• İstanbul 26 °C
  • Ankara 20 °C

15 Temmuz'un Sosyolojik ve Kültürel Etkileri

Musa Kazım ARICAN

15 Temmuz; sosyal yapımıza, kültürümüze, tarihimize ve öz benliğimize yapılan bir darbedir.

Başarılı olunsaydı bu asil ve kahraman milletin kimliği ve kimyası değiştirilmeye çalışılacaktı.

Her şeyden önce belirtmeliyim ki 15 Temmuz darbesi, diğer darbelerden farklı idi. Daha önceki darbelerde dış onay vardı ve darbelerden sonra seçim yapılır, yönetim askerî vesayet ile ilişkili olarak siyasete devredilirdi.

Bu defaki darbe Mısır'daki darbe gibi olacaktı hatta daha vahimi olacaktı. İran gibi bir yönetim olacaktı. Sözde İslam ama özde kabalist, Bâtıni, ezoterik, Judeo Christeo içerikli yani İsrail ve Vatikan kontrolünde bir askerî vesayet olacaktı. Asker görünümlü işgal ve istila ile Müslüman / Cemaat görünümlü dönüştürme ve asimile operasyonları olacaktı.

Humeyni gibi Fetö de Türkiye'ye gelecektir. Hain Akın İpek kendi saraylarını yapmıştır. Kurdukları İpek Üniversitesi de darbeden sonra oluşturulacak algı operasyonlarının altyapısına göre kurulmuştur. Dünyanın ikinci büyük film platoları, dijital oyun bölümleri vb. ancak daha da önemlisi üniversite tam ABD ve İngiliz mimarisi ve girişinden itibaren Vatikan ve İsrail motifli simgelerle inşa edilmiştir.

Tüm bunlar olmadı, hem başta Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı ve asil duruşuyla, Başbakanımızın ve ardından Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilkeli duruşlarıyla hem de kahraman ve necip milletimizin darbeye darbe yapmasıyla, ölüm ölümle karşı koymasıyla bu girişim engellendi.

Kanaatim odur ki bu asil milletin Çanakkale'den sonraki Anadolu'daki ikinci var olma ve yok olma mücadelesi idi. Bir anlamda ikinci Kurtuluş Mücadelesi verilmişti. Bu defaki saldırı Çanakkale'deki gibi açık ve aleni olmamış, içerdeki hainler ve iş birlikçileri tarafından sinsice ve kalleşçe yapılmış bir saldırıdır. Düşmanın dahi merdi makbuldür. Bunlar arkada durur ve arkadan vururlar. Bunlar İslam'ı da bu milleti de arkadan kalleşçe hançerlemişlerdir.

Aslında şer görünende hayır; hayır görünende şer olabiliyor. 15 Temmuz da hayırlı sonuçlar doğurmuştur.

Bu bağlamda, 15 Temmuz darbe girişimine, sosyolojik olarak bakıldığında “Millî İrade” bilinci oluşumuna ve “Millî İrade” şuurunun güçlenmesine büyük katkı sağlamıştır.

Kültürel açıdan toplumun her rengi kenetlenmiştir. İnanç, düşünce, renk, dil, kültür ayrımı yapılmaksızın toplumun darbe karşıtı tüm kesimleri bir araya gelmiştir. Birlik olunmuştur.

Toplumumuzun millî irade taraftarları sağ/sol, dindar/seküler, kadın/erkek, genç/yaşlı, avam/havas gibi her rengi camide hiçbir ayrım olmaksızın aynı safta durduğu gibi vatan sathında darbeye göğüs germiştir.

Sosyal ve kültürel çeşitliğe ve farklılığa sahip tüm insanlarımız, devletine sahip çıkmıştır. Devlet bilincimiz güçlenmiştir. Devlete sahip çıkma şuurumuz artmıştır. Özellikle Arap Baharı dedikleri şey -artık ne menem bir şey ise- bize devletsizliğin ne demek olduğu açıkça göstermiştir. Eleştirileri olanlar olsa da görmüşlerdir ki mültecilere, mazlumlara, muhacirlere ve göçmenlere sahip çıkan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır. Dünyada sanki devlet kalmamış; tek liman eksiğiyle, kusuruyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur. Bu son kale de düşerse -Allah korusun- mazlumların, gariplerin, muhacirlerin sığınacağı bir liman, bir kale ve bir esenlik yurdu kalmayacaktır. Tüm dünya devletlerine baktığımızda “Bu Cennet Vatan” bir “Esenlik Yurdu”dur. Şükredelim ve kıymetini bilelim. Yüce Yaratıcı “Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım.” buyuruyor. Nankörler sahip olduklarını kaybeden kimselerdir. Dünya coğrafyasına ve dünyadaki devletlere baktığımızda “Bu Yüce Devlet Büyük Bir Nimet”tir. Nimetin kadrini, kıymetini bilirsek daha iyisine layık oluruz, değilse nankörlük ederiz ve var olanı da kaybederiz. Şükür ki bu aziz millet hiçbir zaman devletsiz olmamıştır. Devletleri yıkılmış ama daha güçlü devletler kurmuşlardır. O nedenle dost düşman bilmeli ki bu yüce milletle uğraşmayın. Bırakın kumpasları, entrikaları; yoksa başınıza dert olacak daha güçlü devlet kurarız.

15 Temmuz göstermiştir ki bu necip millet için “vatan” ve “devlet” canından, malından da yârdan da yârandan da daha değerli ve kıymetlidir. “Vatansız ve devletsiz olana kadar canımızdan oluruz.” diyen bir kahraman millettir bu millet: Ey Dünya! Bilin ve anlayın bunu!

Atalarımız bunu göstermişti nitekim. Vatansız olmaz! Devletsiz olmaz! Evlatları da ataları gibi vatansız ve devletsiz olamayacağını vatanlarına ve devletlerine sahip çıkarak göstermiştir.

Tabii burada Yüce Mevla'nın yardım ve inayetini göz ardı etmeyelim! Bu millet, Allah'ını unutmadığı sürece Rabbi de onu yalnız bırakmayacaktır. Mevla'nın lütfuyla bu millet asalet ve kahramanlık kazanmıştır. Rabbiyle olan irtibatı koparsa işte asıl o zaman kaybetmiş olacaktır. Malazgirt’te, Çanakkale'de bu aziz millete nusretini açıkça göstermiştir.

15 Temmuz’da Yüce Yaratıcı bu millete bir sekine indirdi. Korkuyu, bu necip milletin kalbinden kaldırdı. Hemen hemen o gece herkes genci yaşlısı, amiri memuru, kadını erkeği bir aslan parçası kesilmişti. Duyduğum hemen herkes abdestini almış, iki rekât namaz kılarak sokağa çıkmıştı. Bu ilahi bir nusret değil de nedir? Halk, ilham gelmiş gibi topyekûn aynı şeyi yapıyor!

Modern dünyada vatan ve devlete nasıl sahip çıkılacağının sosyolojik ve kültürel yegâne örneği, 15 Temmuz darbesine halkın yaptığı darbedir.

15 Temmuz, ayrıca şunu da göstermiştir ki “Bu milleti asimile ettik.” dedikleri anda dahi bu millet teslim alınamıyor. Dikkat ediniz Arap Baharı bahanesiyle tüm Arap devletlerini ve toplumlarını teslim aldılar. Hem de zorlanmadan.

Oysa üzerine en çok oynanan ve karşılaşmadığı entrika kalmayan bu asil halk, 15 Temmuz’da küresel güçlere dünya tarihinin yazmadığı bir dersi vermiştir. Fetöcü hainlere göre bu halk korkaktır ve askeri görünce yelkenleri indirir, deniyordu. Oysa bu halkın diğer halklar gibi olmadığını hâlâ anlamamışlar! Dedelerinin yediği silleleri unutmuşlar.

15 Temmuz bir başka açıdan II. Dünya Savaşı sonrası yarım bırakılan bir işi tamamlama girişimidir. Anadolu'ya sıkıştırılan bu kahraman millet, Osmanlıda olduğu gibi din adamı görünümlü hainlerle -1800’lü yıllarda İngilizlerin Orta Doğu’da 1500 yakın din adamı kılıklı ajanı olduğu ileri sürülür, Abdulvehhap bunlardan birisidir- 40 yıldır içerideki hain Fetö eliyle bizzat bu asil ve aziz milletin evlatları, zeki ve başarılı çocuklardan devşirildi. Artık düşman içimize Hans, John olarak; bizzat İngiliz Alman vb. ajanlarla girmedi. Müslüman görünümlü iş birlikçileri ve ajanları ile Ahmetler, Mehmetler, Ayşeler ve Fatmalar bu hain ajan kuklası ve hizmetçisi hâline getirildi. İçeriden vurulmak istendi bu millet. Esasen hiçbir toplumun karşı koyamayacağı bir saldırı ve teslim alma yöntemiydi bu! Hamdolsun 40 yıllık tuzakları sonuçsuz kaldı! Çünkü Allah'ın tuzak kuran fasıkların, hainlerin tuzaklarını bozan en büyük “Tuzak Bozucu” olduğunu unuttular!

Hain Fetö eliyle 40 yıldır bu millete dünyanın en tehlikeli yöntemi olan İNKÜLTÜRAYON sistemi uygulandı. Bizdenmiş gibi gözüken uygulamalarla inancımız, itikadımız, kültürümüz, geleneğimiz ve değerlerimiz ters yüz edilmek istendi. Bizim gibi namaz kılan, giyinen, bu topluma ait kavramları abi, abla, imam, himmet, hizmet vs. kullanan kişiler; kabalist yani Yahudi ve Hristiyan unsurlarla kültürel dokumuzu ve sosyolojik yapımızı bozmaya çalıştı. Öncelikle 40 yıl boyunca bu milletin kimyası değiştirilmeye ve dönüştürülmeye çalışıldı. Millî ve dinî ne kadar kavram ve değerimiz varsa bunlar kullanılarak bunların içeriği boşaltıldı. Bunlara kendileri özel ve şifreli anlamlar yüklendi. Kabalist sistemde olduğu gibi bunlarla Bâtıni ve ezoterik bir metafizik dünya kurmaya çalıştılar. Sapık ve sapkın itikatları, din anlayışları, sahte mehdi ve mesih anlayışları ile bu milletin yıllardır bayraktarlığını yaptığı İslam dini anlayışı tebeddül ve tebdil edilmek istendi. İlayı kelimetullah bilinç ve şuuru yok edilmek istendi. Cihat gibi mücadele referansları ters yüz edilmek istendi. İslam; ılımlı ılımsız, kendi Müslüman kardeşi dururken gayrimüslime hoşgörülü, dinler arası diyalog gibi zırvalarla İslam kültürü ve Müslüman sosyal yapısı ebter kılınmak istendi.

Bu bağlamda 15 Temmuz sadece vatana ve devlete sahip çıkma teşebbüsü olmadı bu aziz Millet için, aynı zamanda İslam’ına, kültürüne, değerlerine ve namusuna sahip çıkma girişimi olmuştur. Allah korusun bu hainler başarılı olsaydı cennet vatanımız istila edilecek, parçalanacaktı ve ne bayrak ne de ezan kalacaktı. Merhum Akif bunu ne muhteşem haykırıyordu İstiklal Marşımızda... Akif'i iyi anlayalım genç kardeşlerim...

Ama İslam'ın alemini temsil ettiği sürece, Allah'ın inayetiyle ne ay yıldızlı hilal inecektir ne de ezanlar susacaktır! Bir musibet bin nasihatten yeğdir, derler ya 15 Temmuz bizi kendimize getirdi. Son zamanlarda içeride ve dışarıda yaşanan hadiseler, Beşiktaş patlaması, Rus Büyükelçi saldırısı, Helep'e topyekûn saldırı bu tehdit ve tehlikenin boyutlarını ayan beyan göstermektedir.

Aslında 15 Temmuz’da tam olarak ne yapılmak istendi? Fetö marifetiyle 40 yıldır bu milletin nezih bedenine ve vatanına zerre zerre zerk edilmeye çalışılan kabalist virüs ile bu beden yani cennet vatan dize getirilmek ve diz çöktürülmek istenmiştir. Fetö aslında merkezi Anadolu olan ama onun aracılığıyla tüm dünyaya yayılan, CIA; MOSSAD; IM5 dozlu bir virüs idi. Bu virüs ile bu millet takatsiz bırakılmak istenmiştir. 17/25 Aralık teşebbüsleri bu hain virüsün tezahür ettiği dönemdi ve ondan sonra da onu vücuttan atma operasyonları başlatılmıştı devletimiz tarafından. Ama kendini en çok gizlediği asker î kanat üzerinden bu hain fetö virüsü son ve nihai darbesini 15 Temmuz’da vurmaya çalıştı. Ancak başta Mevla'mın yardımı, ardından bu asil milletin ferasetiyle bu büyük ifsat projesi akim bırakılmıştır. Fetö, dünyada eşi benzeri görülmemiş ve o kadar ince, detaylı bir ifsat projesidir.

Genç kardeşlerim sizler bunu bizzat gördünüz ve yaşadınız. Hatta bu meşum darbeyi en önde savmaya çalışan gençlerdi, kadınlardı. Gençlerimize her zamankinden daha fazla güveniyorum. Hiç kimse şunu unutasın ki gençler ve kadınlarımız tek başına bu vatanın sigortasıdır.

Bu millet, “Her inanç, her düşünce, her renk, her dil, barış içinde, huzur içinde, bir ve beraber yaşayalım.” dedikçe bu hain Fetö örgütü ve benzerleri ihanetlerle bunu sabote etti. Bu millet her şeyi affeder ama ihaneti asla affetmez. Din de ahlak da ihaneti kabul etmez.

Esasen herkesin merak ettiği şey şudur: Böylesi nezih kültürden ve böylesi güzide bir toplumdan nasıl böylesi “sapık bir örgüt” çıktı? Ya da yer buldu? Aslında bunun cevabı bu örgütün normal bir yapı olmadığı ile alakalıdır. Vücuda giren virüs gibi bir süre sonra buradaki yararlı unsurlardan beslenerek kansere dönüşen virüs hâline gelen bir örgüt. Bizim millî, dinî ve ahlaki değerlerimizi kendi melun amaçlarına alet etmişlerdir. Bu sayede finkültürasyon yaparak değerlerimizi de değersizleştirmeye ve bunların içini boşalmaya çalışmışlardır. Bizdenmiş gibi gözükerek, münafıklık yaparak bir fesat örgütü hâline dönüşmüştür.

Bu örgüt, başındaki hain, sapık ve hasta ruhlu insan müsveddesi aracılığıyla sadece ülkemizde değil; Judeo-Chyistiano inancı ve zihniyetinin kontrol ettiği, küresel güçlerin uzanmak istediği tüm dünyaya uzandırılarak bir “ifsat projesinin” taşeron örgütlüğünü üstlenmiştir. Bu anlamda belki de dünyanın şu ana kadar gördüğü en tehlikeli örgütlerden biridir.

Söz konusu örgüt “sureti haktan gözükerek” bu asil milleti hem itikat hem de kültürel olarak dejenere etmek için içimize sokulmuş “Judeo-Chrstiano” zihniyetinin “Truva Atı”dır. İrfanla, hikmetle ve erdemle yoğrulmuş bu necip milletin sosyolojik ve kültürel kimyası bozulmak istenmiştir. Tabiri caiz ise “iç kurdu” gibi sincice, içten içe toplumsal ve kültürel yapıyı “Judeo-Christiano” kültür ve inancına benzetmeye çalışmışlardır.

 “Kadim medeniyet değerlerimiz” hiçe sayılarak bu değerlerin içten içe yok edilmesi gibi bir sinsi dönüştürme çabası ortaya konmuştur. Bu vatanın evlatları, kendi medeniyet değerlerimizle örtüşmeyecek bir şekilde soruları çaldırılmak, hak yemek, insanların mahremiyetlerini kayıtlara alarak şantaj onlara şantaj yapmak gibi gayri insani, gayri ahlaki ve gayri İslami yöntemlerle sözde “kariyer sahibi” yapılmış; daha doğrusu “mankurt”laştırılmıştır. Bizzat bu mankurtlar ve sözde kariyer sahibi satılmış, kiralanmış ve devşirilmiş piyonlar eliyle millet iradesinin merkezi TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, MİT, Emniyet gibi kamu kurumları yanında doğrudan halkımız bombalanmış, kurşunlanmıştır.

Aslında hiç de bu medeniyete ait olmayan bir örgüt söz konusudur. Kur'an'sız, Peygambersiz hatta İslamsız sözde Müslümanlık oluşturularak bu örgüt üyeleri, kendi kültür ve sosyal yapılarından koparılmış; esasen başkalaştırılmışlardır.

Şimdi anlıyoruz ki ahlakla, insanlıkla ve inançla mücehhez yoğrulmuş ne kadar yüce bir medeniyetin, kültürün ve toplumsal yapının mensubuyuz. Bu kadim medeniyet değerlerimizi çok daha muhkem hâle getirmeliyiz. Kadim medeniyetimizin tezahürü olan Anadolu kültürünü, irfanını daha özenle incelemeliyiz, onu yaşamalı ve yaşatmalıyız.

 

Şayet bu darbe başarılı olsaydı daha önceden oluşturdukları birimler eliyle toplumun-ki onlardan birisi dünyanın ikinci büyük film platosunun kurulu olduğu ve kapatılan İpek Üniversitesi idi- bu milletin kimyasını bozmak için hem itikadı hem kültürü hem de toplumsal yapısı dejenere olacaktı.

Kınamak ya da yadırgamak için söylemiyorum, Orta Doğu'da yaşayanlar, tabiri caiz ise eli ayağı tutan insanlar vatanını terk ediyor. Neden? Çünkü oradaki rejimler; eliyle bu insanların zihinlerinden ve ruhlarından vatan duygusunu, bayrak, ezan şuurunu yok ettiler. Cihat bilinci kaldırıldı. Dejenere edilmiş bir kültür aracılığıyla halk sindirilmiş, korkutulmuş ve asimile edilmiştir. Dil değiştirilmiş, kültür bozulmuş, inanç ve itikat saptırılmış ve geriye korkup kaçmak kalmıştır.

Asıl soru, Orta Doğu'da boşaltılan yerler ne olacak? Cennet vatanımız istila edilse ne ikame edilecekti buralara? Bu hain örgüt kimin taşeronluğunu yapıyordu? Kime ve kimlere hizmet ediyordu?

Daha önce dile getirdiğim “Judeo-Christiano” zihniyetinin uşaklarıdır bu örgüt. Asıl darbe, bu ön darbeden sonra gelecekti: kültürel darbe. Algı operasyonları yapılacaktı. Bu milletin, zihin kodlarıyla oynanacaktı. Tarihimiz ve hafızamız yok edilecekti. Halep'te yapılan nedir? Tarih, kültür ve medeniyet yok ediliyor. Bunun nişanesi olan ne kadar mühür, iz, eser varsa yok ediliyor. Burada da aynısı olacaktı. Kâhin olmaya gerek yok bunu söylemek için. Buna engel olan, olma ihtimali ve potansiyeli olanlar, kurumlar ve yapıların hepsi tarumar edilecekti. Suriye'den çok çok daha kötü olacaktık. Bu denli büyük bir istila ve sömürme politikası uygulanacaktı.

Ama başta Rabbimizin yardım ve inayetiyle, ardından Cumhurbaşkanımızım feraset ve dirayetiyle, tüm yönetici ve idarecilerimizin katkısı ve dahası kahraman milletimizin cengaverliği ile bu büyük oyun ve çok tehlikeli tuzak bozulmuştur.

Ne oldu? Bizi biz yapan değerlerin farkına vardık. Medeniyet kodlarımızı hatırladık. Kültürümüzün önemini kavradık yeniden. Bilinçlendik ve kenetlendik.

Yeterli mi? Hayır. Kadim medeniyet değerlerimizi daha fazla işlevsel kılmalıyız. Daha çok çalışmalıyız. Tembellikleri, ayrılıkları bir kenara bırakmalıyız. Bir olmalı, diri olmalı ve çok çok daha fazla çalışmalıyız. Toplumsal barışı her alanda, kurumlarımızda, iş yerlerimizde, mahallemizde, şehrimizde, siyasette, ticarette, eğitimde vs. her alanda yaygınlaştırmalıyız.

Yeterli mi? Hayır. Kültür; bilinç ve zihin inşa etmede çok önemlidir. İnsan bilimleri, sosyal bilimler, kültür bilimleri alanında birlik ve dirliğimize daha çok katkı sağlayacak çalışmalar yapmalıyız. Tarih, edebiyat, inanç alanlarında hem teorik hem pratik çalışmalar yapmalıyız. Birlikteliğimize katla sağlayacak, kadim değerlerimizi keşfettirecek romanlar, hikâyeler, öyküler, şiirler yazmalı; bunları çoğaltmalı ve bu bağlamda kültürel ve sanatsal faaliyetleri ve çabaları artırmalıyız.

Yeterli mi? Hayır. Eğitim alanında daha köklü çabalar ortaya koymalıyız. Kendi kadim medeniyet değerlerimizle yüklü ve kendi irfan, hikmet ve erdem geleneğimizle donanımlı kültürel değerlerimizle yoğrulmuş müfredat, program ve materyaller oluşturmalıyız. Eğitimciler; bir sanatkâr gibi yeni nesillerimizi tamamen millî ve yerli, insani ve ahlaki, vatanperver ve güçlü iradeli olarak yetiştirmelidir.

Yeterli mi? Hayır. Kendi sahih kaynaklarımızdan doğru ve sağlıklı din anlayışlarını öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Makul ve istikamet üzere olan Kur'an ve Sünnet eksenli bir din ve İslam anlayışını güçlendirmeliyiz. Tüm eleştirilerine rağmen Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültelerimiz sahih din anlayışımız ve yaşayışımız için bu ülkenin en önemli sigortasıdır. Şayet bu iki müessese olmasaydı hâlimiz çok daha vahimdi.

Daha eleştirel, daha sorgulayıcı bir düşünce ve zihin inşa etmeliyiz. Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç'in ifadesiyle “Elimde imkân olsa tüm Müslüman Doğu’nun okullarına eleştirel dersi koyarım.”.

 

 Kimse aklını kiraya vermemeli. Her bir birey doğrudan Rabbine bağlanmalı, O'nunla irtibat kurmalıdır. Esrarengizlikler, gizemler, rüyalar üzerinden bir din değildir İslam. Makul, şeffaf ve anlaşılır bir dindir İslam.

Yeterli mi? Hayır. Çalışmadan, haksızca, hak yiyerek, kul hakkına girerek imkân ve fırsat elde edilmemesi gerektiğini yeniden hatırlamalıyız. Yanlış tevekkül ve kader anlayışlarından olabildiğince uzaklaşarak, daha çok çalışarak, dürüstçe, hakkaniyetli, adaletle kazanmayı, imkân ve fırsat elde etmeye çalışmayı yaygınlaştırmalıyız. Bulunduğumuz konumların vatana, millete ve insanlığa en iyi hizmet edilecek yer olduğunun bilinciyle kamu görevlerimizi kendi özel işimiz gibi görüp gece gündüz çalışmalıyız. En büyük ihanetlerden birinin de işgal ettiğimiz yerlerin hakkını vermemektir.

Şayet bunlara uymaz isek dün Endülüs'ün başına gelen, Bosna'nın başına gelen bugün Irak'ın, Mısır'ın ve Suriye'nin başına gelen bizim başımıza gelecektir.

Ama biz inanıyoruz ki Yüce Allah “Nur'unu tamamlayacaktır”. Fasıklar istemese de kafirler istemese de. Bize düşen doğru ve sağlam bir duruş. Dün olduğu gibi bugün de Allah'ın izniyle Judeo-Chritiano küresel güçlerinin tüm çabalan boşa çıkacaktır. Tanklarla, uçaklarla, füzelerle de gelseler; uzaylılarla da gelseler bizi yenemeyecekler. Birliğimizi bozamayacaklar. Dirliğimizi yok edemeyecekler. Ülkemizi bölemeyecekler. Vatanımızı parçalayamayacaklar. Ay yıldızlı ve hilalli al bayrağımızı indiremeyecekler. Ezanlarımızı susturamayacaklarıdır. En kalbi şükranlarımla...

 

Bu yazı toplam 915 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim