• İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C

Avrupa merhamete geldi mi?

D. Mehmet DOĞAN

Mülteci, ilticacı, sığınmacı…Bu kelimeleri artık daha sık duyuyoruz, bu elbette hayra alâmet değil.

İnsanlar baba evlerini, ana vatanlarını bırakıp başka ülkede/ülkelerde yaşamak istiyor. Sebepsiz değil elbette. Bu kabil şeyler fantezi konusu olmaz. Nadiren eksantrik bazı iltica hadiseleri olabilir, fakat büyük çoğunluk mecburiyetten yollara düşer.  

Tarihen doğumuzdan ve batımızdan çok göç aldık, ilticalarla karşılaştık. 18. Yüzyılda batıdan ilticalar yoğunlaştı. Macaristan’dan, Polonya’dan, hatta İsveç’ten hatırı sayılır miktarda mülteci geldi. Batının yükseliş döneminde neyin nesiydi bu? Avrupa’da bir taraftan devletler arası çatışmalar, işgaller, diğer taraftan istiklâl mücadeleleri Osmanlı Devleti’ne ciddi ilticalara yol açtı. 

İsveç̧ Kıralı 12. Şarl 18. asırda Poltava’da Rus ordusuna yenildikten sonra yanındakilerle Osmanlıya sığındı. Mülteciliği o kadar uzun sürdü ki, yeniçeriler Şarl’ı “demirbaş” defterine kaydettiler, oldu “Demirbaş Şarl”!

2. Ferenc Rakoçi Macar istiklâlinin önderi, 1704-1711 arası Erdel prensi idi. Onun Tekirdağ’da evi, çeşmesi ve hatta caddesi var! Macar Lajos Kossuth (Koşut) da 18. yüzyıl yadigarlarımızdan. Onun Kütahya’da ikâmet ettiği ev şimdi müze olarak ziyaret edilebiliyor. 

Osmanlılar Polonya’nın istiklâline bilhassa önem vermişlerdir. 19. yüzyılda Polonya’nın Rusyayla çatışması çok sayıda Polonyalının ilticasına yol açtı. Polonezköy işte o dönemin armağanı...Rusya ile Avusturya’dan gelen, mültecilerin iade edilmesi taleplerine Sultan Abdülmecit, “Tahtımdan vazgeçerim; fakat devletime sığınanları asla iade etmem!” cevabını verdi. 

Polonya’nın ünlü şairi Adam Mickiewicz de Osmanlıya iltica edenler arasındaydı.  Mickiewicz 1855 yaz sonlarında İstanbul’a geldi. Şöyle söyler: “İstanbul’da, koleradan öleceğimi bilseydim, yine gelirdim. Benim için vazifeydi bu. Fransa’da bir ilim akademisinin umumî kâtibi olmaktansa, bir Türk taburunun kâtibi olmayı tercih ederim.” 

Günümüzde de şartlar insanları yurtlarından çıkmaya zorluyor. Mültecilerin durumu bu. Avrupa merkezli dünya sistemi âdil bir dünya kuracak bir zemin oluşturmadı, dünya gittikçe daha fazla adaletsiz hâle geliyor. Zenginleşen ülkeler, fakirleşen ülkeler ve hatta açlıktan, susuzluktan ölen insanlar. Ya “mülteca”lar, yani iltica edilmek istenenler ne düşünüyor? İltica edilmek istenen ülkelerin zor şartlardaki insanlara kucak açtığı görülmüyor. Türkiye istisna desek yanlış olmaz. 

İki haftadır, Yunanistan sınırına dayanmış olan mültecilerin maruz kaldığı muamelelere şâhid oluyoruz. Türkiye’nin engellemesi, Avrupa’nın mülteci meselesinden uzak kalmasına yol açtı. Türkiye bugün olacakları Avrupa’ya sürekli hatırlattı, fakat duyan olmadı. Şimdi kapıya dayandılar ve milletlerarası anlaşmalardaki hükümlere uyulmasını bekliyorlar. 

Avrupa merkezci bencillik şunu söylüyor: “Bizim rahatımız kaçmasın da dünyanın bir yerlerinde ne olursa olsun, insanlar açlıktan, sefaletten ölürse ölsün...”

Bütün dünyaya insan hakları dersi veren, bunların Avrupa değeri olduğu iddiasını sürekli tekrarlayan bu ülkeler Yunanistan’a baskı uyguluyor olmalı ki, onlar da sınırlarda mültecilere olmadık işkenceler yapıyorlar. Bunu adı da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e göre “Avrupa topraklarını müdafaası”oluyor. Silâhsız insanlara karşı silahlı savunma!

Nihayet, AB’nin mülteci çocukları kabul etmeye karar verdiği açıklandı. Bu kabullenilebilir bir uygulama olabilir mi? Çoluk çocuğuyla yola çıkmış bir mülteci ailesinin parçalanması insanî bir uygulama değildir ebette. Avrupa diyor ki: Çocuklarınızı bize verin. Bizim nüfusumuz artmıyor, sizin çocuklarınızla nüfusumuzu takviye edelim, ağacı yaşken eğelim, onları kendi kimliğimizle yetiştirelim! Türkler gibi başımıza belâ olmasınlar!

Avrupa her zamanki gibi bencil. Hiçbir ilkesi bütün insanları kucaklayacak genişlikte değil. Avrupa artık daha iyi biliniyor, fakat avrupacılar gerçek Avrupa’nın farkında değil!

10.03.2020-Karar

Bu yazı toplam 129 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim