• İstanbul 19 °C
  • Ankara 16 °C

Yusuf Turan Günaydın: Mehmet Âkif'in Bektaşîliğe Yaklaşımı

Yusuf Turan Günaydın: Mehmet Âkif'in Bektaşîliğe Yaklaşımı
Mehmet Âkif'in mektupları, Âkif'in duygu dünyasını anlamada sunduğu ipuçları kadar Safahat anlama ve yorumlamada da bazı ipuçları sunar.

Safahatta yer alan tasavvufla ilgili dört mısraı, bütünüyle tasavvuf karşıtı olduğu şeklinde yorumlanagelmiştir. Fakat bu dört mısradaki ifadelerin açılımı sayabileceğimiz bazı veriler Âkif'in mektuplarında bulunmaktadır. 

Tasavvuf mu Bektaşîlik mi? 

Takipçisi olduğu Cemaleddin Afganî-Muhammed Abduh çizgisinin 'tasavvuf karşıtı' olduğu düşünüldüğünden Âkif'in de bu karşıtlıkta aynı çizgiyi benimsediği ifade edilegelmiştir. Üstelik Safahatta bu hükmü destekler görünen dört mısraın bulunması bu hükmü beslemiştir. Gerçekten de bu mısralar ilk okunuşta Âkif'in bütünüyle tasavvuf karşıtı bir çizgide bulunduğunu düşündürebilir. Fakat içinde yetiştiği muhit, arkadaş çevresi, beğenerek okuduğu klasikler söz konusu hükmü sorgulamamızı da gerektirecek değerde verilerdir. Mustafa Kara'nın, Âkif tarafından karakteri beğenilen şahsiyetleri incelediği yazısından1, onun bir kısım tasavvuf erbabına hayranlık duyduğunu anlıyoruz. Kara'nın adını andığı iki şahsiyet Mevlevî-Nakşî şeyhi Mesnevîhan Hüsameddin Efendi (1770-1863), 'Said Paşa İmamı'unvanıyla ünlü Rifaî Haşan Efendi (ö. 1889)'dir. Bunlara Âkif döneminin ünlü Melâmî şeyhlerinden Ahmed Amiş Efendi (ö. 1920)'nin damadı ve müridi olan Babanzade Ahmed Naim (1872-1934)'i de ekleyebiliriz.

Âkif'in tasavvufla ilişkisi Mehmet Demirci tarafından incelenmiştir.2 Demirci, Ali Nihad Tarlan ve Nurettin Topçu'dan yola çıkarak Akif'te 'tasavvufa aşina bir gönül'den söz eder. Hatta Topçu'dan alıntılayarak"(...) kendisinde Eflâtunları, Mevlânâ'ları mest eder bir mistisizmin zuhur ettiğini" ifade eder.3 Selâmi Şimşek bu hususta çok daha geniş bir tarama yaparak oldukça sağlam sonuçlara ulaşmıştır.4

Âkif'in tasavvufla ilişkisi Mehmet Demirci tarafından incelenmiştir.2 Demirci, Ali Nihad Tarlan ve Nurettin Topçu'dan yola çıkarak Akif'te 'tasavvufa aşina bir gönül'den söz eder. Hatta Topçu'dan alıntılayarak"(...) kendisinde Eflâtunları, Mevlânâ'ları mest eder bir mistisizmin zuhur ettiğini" ifade eder.3 Selâmi Şimşek bu hususta çok daha geniş bir tarama yaparak oldukça sağlam sonuçlara ulaşmıştır.4

Safahat'ta Tasavvufla İlgili Mısralar 

Âkif'in açık bir tasavvuf karşıtı olduğunu düşünenlerin dayanağı olan dört mısra şunlardır: 

"Sürdüler Türk'e "tasavvuf" diye olgun şırayı; Muttasıl şimdi" hakikat" kusuyor Sıtkı Dayı! Bu cihan boş, yalınız bir rakı hak, bir de şarab; Kıble: tezgâh başı, meyhaneci oğlan: mihrap"5

Safahat'ın ayrıntılı bir sözlüğü yapılmadığı için burada adı geçen Sıtkı Dayı'nın kim olduğunu bilmiyoruz. Rakı ve şarap içen; hasılı dinî emirleri önemsemeyerek'ibahiyeci'bir tavra sahip olduğu anlaşılan bu şahsın şer'-i şerife saygılı tasavvuf erbabından olmadığı açıktır. Âkif'in, araştırıldığında Bektaşî olması muhtemel Sıtkı Dayı'nın şahsında bütün tasavvufu reddetmesi pek de akla yatkın değildir. Zaten aynı bölümün altı mısra altında tasavvufî şahsiyetler olarak Attar ile Sadî'yi sevdiğini açıkça söyler. Mevlânâ ve Mesneviye ilgisi6, neyzenliği7 ve yukarıda sıraladığımız bazı sebepler dolayısıyla Âkif'in bütünüyle tasavvuf karşıtı olabilmesi muhal görünmektedir. 

Âkif'in Mektuplarında Bektaşîlik 

Âkif, içinde'Bektaşî've'Bektaşîler' kelimelerinin açıkça geçtiği mektubunu Abbas Halim Paşa (1866-1934)'nın kızı Prenses Emine Hanım'a yazmıştır. Söz konusu kavramlar Emine Abbas Halim Hanım'ın Merdivenköyü'ndeki Bektaşî tekkesini ziyaret etmesi ve bu ziyaret esnasında hissettiklerini Akif'e yazdığı mektupta açıklaması vesilesiyle kullanılmıştır. Âkif'in bütünüyle tasavvufu mu, yoksa dejenere olmuş tasavvuf okullarını mı eleştirdiğini daha iyi anlayabilmemiz veya bu hususta farklı bir açılıma kapı aralayabilmemiz açısından önce 12 Mayıs 1935 tarihli bu mektubun ilgili cümlelerini iktibas etmemiz gerekir:

‘‘Hanımefendimiz, 

Merdivenköyü'ndeki Bektaşî Tekkesi'nin harabelerini temaşadan mütahassis otmuşsunuz. Tabiî: Maziye karışan bir mevcut yoktur ki izlerini görüp de müteessir olmıyalım. Büyük bir Garp edibinin dediği gibi, ‘Ayrıldığımız her şey varlığımızdan bir parçadır.' Onun için geçmişten, geçmişi düşündüren her hatıradan nasibimiz daima hüzün olur."8

"(...) Vakıa, istek şarttır, diye evâmirin semtine yanaşmayan, sonra, istek haktır, diye menâhî namına irtikap etmedik bir maskaralık bırakmıyan Bektaşîleri hiç sevmem. Bununla beraber, hakkı söylemek lâzımsa, vakit vakit Bektaşîlerin içinden, hatta öbür tarikat saliklerini geride bırakacak kadar, ahkâm-ı şeriatla mukayyet adamlar çıkmıyor değii. Lâkin maalesef pek nadir. U " 9

Mukayese

Safahat‘tak\ mısralarla Âkif'in mektuplarında geçen ifadeleri birlikte düşünüldüğünde 'Türke olgun şıra diye sürülen'in bütünüyle tasavvuf değil, dinin emir ve yasaklarına kayıtsız; dolayısıyla dejenere olmuş tasavvuf okulları olabileceği söylenebilir. Bu olumsuz özelliklere sahip tasavvuf erbabının Safahattaki özellikleriyle mektuplarda zikredilen özellikler birebir örtüşür. Mısralarda 'rakı ve şarap içerek meyhaneden ayrılmayan' ve bunu tasavvufî anlamda'hakikat'kavramıyla açıkladığı söz konusu edilen sûfî(ler); mektuplarda da'evamirin semtine uğramayan(lar)'şeklinde nitelendirilir. Mehmet Âkif, mısralarında tenkit ettiği 'ibahiyeci' sûfî tipini mektuplarında örneklendirmiş olmaktadır. Safahattaki mısralarında, söz ettiği tipin Bektaşî olduğunu tasrih etmemişse de bu tür kimselerin içinde Bektaşîlerin de bulunduğunu mektuplarında dile getirmiş olur. 

Âkif'in Bektaşîlik Yorumu 

Mehmet Âkif Safahatında açıkça söylemese de mektuplarında, Bektaşîleri ibahiyeci tavırlarından ötürü sevmediğini net bir biçimde belirtir. Bu açıdan baktığımızda Âkif'in çağdaşlarından birçoğunun olduğu gibi Ahmed Sâfî (1851-1926)'nin de devrin Bektaşîlerinin bu ibahiyeci tutumundan yakındığını görürüz.10

Burada dikkat çekici olan, Âkif'in Bektaşîliğe yaklaşımındaki 'munsifâne' tavırdır. O, Bektaşîleri bütünüyle mahkûm etmeyerek; "(...) hakkı söylemek lâzımsa, vakit vakit Bektaşîlerin içinden, hatta öbür tarikat saliklerini geride bırakacak kadar, ahkâm-ı şeriatla mukayyet adamlar çıkmıyor değil. Lâkin maalesef pek nadir’.' der ki, bu yaklaşımıyla kamuoyunda yaygın anlayışın ötesine geçmiş olur. Çünkü dindar kamuoyunun bu husustaki kanaati tamamıyla olumsuzdur.

Bektaşîlik tarih içinde geçirdiği dönüşümlerle II. Mahmud dönemine kadar gelmiş ve nihayet Âkif'in yaşadığı çağa kadar ulaşmıştır. Bektaşîlik mensuplarının, haklarındaki olumsuz hükümleri destekleyecek tutumları kamuoyuna yansımış, olumsuz hükümleri hak etmeyen bir kısım Bektaşîler de zaman zaman haklarındaki ithamlara cevaplar vermişlerdir.11

Tarih boyunca çeşitli suçlamalarla itham edilen dinî, siyasî bir kısım oluşumlar -kendi içlerinde bile- genellikle homojen bir özellik göstermezler. Bektaşîler de, özellikle II. Mahmud dönemi sonrasında haklarında iyice artan ithamlar sebebiyle dindar kamuoyunda sevimsiz bir görünüm çizmişlerse de içlerinde töhmetten uzak olanları da her zaman bulunmuş olmalıdır. Âkif'in yukarıdaki ifadeleri de bu görüşümüzü destekler. Çağın İstanbul'unda her tür ekol, tarikat, cemiyet ve gruplarla içi içe yaşayan ve bir kısmının da içinde bulunan Âkif'i devrinin bütün olumsuz şartlarına rağmen insaftan ayrılmamaya sevk eden en önemli sebep, kişiliğinin âdil tarafıdır. O, hiç sevmediği bir sûfî topluluğu hakkında bile insaf ölçülerinden uzaklaşmamaya çalışmıştır.

Sonuç

Mehmet Âkif'in Bektaşîliğe yaklaşımını ortaya koyabilmek için tasavvuf hakkındaki tutum ve fikirlerinden de söz ettiğimiz bu araştırmada aynı konuda daha önce söylenenleri de göz önünde bulundurduk. Yakın zamanlara kadar Âkif'in tasavvuf hakkındaki tutumunun olumsuz olduğu genel bir kabul idiyse de artık bu düşünce, onun tasavvufa bütünüyle değil, kısmen karşı olduğu yönünde evrilmiştir diyebiliriz. Bizim vardığımız sonuç da bu yöndedir. Hemen belirtmeliyiz ki Türkiye'de kamuoyunun uzun bir zaman tasavvuf karşıtı olarak tanıdığı bir kısım ulemanın tasavvufu eleştirmekle birlikte bütünüyle reddetmediği zamanla belirginleşmektedir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri İbnTeymiyye (1263-1328)'dir. Kamuoyuna uzun bir zaman tasavvuf düşmanı olarak tanıtılan bu zatın Abdülkadir-i Geylânî'nin Fütûhu'l-Gayb'ına şerh yazacak kadar tasavvufa aşina ve muhip olduğunu ancak bu şerh yayınlandıktan sonra öğrenebildik. Âkif'in bu husustaki durumu da hemen hemen buna benzer bir durumdur.

Araştırmamızda konuya açılım getiren bir veri olarak mektuplarında rastladığımız bazı ifadelerinin Safahatta tasavvufu 'olgun bir şıra' olarak niteleyen ifadelerine açılım getirdiğini görünür kılmaya çalıştık. Buna göre Âkif'in eleştirdiği tasavvuf, dinî emir ve yasaklara riayet etmeyen sûfî görünüşlü grupların tasavvufudur. Bektaşîlik ise Âkif'in yaşadığı devirde kısmen veya büyük oranda böyle bir görünüm sergilemiştir. Bu sebeple iyi bir dindar olan Âkif, Bektaşîleri sevmediğini mektuplarında açıkça söyler. Bu ifadesinin hemen peşinden Bektaşîler arasında dinî-tasavvufî kurallara riayet bakımından diğer sûfî gruplara nazaran daha üstün durumda olanlara da rastlandığını ekleyerek munsifâne bir yorumda bulunur. Aynı zamanda da bu duruma sık rastlanmadığına da hayıflanır. Mehmet Âkif'in Bektaşîliğe yaklaşımı, onun düşüncede âdil olma hususundaki hassasiyetinin önemli örneklerindendir.

Kaynaklar Ahm ed Sâfî,"Bektaşîler Hakkındaki Mülâhaza-i Munsifâne", Seftnetü's-Sâfi, c. IV, Süleym aniye Kütüphanesi yazm a nüsha, no. 2096, s. 357-362. Ali Ulvî Baba, Bektaşilik Makâlâtı, Haz. İsmail Kasap - Yusuf Turan Günaydın, Horasan Y., İstanbul 2006. Beşir Ayvazoğlu, Neyin Sırrı Hâlâ Hasret: Bir Meşk Silsilesi, Kubbealtı Neşr., İstanbul 2002. M ehm et  kif Ersoy, Safahat, Haz. Öm er Rıza Doğrul, İnkılâp ve Aka K.evleri Y., 11. b., İstanbul 1977; Safahat: Eski ve Yeni Harfli Metinler, Haz. M. Ertuğrul Düzdağ, İz Y., İstanbul 1991, s. 434. M ehm et Demirci, Yahya Kemal ve Mehmet Akif'te Tasavvuf, Akadem i K.evi Y., İstanbul, T.siz. Midhat Cemal, Mehmet Akif, s. 146-147 Mustafa Kara, "Âkif'in Hayran Olduğu Şahsiyetler", Vefatının 71. Yılında MehmetÂkif Bilgi Şöleni: Mehmet Akif, Dönemi ve Çevresi, Türkiye Yazarlar Birliği Y., Ankara 2008, s. 188-201. Selami Şim şek, "M ehm et  kif ve Mevlevîlik", Dergâh, c. XIX, Mart 2008, S. 217, s. 11 ve 20. Y. T. Günaydın, Mehmet Âkif'in Mektupları, Ebabil Y., Ankara 2009.

Mehmet Âkif: Edebî ve Fikrî Akımlar

3. Mehmet Akif Ersoy Bilgi Şöleni’nde sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesi ile oluşan kitap TYB'nin 39, Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 3.kitabı

Bu haber toplam 54 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim