Âkif’i bugünün şartlarında anmak: 42 yıl sonra farklı bir 27 Aralık…

D. Mehmet DOĞAN

Farklı bir 27 Aralık günü. Uzun zamandır, evden dışarı çıkmıyoruz, çıkamıyoruz. Resmî kısıtlamalar bir yandan, eşin dostun, tanıdığın müşfik baskıları öbür taraftan.

Neredeyse 10 ay var ki, zaman zaman dışarı çıksak bile, doğru dürüst elbise giymiyoruz; kıyafete itina edilmesi gerekmeyen yerlere gidiyoruz çünkü.

Bu sabah, aylar sonra ilk defa elbise giyeceğim. Geçmiş 27 aralıklarda olduğu gibi, yılda iki defa giydiğim ağır paltomu sırtlanacağım ve Taceddin Dergâhı’nın yolunu tutacağım…

Şükürler olsun.

            42 Yıl önce, bugünler…

Yıl 1978, ağustos ayında Yazarlar Birliği kurulmuştu. Kurucular oturmuş yakın dönem için bir faaliyet sıralamak için bir araya gelmişti. Geçmiş büyüklerimizi yuvarlak yıldönümlerinde anacağız, bu hâfıza tazelemesine ihtiyaç var. İçlerinden birini veya birkaçını sürekli hatırlayacağız/ hatırlatacağız. Mehmed Âkif üzerinde ittifak ettik. O İstiklâl Marşı’nın şairi idi, millî mutabakat metnimizi yazmıştı. Safahat şairi idi; şiirlerinde bize bizi anlatan ve istikamet gösteren bir edebiyat adamı idi. Sanatıyla, eseriyle büyük olduğu kadar, hayatıyla da büyüktü, bir karakter âbidesi idi.

Velhasıl, her bakımdan örnek bir şahsiyetti, örnek gösterilebilecek bir şahsiyetti.

Zor bir zamandaydık…Yetmişli yılların sonuna doğru Türkiye’nin sokakları kanlıydı. Her gün sokaklarda gençler öldürülüyordu. İşte bu şartlarda Mehmed Âkif’i İstiklâl Marşı’nın yazıldığı Taceddin Dergâhı’nda anmayı kararlaştırmıştık, tam o günlerde sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim şartlarında 27 Aralık sabahı, Taceddin Dergâhı’nın yolunu tuttuk.

Taceddin Dergâhı Hacettepe Üniversitesi tarafından müze yapılmıştı. Fakat sağ-sol çatışmasının sınır hattında olduğu için, bina açık tutulamıyordu. Üniversite idaresi, bizim ziyaretimiz hatırına müze malzemesini binaya taşıyacaktı. Biz Hacettepe’ye vardığımızda, taşınma işlemi devam ediyordu. İşte ilk defa bu şartlarda Mehmed Âkif’i andık.

O gün, Taceddin Dergâh’ında belki de 50 küsur yıldır ilk defa Kur’an sesi duyuluyordu ve “Kur’an şairi” böylece anılmaya başlanıyordu.  Orada bulunanlar kısa, hissi konuşmalar yapıyor…Bülbül şiiri okunuyor…Kur’an tilaveti ve dua ile bu mütevazı anma tamamlanıyor…Dergâh Kur’an’la, dua ile buluşuyor, milletin şairi Kur’an’la, dua ile anılıyor.

Bu başlangıçtaki prensiplerimizden sonraki yıllarda da hiçbir zaman vaz geçmedik. 27 Aralıklarda, İstiklâl Marşı’nın kabul edilişinin yıldönümü olan 12 Martlarda hep Mehmed Âkif’in “rahmetle anılmak” arzusunu yerine getirdik.

Zamanla bu yâd ediş günlerine ilgi arttı. Yine de işe resmiyet katmayı önemsemedik.

Yıllar yılları kovaladı…Ankara’nın 27 aralıklarında kış kendini hissettirir. Karlı-boralı 27 Aralıklar az değildir. Hava muhalefeti, mutad buluşmaya engel teşkil etmez. 

Bu sene 42. defa nöbet yerine gideceğiz. Bugün hoş bir hava var, günlük güneşlik bir Ankara sabahı…Sıkıyönetim yok ama, sıkı kısıtlama var! Valilik talebimizi uygun buldu, beş arkadaşımıza izin verdi. Biz de 42. defa Taceddin Dergâhı’nın yolunu tuttuk…Yolda üç defa polis tarafından durdurulduk. Sonunda menzilimize ulaştık.

Maskeyi, mesafeyi ihmal etmeden, vazifemizi ifa ettik. Kur’an tilaveti, dua ve bir kıt’alık “Sessiz yaşadım” şiiri…

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince

Günler şu heyûlayı da er geç silecektir

Rahmetle anılmak ebediyyet budur amma

Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?

Âkif sessiz yaşadı, fakat çok ses getirdi! Onu unutmak, kendimizi unutmak olur. Bizim nöbetimiz bir gün sona erse bile, bizden sonra gelenler nöbeti devam ettirir.

Bugünün hediyesi:

Biz bu işlerle uğraşırken, kutumuza bir mesaj ulaştı. Ceylani Hacıosmanoğlundan… Biraz kısaltarak aktarıyorum:

“Mehmet ağabey! 2001 yılı ocak ayında New York’ta hususî muayenehanesinde tabiplik yapan bir doktor vardı. Adı: Ayhan Zeki Uygur. Herkesin bildiği tiyatro sanatçısı Nejat Uygur’un ağabeyi. Kendisini Brooklyn’deki muayenehanesinde ziyaret etmiştim. 1969 yılında Kasımpaşa Deniz Kuvvetleri Askeri hastahanesinden başhekim olarak emekli olmuş ve o sene Amerika’ya gelmiş. Türkiye’deki ihtisasının dışında Amerika’da da ayrı bir dalda bir ihtisas daha yapmış ve her iki ihtisas dalında da ayrı ayrı profesörlük payesi almış olan gerçekten büyük değerli bir doktor idi.”

“Sohbeti biraz ilerlettik ve bana kendisi Tıbbiye’de okurken rahmetli Mehmed Âkif Ersoy’un cenaze merasimine katılma hadisesini tafsilatı ile anlattı. Bazı üniversite öğrencilerinin kendisini vefattan haberdar ettiğini ve bunun üzerine hemen dersten çıkıp doğru hangi camide namaz kılınacaksa o tarafa doğru gittiğini anlattı. Bu arada okul komutanı ‘Âkif’in cenazesine giden bütün talebeleri atacağım’ şeklinde tehditler savuruyor, bağırıyormuş. Rahmetli Ayhan amca, ‘hemen şimdi at, sonraya bırakma ben gidiyorum’ diyor. Bu kahramanca tavırdan sonra bütün Tıbbiye öğrencileri ‘biz de gidiyoruz, bizi de atın’ demişler. Arkasında üniversitenin diğer fakültelerine gidiyorlar, aynı havayı orada da görüyorlar. Bu arada sonradan duyuluyor ki, vali de memurlara ‘kim Âkif’in cenazesine katılırsa onları işten atacağım’ diye kükreyip duruyor. Kimi memurlar da dinlemiyorlar, ‘atarsan at’ diyorlar ve müthiş bir insan seli cenazenin kılındığı camiye doğru gidiyor ve namaza katılıyorlar. Ondan sonra tabiî ne okul komutanı ne üniversitenin rektörü, ne dekanlar, ne vali hiçbirisi hiçbir şey yapamıyorlar.”

İnsanın inanası gelmiyor değil mi? Devlet’in millî marşının şairi, eski millet vekili Mehmed Âkif için resmî merasim yapmak bir yana, gençlerin ve halkın katılmasına müsaade edilmiyor…Ankara’dan talimat gelmiş: Mürteci şairin cenazesine katılmayacak, katılanı men edeceksiniz! Ve millet ve gençler, büyük şaire sahip çıkıyor. Resmiyetin yapacağından daha fazlasını yapıyorlar, onu samimiyetle başlarının üstünde taşıyarak uğurluyorlar. İstanbul İstanbul olalı böyle bir candan uğurlama görmemiştir!

Bu yazı toplam 43 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim