• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

ŞEHİR ARAŞTIRMALARI ve ANLAŞILMAYANLARDAN OLMAK

M. Ali ABAKAY

Şehir Araştırmaları, günümüzde tarihe kapı aralamaktır, edebiyata, sanata, kültüre, mimarîye, musıkîye giriştir, dünle bu günü buluşturmaktır, her şehrin parça parça bir araya getirilen değerlerini bütünleştirip, tabandan tavana yol alıştır, insanın geçmişiyle yüzleşmesidir.

 

Şehir Araştırmaları’nı gündemimizde canlı tutmanın, sürekli dile getirmenin sebepleri üzerinde durmayanın bizi anlaması mümkün değildir.

 

Anlaşılmayanlardan olmak, sıra dışı yazılar kaleme almış olmak, mevcut olanla barışık halde olmama halimiz, günümüzde yapılanların yanlışlıkları sebebiyledir, doğruların ortaya çıkmaması nedeniyledir.

 

Biz, her ilde böyle bir merkezin açılmasında üzerimize düşen görevi hakkıyla yerine getireceğimizi ifade ederken, bir şehre dair kaleme alınmış, elli-yüz kitabı bir araya getirmek, on-on beş dergiyi, yirmi-yirmi beş gazeteyi temin etmenin arzulanan olmadığını dile getirelim. Anlaşılmamanın bariz numunesi olan bu tarz oluşumların ne kişiye ne kuruma faydası dokunur, bilinmesi elzem olan budur.

 

İnsanın içindeki ihtiras, daima kendisini öne sürmesiyle birlikte çalışmalarına yön verir. Bu tarz çalışmalara başlanıldığında kişinin kendisini önemli konuda görmesine yol açar. Bu sebeple gördüğümüz kadarıyla anlaşılmak istenmeyişimizin temelinde yatan ayrıntılardan biri bu olsa gerek.

 

Şehirlerle ilgili her okulda ve üniversitelerde o şehirle ilgili derslerin konulması teklifimizin yıllar öncesine ait olduğunu hatırlattığımız bir dostumuzun sitemiyle karşı karşıya kaldık:

-Ben, bunun için çalışıyorum. İki-üç aydır üzerinde uğraşıyorum. Neden söylemediniz?

 

Günümüzde şehir araştırmaları oldukça revaçta. Şehir Araştırmaları Merkezi adıyla açılan birkaç yer bilmekteyiz. Bizim, bu konuda Şehir Araştırmaları Merkezi adıyla yayınlanan çalışmalarımız, kitaplarımız mevcuttur. Şehir Araştırmaları Merkezi’ne dair kaleme aldığımız makalelerin iki cildi aşkın hacme sahip olduğunu belirtelim.

 

Diyarbakır Özeli’nde geliştirdiğimiz ve her şehre uyarlanabilen bu yöntem için itirazlarla karşılaştık, çoğunlukla:

 

-İstanbul genel şehir olsaydı, daha iyi olurdu. Diyarbakır adı geçince insan, biraz mesafeli yaklaşıyor!..   

 

Biz, bildiğimiz, doğduğumuz, yaşadığımız şehri iyi şekilde bildiğimiz için, bu yöntemi uyguladık. Birçok makalemizin altındaki dip notta “Bu diğer şehirler için aynı sonucu verir.” Demeyi ihmal etmemişiz.  Kendi doğup, büyüdüğümüz, yaşamakta olduğumuz şehri bu merkez için “Pilot İl” seçmemizin sebepleri, hem şehre dikkât çekmesini sağlama hem de diğer şehirlere dair çalışmaları yerinde ete-kemiğe bürünmesine vesile olmadır.

 

Sadece bir şehir değil, seksen bir şehire aynı mesafede olma, her şehri genel ve özel yönleriyle kaynak ve materyal bakımından kitaplıklara ayırma yoluyla okura, araştırmacıya, vatandaşa bir hizmet sunabilme çabamız anlaşılmadığı veya anlaşılmak istenmediği vakit, yapılabilecek olan yerinde durmak ve susmak mıdır?

 

İlim erbabı insanların bin bir yokluğa ve sıkıntıya rağmen, ideallerini gerçekleştirdiğini bildiren bir dostumuz, “Durmak yok, yola devam!..” derken, hiçbir aracın veya vasıtanın yakıtsız yol almadığını belirten ifademiz karşısında susması, neyin işaretidir?

Durduğumuz yok ve senelerdir bir ömrü heba ettiğimiz bu yolda, yapılanları görmeyenlere, duymak istemeyenlere, düşünmeyenlere cevabımız zaten olması mümkün değildir.

Bu bir gönül, sevda kârıdır, başka bir iş, meşgale değildir, olması düşünülemez.

 

Üniversite Camiasından teklifimize olumlu yaklaşan olmazken, yerel yönetimlerin konuya ne derecede duyarlı olması beklenir. Özel müteşebbislerin ticarî düşünmeleri, bu işin olmasının önünde engeldir. Resmî yetkililerin konuyla alakasız duruşu, belki haberlerinin olmayışına yorumlanır.

 

İstediğimiz bir sinema salonu açmak olsaydı, kolaydı.

 

İstediğimiz bir kahvehane olaydı, gam yoktu.

 

İstediğimiz küçük bir sahaf dükkânı değil.

 

İstenen, kapısına istenildiğinde kilit vurulabilecek yer olamaz.

 

İstenenin ne olduğunu bilmeyenler olabilir, aslında.

 

Daha önce de belirtmiştik, isteneni, tekrar edelim, istenirse:  Medeniyeti Yeniden İhyâ ve İnşâ Etme Hareketi!..

 

Biliyoruz, yine anlaşılmayacağız.

 

“On binlerce kitapsa, on binlerce dergiyse, on binlerce gazeteyse zaten kütüphanelerimiz var, fotoğraf deseniz telefonla bile çekiliyor.” Deme anlayışına, düşüncesine sahip olanlar, medeniyetin ne olduğunu nereden bilecek, nasıl anlayacaktır, bizi?

 

İstenen ve anlaşılan birbiri ile örtüşmediği vakit, işin ehline verilmediği ortaya çıkar.

 

İş ehline verilmiyorsa, işin ve ehil olmanın ne olduğu bilinmiyorsa, susmak gerekir, bir yerde.

 

Her şeyin para ile pul ile değer kazandığı devranda anlaşılmamız, başka baharlara kalacak, biliyoruz.

 

İnsan, diktiği ağacın meyvesini tatmayacağını bile bile ağaç yetiştirir mi?

 

Yaşlı Adama sorar Padişah:

 

-Siz, bu ağaçları neden dikersiniz?

 

Yaşlı Adam, bir kısım ağaca işaret eder:

 

-Bunları dedem yetiştirdi.

 

Sonrasında diğer ağaçlara işaret eder:

 

-Bunları babam dikmişti.

 

Padişah, aldığı cevaba karşılık şaşırırken, son vurucu cümle gelir, ardından:

 

-Bunları da ben çocuklarım için ektim. Onlar da torunlarım için ekecek!..

 

Bilmiyoruz, çocuklarımız torunlarımız için bu merkezi geliştirecekler mi?

 

Eminiz, bin bir zahmetle, cefa ile yazılan kitapların yitiklere karışmasını istemiyoruz, yazanları rahmetle anmak istiyoruz. O değerlere zarar gelmesini istemedik, bu günde yarına taşımak bizim vazifemiz. Çocuklarımızın da babalarına dedelerinden kalan eserleri-değerleri torunlarımıza nereden geldiklerini, nelerin olduğunu bilmeleri için bu mirası korumaları esastır.

 

Yazılı kaynaklar olmazsa ne köprünün ne hanın ne ibadethanenin ne inancın ne tarihin ne de değerlerin kıymeti bilinir...

 

Bu yüzyılda kitaba, yazılı kaynaklara değer vermeyişimizin sancıları içinde kıvranırken, dünü bilmeyen, bu günü doğru dürüst yaşamayan ve yarına karamsar bakan kuşakların durumu ortadadır, içler acısı durumunu izaha gerek var mı?

 

Teknoloji çağı yalanına inanmıyoruz, bizi kimse ikna etmeye kalkışmasın. 

 

Bu şehir araştırmalarının her şehirde, bölgede yapılması bir görevdir, ibadet aşkıyla. 

 

Bunu anlatmaktan yorgun düştü, bedenimiz. Lakin ruhumuz, yenilgiyi kabul etmeye yanaşmıyor, biline.   

 

Biz, gölgesinde dinlendiğimiz ağacın dallarının kırılmasını istemedik, istemiyoruz. Yeniden, ağaç dikmenin kime ne zararı vardır?

 

Şehir Araştırmaları Merkezi, ulu çınar misali her dalında farklı meyveler verince anlaşılacak!..

 

Biz, olmasak bile yeni kuşak, bunun kıymetini bilecektir, bilmek zorundadır; ilmen, siyaseten, dinen, örfen!...

Bu yazı toplam 255 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim