“Ağlama duvarı” oldu “zırlama duvarı”!

D. Mehmet DOĞAN

Bazılarını kızdıracak, hatta küplere bindirecek bir paralellikten söz ederek başlamak istiyorum:

Türkiye’de Anıtkabir ziyareti nasıl resmî teşrifatın bir parçası ise, İsrail’de de Ağlama Duvarı ziyareti protokol icabıdır!

Her iki otorite de resmî ziyaretçileri bu teşrifata uygun davranmaya zorlar. Uymamak için ciddi gerekçeleri, katı tavırları olanlar, bu ziyaretlerden kerhen muaf tutulur. Fakat bu muafiyet ev sahibini asla hoşnut etmez.

Türkiye’de Suudî ve İranlı yöneticilerin her ziyareti bu yönüyle gazetelerde haber olur.

Türkiye’den İsrail’e çok fazla yüksek kademe ziyaret olmaz. Yakın zamanlarda Genelkurmay başkanları bu ziyaretleri yapardı. Halen hayatta olan bir Genelkurmay başkanının Ağlama duvarı önündeki resimleri bir utanç belgesi olarak hatırlardadır.

Tarihte kara bir sayfa!

Türkiye’den İsrail’e devlet başkanı seviyesinde bir ziyaret olmamıştır, ama bir TC başbakanı böyle bir ziyaret yapmıştır. 1994 yılı kasımında Başbakan Tansu Çiller’in İsrail ziyareti her bakımdan tarihin kara sayfalarına geçmiştir. İlk defa İslâm ülkelerinden birinin başbakanı İsrail’e resmî bir ziyaret kastıyla gitmektedir. O zaman Müslüman dünya haklı bir dâvanın sahibi olarak Filistin’i, Kudüs’ü gasb etmiş İsrail’i tanımıyor ve böyle protokol ziyaretleri de asla yapılmıyordu.

Hatırımızda kaldığı kadarıyla, Tansu Hanım Ağlama duvarına gitmemiş, fakat çok büyük bir lâf etmiştir: “Vâdedilmiş topraklarda yaşamak hakkınızdır!”

Bu “kimin toprağını kime veriyorsun?” sorusuna muhatab olacak söz neden önemliydi? Bu topraklarda 5 asırlık hakkı-hukuku bulunan bir devletin hükümetinin başı söylediğinden!

28 Şubat sürecinin erken uyarısı olan bu ABD-İsrail ekseninin arzusuna uygun lâf dahi Tansu Çiller’in iktidarının sürekli olmasını sağlayamadı!

            Osmanlı yıkılmasa İsrail kurulamazdı!

Türkiye Cumhuriyeti kurulmasa idi yahut kurulurken Osmanlı’nın bütün haklarından bir çırpıda feragat edilmese idi, Filistin bu kadar kolay kaybedilmez, Kudüs İsrail’in pençesine böylesine düşmezdi.

Daha doğrusu: Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan İsrail devleti kurulamazdı! İşte o yüzden Türkiye, İsrail’i asıl kurucu iradenin sahipleri olan İngiltere’den ve ABD’den de önce tanıyan devlet olmuştur. Her şeye rağmen Osmanlı’nın varisi olan Türkiye’nin tanımadığı bir İsrail’in meşruiyeti daha fazla tartışılırdı.

İsrail’i kuranlar, Arap âleminin kapasitesini, bir şey yapamayacağını, çok iyi biliyorlardı. Çünkü o sıralar Arapların yaptıkları her şeyi yapılır kılan, onlardı. Uydur kaydır Arap devletlerini kuran İngilizler onların bayraklarını dahi çizmişti. Onları ay yıldızlı islâm bayrağından kopararak bol renkli bayraklar icad etmişlerdi. Bu emperyalist güç bölgede istediği hanedanı istediği bölgeye hâkim kıldı. Şerif Hüseyin’i büyük Arap kırallığı vaadiyle isyan ettirmiş, sonra da atalarının binlerce yıllık topraklarından çıkararak mukaddes topraklara Suudların hâkim olmasını sağlamıştı. (Eh Hüseyin’in ahfadına da Ürdün diye Osmanlı ölçüsüyle bir sancak bağışlamıştı!)

İsrail karşısında tam bir Arap çözülmesi!

Şimdiki manzara bu! Daha önce perde arkasından İsrail’in yolunu açan Arap zimamdarları artık gösteriş olsun diye perdenin önünde bağırıp çağırmayı da bıraktılar. Alenen ve resmen siyonizmin şofarını (surunu) üflüyorlar, tropunu (defini) çalıyorlar. Bu öyle bir noktaya vardı ki, peş peşe İsrail’i tanımalar, ard arda resmî ziyaretler aldı başını gidiyor. Basra Körfezi’nden Mağrib’e İsrail muhibbi bir Arap dünyası kuruluyor. Filistin bugüne kadar parça parça satılıyordu, şimdi toptan satış yapıldı. Artık Arap devletleri İsrail’in bölgedeki üstünlüğünü kabullendi.

Neden şimdi?

Çünkü dünya sistemi yeniden kuruluyor. Batı emperyalizmi bölgemizdeki terminal devleti İsrail etrafında birleşmeyi sağlamadan dünya siyasetine istediği gibi yön veremeyeceğini biliyor. Arap devletlerini İsrail’e biat ettiriyor. Araplar İsrail’e yaklaştıkça, dâvalarına ihanet ettikleri ölçüde Türkiye’den de uzaklaşıyorlar.

            Ya Türkiye ya İsrail

Bölgenin hükümranlığı iki güç arasında paylaşılamaz. Ya Türkiye ya İsrail. Arapların bu hesapda belirleyici bir rolü yok. ABD ne derse o! Tansu hanıma “vadedilmiş topraklar sizindir” dediren irade ile Arapları şu sıralar organize eden irade aynı.

            Mesele kavmiyetçilik değil, tarihî hakikat!

Kavmiyetçilik yapmayalım, tarihten bahsedelim: Kudüs’ü, Filistin’i bin yıl Türkler İslâm dünyasının bir parçası olarak ayakta tuttu. Selçuklular Malazgirt’ten önce Kudüs’te idiler. Filistinde Selçuklu’ya bağlı bir Türkmen beyliği kuran (1069-1070) Kurlu Bey’i rahmetle analım.  Onun ölümü üzerine beyliğin başına geçen ve Kudüs’ü fetheden Emîr Atsız’ı da unutmayalım. 

Fatımî ihaneti olmasa idi, Kudüs haçlıların eline düşmeyecekti. İşte onların ihanetini geriye çevirmek yine Türk beylerinin, kumandanların işi oldu. İmadüdin Zengi’den Selahaddin’e devredilen emanet Kudüs’ün haçlılardan kurtarılması idi. Selahaddin’in fethini de Sultan Baybars tamamladı. Bir daha söyleyelim: Kudüs asırlarca Türkler sayesinde Müslüman dünyanın bir parçası olarak kaldı.

Ne zaman ki, en azından bazı Arapların da tasvibi ile Türkler bölgeden uzaklaştırıldı, Filistin ve Kudüs tarihte olduğu gibi kaybedildi.

Ağlama duvarı önünde İsrail’e biat törenleri

Mikrobik Arap emirliklerine, uydur kaydır Arap devletlerine yapacak tek şey kaldı: ABD’nin düzenlediği merasimlerle İsrail’e biat etmek! Bunu yaptıktan sonra da “İsrail”i ziyaret edip, ağlama duvarının önünde zırlamak!

Bundan böyle Ağlama duvarı Arap yönetici sınıfının Zırlama duvarı olmuştur!

Karşılıklı ağlayıp zırlayıp geçim sağlasınlar bakalım!

Hiçbir ihanet cezasız kalmaz. Bu ağlama-zırlama devri de güçlü bir Müslüman dalga tarafından sonlandırılana kadar sürer!

Bu yazı toplam 267 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim