini kitabın baş tarafında verilen yukarda bahsettiğimiz detaydan anlıyoruz, ama neden nefret ettiğini epey bir sayfa sonra bilecektir okur.

Evdekilerin okumayla arası iyidir. Küçük yaşlardaki yaşamına dahil olduğumuz kahraman Kemalettin Tuğcu ve Ömer Seyfettin kitaplarıyla, anneanne klasiklerle, dayı ise önemli devlet adamlarının hayat hikayeleriyle haşır neşirdir.  Anlatıcıya göre klasikleri okumak vakit kaybıdır, bu konuda anneanneyle farklı düşünmektedirler. Bunu şu satırlardan daha net anlıyoruz; ‘(İsviçre’deki eğitim aldığı lisenin) İngilizce öğretmeni Steve Tobey’in ‘ Yüz cümleyi aşmamak üzere, sevdiğiniz bir insana onu üzeceğini bildiğiniz halde yapmanız gereken bir itiraf başlıklı ödevini bir çırpıda bitirmek içi ilham perisinin gelmesini beklemeye gerek yoktu. ‘Üzgünüm Anneanne’ başlıklı tek paragraflık yazımda dedim ki: ‘ 200 yılı aşkın bir süre önce yazıldıkları için klasik oldukları iddia edilen malum Rus ve Fransız romanlarından severek yalnızca Karamazov Kardeşler ile Parma Manastırı’nı bitirebildim. Birkaçını atlayarak okudum, çoğunu yarıda bıraktım ve iki kez denememe rağmen Savaş ve Barış’ın 40. sayfasında pes ettim. Bilimsel kurgu romanları nasıl geleceğin yüzeysel düşleriyse, klasiklerin çoğu geçmişin abartılı ve bugüne yabancı iç sıkıntılarıdır. Yürekli eleştirmenlerin çıkıp dürüstçe bir abartı ordusunu yeniden değerlendirmemeleri, tutucu öğretmenlerin onlara sahip çıkmaya devam etmeleri ve sürüyle korkak okurun onları okumak zorunda olduklarını sanmaları üzücüdür. Ben, Graham Greene, Isaac B. Singer ve Elias Canetti’yle buluşmaya gidiyorum, üzgünüm anneanne.’ 

Kahramanımız ortaokulda da Türkçe öğretmeni sayesinde Anton Çehov ve Sait Faik’le tanışır. Daha ortaokulda iken çok farklı bir gelişim süreci vardır: ‘Samsun’daki Türkçe öğretmenimiz bir yazılı sınavda, kağıdına güzel bir aforizma ekleyene on puan fazla vereceğim diyerek kışkırttığında Ey Türk Gençliği! Hem kitap okumazsın, hem de okuyanla alay edersin’ uyarlamamla yüz üzerinden, yüz on almıştım.’  Yine İsviçre’deki lise yıllarında girdiği İngilizce sınavındaki  ‘eğitici ve eğlendirici bir akşam yemeği için hangi yaşamayan üç meşhurla birlikte olmak isterdiniz?’ şeklindeki soruya Thomas Jefferson, Immanuel Kant ve Oscar Wılde cevaplarını verecektir.

İsimsiz kahramanımızın lise yılları nihayete ermiştir artık. Kendisinin tercihi farklı olsa da dayısı elektrik okumasını istemektedir yeğeninin; ‘ Dayıma ben yazar, çevirmen ve eleştirmen olmak istiyorum, izin ver Yale Üniversitesinde Edebiyat okuyayım diyebilseydim, eminim o da bana Nobel kazanmış edebiyat fakültesi mezunu bir yazar gösterebilir misin?’ derdi. Tercihler noktasındaki dayı ile yeğen arasındaki farklı yaklaşımlar ironi soslu bir şekilde romanın pek çok yerinde geçmektedir.

Üniversitede ‘evimde üç bin kitaptan daha az bir kitaplıkla berabersem kendimi yalnız hissederim’ diyen Betty adında bir kıza aşık olur ama Bety’nin lezbiyen olduğunu öğrenmesi bu aşkı bitirecektir. Daha sonra tesadüfen öğrendiği bir çöpçatanlık sitesi sayesinde Trish isminde bir kızla arkadaş olur. Kendisinden iki yaş büyük Trish meşhur The Times gazetesinin 80 yılı aşkın süredir ayakta kalmayı başarmış kardeş kuruluşu, edebiyat dergisi The Times Literary’da editör yardımcısıdır. Kızdan ayrılma nedeni de Trish’in artık kendisine verecek bilgisinin ve önerecek yazar isminin kalmamasıdır.

r2-(1).jpgRomanda lise ve üniversite yıllarının anlatıldığı kısımlardaki bilgiler sadece yazarlar ve kitaplar listelerinden ibaret değildir. Mesela anlatıcı eleştiri hakkında şunu düşünmektedir; ‘ T.S. Eliot eleştirinin amacı Sanatsal yapıtları irdelemek ve (okuma) tadını düzeltmektir’ demiş. Kitap e(leş)tirisi yardımıyla kaç kez nitelikli bir yazar veya romana ulaştınız? Ben nitelikli kitaplara ulaşabilme aşkına izlediğim kitap dergilerindeki eleştirilerin; genellikle dürüstlükten ve tarafsızlıktan (kıs)men uzak, eleştirmenlerin bilgi dağarcığının zenginliğini kan(ıtla)ma uğraşları uğruna (yan)lış kul(var)lara taştığı, okurlarını yönlendiremeyen kı(sır) yazılar olduğunu düşünmüşümdür. O dergilerdeki yayınevi ilanlarından daha fazla yararlanmış olabilirim.’

Kahramanın lise ve üniversite yılları boyunca okuduklarının  bir kısmı şu şekilde aktarılır okura; ‘ Bruce Chatwin, Kazuo İshiguro, Ian McEwan, Sue Grafton, Michael Dubdin, Ted Hughes, Philip Larkin kendi başıma ulaşabildiğim yazarlardı. Özellikle Bruce Chatwin kısa ama doyurucu kitaplarıyla kişisel listemin bir numarası Paul Auster’i zorlamaya başlamıştı ve İngiltere’de de Graham Greene’in yerini dolduracak usta yazar olarak yüksel(til)iyordu.  1988’de şiir tutkunu olmamın nedeni Oktay Rifat ve ABD’de Isaac B. Singer ve John Cheever’den sonra gelmiş en önemli öykü yazarı ve şair Raymond Carver ölmüşlerdi.’

 ‘Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir’in yirmi yıl önce 2001 yılında yayınlandığını belirtmiştim,  fakat düşünün Türk yayıncısı ve okuru Kazuo İshiguro’yu yakın zaman önce Nobel aldığında,  Ian McEwan’ı Yapı Kredi Yayınları’nın yoğun reklam kampanyalarında,  Raymond Carver’i  entelektüel görünme adına yazılarında ismine yer veren ve fakat öykücülük tarzına taşıma hünerini gösteremeyen birkaç öykücü ve öykü eleştirmeni sayesinde tanıdı. Ülkemizin saygın kültür kuruluşlarından Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın yıllar önce nokta atışı nitelikli eserlerinin ve haklı itibarını kazanmasındaki Selçuk Altun faktörünü bu vesileyle hatırlamış olalım.

Anlatıcının Amerika ve İngiltere’deki üniversite yıllarında gittiği kitapçı ve kitap-kafe isimleri de ilginç olduğu için bunları vermekte yarar görüyorum, tabi Türkçelerini : Kitapçilekleri, Tutkulu Koleksiyoncu, Katil Mürekkep, Yasak Gezegen, Eski Kağıt Arşivi, Kültürlü İstiridye, Kullanılmış Son Sözcük, Faullü Oyun, Kitap Gemisi(buraya kadarkiler kitabevi isimleri), Balıkçılar ve Yazarlar, Kitap Dostları, Düşler Kervanı, Ortasayfa Kahvehanesi, Yaşam Sanattır Kafesi, Köy Kapısı, Terk Edilmiş Kitaplar Kafesi…

Nihayet kahramanımızın okul hayatı tamamlanmıştır; eve, ülkesine dönmüştür. Dayının mezuniyet hediyesi son model bir Porsche Carrera’dır(kurgu eserlerde marka isimlere yer verme öncülüğünü Selçuk Altun’un yaptığını belirtmiş olayım bu arada). Evdeki çalışma odasında Fransız yapımı maun kitaplığına 12bin kitap sığdırılabilir, mevcutta yarısı doldurulabilmiştir, yüzde 10’u Türkçe kitaptır bunların.

Okul yıllarında yollarının kesiştiği iki arkadaşı ile büyük bir bankada yönetici stajyer olarak çalışmaya başlar. Aldığı eğitime ve birikime layık olan banka şu şekilde tanıtılır görüştüğü yönetici tarafından; ‘ Bankamızın konsolide aktifi, Türkiye’deki 60 küsür bankanın aktifinin toplamından üç kat, bilançomuzun en küçük tutarlarından muhtelif aktifimiz bile en küçük özel Türk bakasının toplam aktifinden bir buçuk kadar daha büyüktür. Özkaynak toplamımız, en büyük özel Türk bankasının toplam aktifinin iki katıdır.’ Aldığı maaş da bankanın büyüklüğüyle paralel olarak ‘devletin en üst kademesindeki müsteşarlardan, valilerden ve 40 yıllık bilim adamı profesörlerden iki kat fazladır.’ Dayısı da bankaya 1 milyon 200 bin dolar yatırmıştır yeğeni adına; bu parayı isterse harcayabilir, artırırsa da bir yıldaki artırdığı miktar kadar para dayısı tarafından banka hesabına yatırılacaktır. Nitekim iki yıl içinde hesaptaki para üçe katlanacaktır, sürecin aşamaları da romanda okura aktarılır.

Romanda; bankaların hangi yollarla kazanç elde ettikleri, devletle finans ilişkileri ve karlılıkları gibi bilgiler Selçuk Altun’un 30 yıl en büyük bankaların tepe yönetimlerinde bulunmasından ve bu sektörü çok iyi tanımasından kaynaklanmaktadır.

Kahramanın özel hayat da başarı ve kazançla doğru orantılı olarak oldukça renklidir; ‘Tünel’den Levent’e, Etiler’den Bebek’e sürek avı tazıları gibi, kafe/bar dolaşmaya ve uzun ömürlü olamayan ilişkiler yaşamaya başlar. En ciddi olabildiği kadın, Orhan Pamuk’tan 25 sayfa okuduğunu iddia eden bir Gulf Air hostesidir’.  

Dönemin(1992’li yıllar) sosyo-kültürel durumuna dair detaylara da yer verilir romanda. Örneğin, tüm televizyon kanallarının reklam gelirine duyarlı olarak faaliyetlerini sürdürdükleri dönemde; reklam geliri potansiyeli açısından Avrupa’nın en gerisindeki ülkelerden olan Türkiye, bağımsız TV kanal sayısı açısından Avrupa’nın belki de en önde geleniydi. Bu yüzden tüm kanallar zarar etmekte, TV bağımlısı milletim yakınmasa da genelde niteliksiz ve eğitmeyici programlara kurban edilmekteydi’ denir.

 Diğer yandan kahramanımızın Çela isminde Yahudi bir kız arkadaşı vardır, onu çok sevmektedir. Kahramanımız için  dayının bir sonraki  düşüncesi yeğeninin politikaya girmesidir. Fakat ülke şartları Yahudi bir eşi henüz kabullenecek durumda değildir, bunun için de yeğenine Çela ile bir müddet görüşmemesi öğüdünü verir. Çela’nın özlemiyle yanıp tutuşan kahramanımızın dayısından neden nefret ettiği, dayısının gerçekte nasıl biri olduğu ağzından dökülür, bu esnada; ‘Çıkarın varsa namaz kılar, kilo vermek için bazen oruç tutarsın. Milyarlar kazanıp, bir ilkokul başöğretmeninden daha az vergi vermekle öğünürsün. Kimse bir sevap işlediğine tanık olamamıştır, darda kalan tanıdıkların yardım diye kapına geldiklerinde fırsatını bulup onlara bile kazık atarsın. Senin için milliyetçilik, elinde viski bardağı, televizyonda milli futbol takımını izlerken karşı takıma ve hakeme cahil cahil küfür etmektir.’

Dayısından öyle nefret etmektedir ki evden ayrılmaya, kiralık bir daire tutmaya karar verir. Tabi kahramanımızın kalacağı daire de sıradan olmayacaktır, bulduğu ihtişamlı konağın sahibinin kiracı adaylarından en beğendiği üçer Türk ve yabancı yazar, şair ve ressamın isimlerini 15 dakika içinde yazması şartı vardır. Tahmin edeceğiniz üzere kahramanımız elemeyi başarıyla atlatır, sembolik bir bedelle konağa yerleşir. Kira başvuru formundan; kahramanın en sevdiği Türk şairi olan Oktay Rifat’ın en sevdiği şiirinin de ‘Karıma’ adlı şiir olduğunu öğreniriz.

Kahramanımızın bundan sonraki süreçte neler yaşadığını, başka hangi bilgileri öğreneceğimizi ve genel değerlendirmelerimizi gelecek yazımıza bırakalım.

Yusuf Alpaslan ÖZDEMİ

Bu haber toplam 176 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim