• İstanbul 21 °C
  • Ankara 24 °C

İstanbul’u Anlamak

Rüstem BUDAK

Şehir- İstanbul-  büyüdükçe; insanlar küçülüyor.

Bütün ilişki eşitlenme üzerine değil hegemonya üzerine kuruluyor.
Şehir; belli bir noktadan sonra hiçbir itiraz, rest, muhalefet istememeye başlıyor.
Yönetenlerin karakteri şehrin karakterine dönüşüyor.
Şehri esas yönetenler sermaye sahipleri... Onlar ne isterlerse şehirde o oluyor.
Şehir içinde; şehre karşı savunmasız, itaatkâr, yalnız bir insan kalıyor.

***

İstanbul! İçinden bakınca büyükşehir... Uçaktan bakınca küçükşehir...
Çelik binalar... Gökdelenler... Arabalar... Vapurlar... Tramvaylar...
Metal sesleri martıların sesini galebe çalmış... Metal kalpler... Metal gözler...  Tıkalı yollar... Tıkalı kulaklar...

***

İstanbul; insanı acizlik ve azizlik arasında bırakır.

Ya acziyet içinde teslim oluşa zorlar. Ya aziz kılarak dirilişe zemin hazırlar.

***

İstanbul; erkeklerin cehennemi, kadınların cennetidir.

***

İstanbul'un iki büyük korkusu: Trafik ve Hırsız. Biri dışarda, biri içerde... Millete huzur vermiyorlar.

***

İstanbul çok yalnız bir şehir... Binalar, arabalar, gemiler, lokantalar, mağazalar, fabrikalar... Ve tabii ki insanlar... Bu şehirde her şeye yer var ama insana yer yok... Burada insan ne yaşar, ne sever, ne ağlar, ne güler. Yalnız burada insan bazen azar azar, bazen de hemen çok güzel ölür...
***
İstanbul'a yardım etmek lazım...
Kendini tüketmiş, yoz, banal bir halde... Gerçek bir şey yok... Tutunacak bir dalı yok...
Ya büyük bir savaş, ya deprem veya başka bir şey... 
Bu şehir insanlara isyan edecek... İnsanlar İstanbul'u sömürmek için ellerinde kazma- kürek kazıyorlar ha bire... Taşı toprağı altın diye altını üstüne çevirmişler.
***

İstanbul'a gelene, kimse "Hoş geldin." demez.
İlk soru; "Niye geldin İstanbul'a?"dır.

***
İstanbul her gelen medeniyet- insan birikiminin yeniden inşa etmeye çalıştığı şehir olmuştur. Yeni gelenler genellikle öncekilerin birikimlerini örterek- kapsayarak devam etmişlerdir. Hıristiyan roma Ayasofya üzerinden kendi kimliğini ortaya koymaya çalıştı. Müslüman Osmanlılar Hıristiyan Roma birikimini üzerini Ayasofya'daki resimleri- figürleri örtmesi gibi eserlerin ya dönüştürdü, ya da üzerini örttü. Cumhuriyet döneminde devlet tarafından yalnızlaştırılmaya çalışıldı. Son kuşak olan Anadolu'dan göçlerle gidenler şimdilerde kibir kuleleri ve AVMlerle damgasını vuruyor ve şekillendiriyorlar. Osmanlıların İstanbul figürü Sultanahmet ve Süleymaniye ise, yeni Anadolu muhafazakârlığının figürleri ile gökdelenler oldu.
***

İstanbul Osmanlı coğrafyasının günahlarını kendinde topladı. Önce Balkanlar ve Kafkaslardan insanlar geldi. Ardından Anadolu'dan önce iş için, sonra doğudan devletin zorunlu sürgünleri- köyleri boşaltılanlar, evleri yıkılanlar geldi. Ve halen gelmeye devam ediyorlar, edecekler…

***
İstanbul İslamcıları, nedense İstanbul üzerine en az düşünen- konuşan- tartışan- teklif eden konumunda bulunuyorlar. İstanbul, İstanbul İslamcıları'nı aştığı için onlarda İstanbul hariç her şey hakkında konuşuyorlar- yazıyorlar- eylem yapıyorlar. İstanbul İslamcıları, ne zaman İstanbul için bir şeyler yaparlarsa o zaman, gerçek anlamda dönüşüm- değişim başlamış demektir.
***
İstanbul Doğu ile Batı’nın, Osmanlı ile Bizans’ın bileşkesi olarak sürdürdüğü konumunu farklılıklara rağmen korumaktadır. Bu konumlandırma hem şehirdekinin hem de taşradakinin zihninde devam etmektedir. Şehrin taşıdığı ruh ve akıl bir kimlik oluşturuyor. Kategorileştirme ile anlamak ve ayırt etmek kolaylaşır. Nerede durduğunuzun farkına varırsınız.
İstanbul'un gizli- örtük- saklı hegamonyacı kimliği medeniyet kimliğinin yerine geçtikçe- var oldukça İstanbul'u olduğu gibi görmek zorundayız. İstanbul'un ürettiği- tükettiği kimlikler- kişilikler bağlamında devam eden süreç var. Bu hegamonyacı kimlik evrilerek devam ediyor.

***
İstanbul'da göğe merdiven gibi dayatılan binaların çoğu satılıyor ama içi boş, kullanılmıyor. 
Soğuk camlarıyla ihtişamlarının derin yalnızlığını yaşıyorlar.
Bunların büyük çoğunluğunu yeni sermaye birikimi sağlayan yeniyetme zenginler kendi varlıklarının ilanı için yapıyorlar.
Sahipleri Anadolu'dan İstanbul'a göçüp kendi varlıklarını İstanbul yerlilerine kabul ettirmek için çabalayanlardan oluşuyor. Boğazdaki yalılar yeni zenginler için yetmediği için bu mekanlar üzerinden mülkiyet kavgası verilmeye çalışılmaktadır.
***
İstanbul'u mesken tutan şeyhlerimizin, âlimlerimizin, aydınlarımızın, hocalarımızın, liderlerimizin biri çıkıp Trafik için bir söz söylemiyor. 
Trafik ahlakı, imanımızın asli unsurlarındandır. Her gün yollarda geçen saatlerce ömrün- zamanın hesabını kim- kime verecek? Hayatının en değerli vakitlerini yollarda çürütmek imtihanımızın bir parçası değil mi? Yollarda ölen- öldürülen insanlar kaderimiz mi? yoksa kendi ahmaklığımızın- cehaletimizin- ahlaksızlığımızın bir sonucu mu?
Kazalarla zarara uğratılan- yağmalanan bu ülkenin mülkünün hesabını kim verecek.

***

İstanbul'un en güzel hali; gece halidir.

Gece vakti, Gündüz İstanbul'a takılan maske düşüyor. İstanbul'a sürülen makyaj dökülüyor. Gerçek İstanbul ortaya çıkıyor.

***

İstanbul'un insanlara öğrettiği en büyük şey; şikâyet etmemek...

***

İstanbul; İnsan'ın olabildiğince az, binaları ve arabaların olabildiğince çok olduğu bir şehirdir. İstanbul; girdaptır; yutar, kaybeder.

İstanbul; boğazdır. Boğazdan geçen mideye(Marmara/ Karadenize) dökülür. Boğaz ise nefistir…

İstanbul; gezmesi güzel, yaşantısı rezilliktir…

İstanbul; herkese ait olan ama hiç kimseye yar olmayan şehirdir…

İstanbul; şiiri çok, şairi az olandır…

İstanbul; minare ve kuleler şehridir. Minare; eski zaman ibadet edenlerinin mabedine ait... Kule; modern zaman ibadet edenlerinin mabedine ait...

İstanbul; dünyanın en güzel şehir fotoğraflarının çekildiği yerdir. ...

İstanbul; global bir köydür…

İstanbul; patlamaya hazır Ümraniye çöplüğüdür…

İstanbul; dünyanın en güzel şehridir…

İstanbul; postunu sermiş bir bilgedir. Ama hep ders verir, ders almasını bilmez…

İstanbul, insanın kendisini en yalnız ve en güvensiz hissettiği şehirdir…

İstanbul; kaosun en çok yakıştığı şehirdir…

İstanbul; ne yaparsanız yapın; her zaman, birçok, önemli, vazgeçilmez şeyin eksik kaldığı yerdir.

***

İstanbul; üretim, özgünlük, yenilik şehri değil...

İstanbul; büyük bir pazarlama şehridir. Yaşama, düşünme, hissetme, bilme şehri değildir.

Düşünce- Edebiyat- Eşya- Marka- Müzik- Araba- Ev- Rezidans vd. ne bulursa, ne görürse, ne duyarsa, ne okursa pazarlamaya çalışıyor. Pazar değeri düşenleri bir yana bırakıyor. Hemen yenilerini pazarlamaya başlıyor.

***

İstanbul'da medeniyet kurulmaz.

Çünkü İstanbul; Doğu ile Batı, Anadolu ile Avrupa, Modernizm ve Muhafazakârlık arasında kurulmuş bir köprüdür.

Ve dahi, köprüler üzerinde medeniyet kurulmaz.

Bu yazı toplam 183 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim