• İstanbul 23 °C
  • Ankara 25 °C

Yürek Hasreti

Yürek Hasreti
Öyle üşüyor ki şimdi yüreğinin nefesinin bile ısıtamayacağı kadar uzak diyarlarda. Oysa kendisini sığdıramadığı bu koca dünyada yüreğinin ne çok yeri var. Çıkıp gelse neler anlatırdı kim bilir!

Her şey, o uzun yolculuktan sonra yüreğini hiç olmadık bir yerde bıraktığında, hiç dinmeyecek acıları yüklenip uzaklaştığında başladı. Oysa ne zordu onu uğurlamak, her şeyin üzerine toprak serpip karanlığa emanet etmek… O günden sonra nerede yaşadığını, nefes aldığını, neye kızdığını, kime küstüğünü, neyi sevdiğini, nelerden kaçtığını, ne zaman güldüğünü, ağladığını, kaç defa acıktığını, en son ne zaman kana kana su içtiğini, hangi kitabın cümlelerinin altını çizdiğini, anlayıp anlamadığını, anlattıklarını duyan olup olmadığını bilemedi. Bu yanmaksa yanmanın tarifini yapamadı, acı çekmekse acıyan yerini gösteremedi. Yıllar akıp geçerken ondan kalan boşlukla küskün, bezgin, solgundu. İçimde birikmiş kocaman bir hüzün vardı, her yeri kaplayan, sessiz sessiz ağlayan…  Sol yanından uğurlarken yüreğini, dönmeyeceğini, bir daha çarpmayacağını; kimi zaman karabasan gibi çöken, kimi zaman da hoyratça dolanan hüznün, onun yerini öylece dolduracağını; her fırsatta onu çağıracağını, onunsa ardına bile dönüp bakmadan giderken geri gelmeyeceğine ant içtiğini biliyordu. İçinde saklamak istedikçe yüreğinin gözün hep yollardaydı, o sarıp sarmaladıkça onun ayağı yollardaydı. Ne kadar çok üzerine titrediyse o kadar yaraladı onu.

Yüreğini kendi elleriyle yolcu ettikten sonra içine çöken pişmanlıkla haritada yerlerini bile bilmediği memleketlerde onu aradı. Yürek; kafesinden kurtulmuş, hürriyetine kavuşmuş bir kuş gibi uçup giderken o, kendi zindanını inşa etti. Artık göğüs kafesi sonsuza dek sürecek mahkumiyetin demir parmaklıklarıydı. Oradan her gece yıldızlara baktı, belki içlerinden biri buğulu gözlerini yüreğine yansıtır diye… Rüzgâra üfledi selamını, belki yerini bulur, kulağına fısıldar diye… Ağlamayı unutmasın diye gözlerine, onu yolcu ettiği anı seyrettirdi her seferinde… Hafızasına kazırken yüzünü, acıyan başını bağıra bağıra duvarlara vurdu. Bağırdıkça içi daha çok doldu, doldukça kendisi olmaktan çıktı. Her gece sabaha döndü, her sabahın akşamı çöktü; bir tek yüreği dönmedi.

Devamı: https://www.insaniyet.net/yurek-hasreti/

Bu haber toplam 36 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Nurullah Genç’in omuzlarındaki dünya25 Eylül 2021 Cumartesi 14:05
  • Türkiye için 'fütürizm' vakti25 Eylül 2021 Cumartesi 10:38
  • Kasaba’nın Büyüsü24 Eylül 2021 Cuma 13:22
  • Türkçe Nedir?24 Eylül 2021 Cuma 13:17
  • Türk dünyasında iz bırakan düşünce adamı: Gaspıralı İsmail24 Eylül 2021 Cuma 13:16
  • Sin Edebiyat’ın 29. Sayısı Yayınlandı24 Eylül 2021 Cuma 13:15
  • İçsel bir yolculuğa aralanan kapı: Bahane Kapısı23 Eylül 2021 Perşembe 15:47
  • Karabatak Dergisinin 58. Sayısı Çıktı23 Eylül 2021 Perşembe 15:43
  • Hayatımızın Acıklı Noktaları22 Eylül 2021 Çarşamba 13:57
  • Sana Gider Senden Yol22 Eylül 2021 Çarşamba 13:44
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim