• İstanbul 27 °C
  • Ankara 25 °C

Bağrıyanık ülkücüler ve sandalyeler

D. Mehmet DOĞAN

Ülkücüler konusunu yazmak bir zaruret olmuştu. Bu hareketin çilesini çeken bir fikir ve tavır adamı, Mustafa Çalık, sosyal medyada adeta linç edilince bir sözüm varsa söylemek mecburiyetinde olduğumu hissettim.

Ahmet Aslan’ın konuyla ilgili yazısını görünce, “bugün söylemeyeceksek, ne zaman söyleyeceğiz? Bizden sonra kim söyleyebilir?” Diye düşündüm.

Sonda adreslerini verdiğimiz iki yazıya, benim gördüğüm ve görmediğim bir hayli tepki mesajı geldi. Çok aklı başında, olup bitenin farkında ve meselenin imanî noktalara kadar varmasından fevkalade rahatsız gerçek ülkücülerin dert yanan mesajları meselenin feci boyutlarını ortaya koyuyordu. Bazı “milliyetçilik müthiştir, ülkücülük muhteşemdir, pek yakında iktidar olacağız, bin yıl sürecek” kabilinden mesajlara gülmeliydim, ama ağlamaklı oldum.

Tabiî bizi bir yerlere yamayıp, “sen önce kendi tarafına bak” diyenler de var. Ne siyasî bir partiye mensubum ne şucu ve ne de bucuyum. Bilen bilir, neysem oyum. Bunun için zahmet edip kitaplarımın okunması, bugüne kadar yaptıklarımın bilinmesi ve ille de ülkücülük iddiası olanlarca “Türk Kimliğinin Coğrafyaları” kitabımın okunması gerekir. Benim yıllardır yaptığım “islâmcı” cenahla ilgili eleştirilerimi de merak eden internetten arayıp bulabilir.

En gülünesi de bir sandalyenin açıklaması idi!

“Sandalye” diyoruz, sandalyede oturmasa bu mevzuda bir cümle bile kurmak haddi olmayan birinden söz ediyoruz.

Bu bana “Ördek Hüsnü” hikâyesini hatırlattı. Hani adama ördek lakabı takılmış. Birisi kazara yanında yağmurdan filan bahsederse, “sen bana ördek mi demek istiyorsun” diye ümüğünü sıkmaya kalkarmış. Ne münasebet? “E yağmur yağarsa su birikir, sularda ördekler yüzer, sen bana kesin ördek diyorsun!”

Biz o sandalyeye ülkücü filan demedik. Fakat öylesine alınmış ki uzun bir açıklama yazmış/yazdırmış. Tabiî daha önce yazının benim yazdığım gazetede yayınlandığını sanarak gazete yönetimine baskı yapmış, “yazıyı çıkarın, bu görüşlere katılmadığınızı açıklayın, asarız keseriz” gibisinden! (Gazete yönetimi konuyu bana yansıtmadı, sandalye etrafından gelen bilgiler bunlar)

Yazıda bana türlü isnadlarda bulunuyor. Bana isnadda bulunan kişiye önce şunu yapmasını tavsiye ederim. Alparslan Türkeş’in Temel Görüşler kitabını açsın, okusun diyeceğim, okumak harcı değil, hiç olmazsa künyesine baksın. Sonra da yerinden fırlayıp esas duruşa geçsin. Ondan sonra kendisiyle iki çift lâf edebiliriz.

Kendini ülkücü olarak niteleyenlerin bugün resmen üç partisi var. Ayrıca iktidar partisinde temsilcileri var. Yeni kurulan muhalefet partilerinde varlar. Hatta CHP’de olanlar veya CHP’ye hizmet sunanlar da var. HDP de yok mu? Bunu bilemiyorum! Bu gidişle oraya uzananlar da olabilir!

Biz “ülkücü” deyince ille de siyasî hedefler gözetenleri, hatta iktidara gelmeye kilitlenenleri kastetmiyoruz. Biz gerçek idealistlerle idealsiz sûreta “ülkücü” olanları, her kalıba girenleri tefrik etmek gerektiğinden söz ediyoruz.

İşte gerçek ülkücüler, ideal sahipleri bugün dertlidir, bağrı yanıktır. Söz açılınca nefeslerinden alevler fışkırmaktadır. İşte onlardan birinin mektubu. İsmini elbette vermeyeceğim. Mektupta geçen isimleri de çıkardım.

“Selâmün Aleyküm Değerli Hocam.

Ah Ah diye başlasam size yazmaya... Dertlerimi depreştirdiniz.

Bu yazdıklarınızın daha mütevazi olanını maalesef kardeşlerimle yaşıyorum. Aklım almıyor, insanoğlu siyaseten farklılaşınca iman meselesinde nasıl ''Ökçeleri üzerinde gerisin geriye dönüyor'' bana en fazla ıztırap veren ve kardeşlerim daha doğrusu abi ve ablalarımın âhiret akıbetleri noktasında endişelere gark oluyorum.

2005 senesine kadar memleketin muhtelif yerlerinde dolaştığımdan bizimkilerde olan tedrici değişimi sanki bir laboratuvar ortamında yavaş çekimde izledim.

Bizim İzmir’e özel diye düşündüğüm oldu.1990’lara geldiğimizde İzmir’de bizim ülkücülere manevi rehberlik yapabilecek (……..) ve ondan evvel de amca dediğimiz, (……….) büyüklerimizin vefatlarından sonra bizimkilerde kayma başladı.

Kemal Tahir de milliyetçiymiş...Ya Atilla İlhan da milliyetçiymiş...Bunlarda problem yok. İlerleyen senelerde Atatürk Anadolu’yu kaptırmamak için Sümerliler Türk demiş... En son geldikleri nokta CHP’ye rahmet okutacak cinsten.

Aziz NESİN denen dinsiz ve vatan haini adamın lafını bana ''Türk milletinin 5555555555555555560 aptaldır ''demez mi eniştem. Büyük ülkü devi...Ya dedim siz bu noktaya nasıl geldiniz. Bir defa o adam bu cümleyi ''Türk Milleti domuz eti yemediği'' için kullandı dedim. Bu defa yok demedi bana o kefereyi savunuyor. Ya dedim o adam böyle bir lafı ettiğinde kendine sansür uygulamaz. Bu sansürü millet uyanmasın diye siz ve eskiden düşman olduğunuz şimdiki dostlarınız yapıyor.

Geldiğimiz noktaya bakar mısınız?

2015’e kadar çözüm sürecine çözülme süreci dediler. Şehitler sizi çarpacak dediler. 7 haziran 2015 ten beri PKK’lıların canlarına okunuyor, inanır mısınız yapılan harekatlara inanmıyorlar. 17 ve 25 aralıktan sonra da bizimkiler FETÖCÜ oldu. Her gün kafamı ''KARDİNAL'' diye ütüleyen abim. O günlerde birinden telefon geldi ..karşı taraf diyor ki, abi samanyolunu seyrettin mi? Abi  zaman gazetesini okudun mu? ben de dayanamadım. Ne oldu dedim kardinal hoca oldu da bizim niye haberimiz yok? Daha neler neler. Memleketime gittiğimde aydınlık okuyan, mazisini bilmeyen mi ararsın. Halbuki bu grub 12 eylülden evvel ülkücülerin ve MİT mensublarının resimlerini basardı. Ertesi gün o kişiler şehit edilirdi.

Her neyse içim yanıyor.”

     Biz işte bu halis insanların, bağrıyanıkların hislerine tercüman olmaya çalıştık. Fikir ve iman zeminini kaybeden, okuryazarlıktan hızla uzaklaşan, son kullanma tarihi geçmiş sloganlarla idare etmeye çalışan bir topluluğun zıddına inkılâb etmesi kaçınılmazdır. Ülkücülük iddiasında bulunanların CHP’nin ilkelerini baş tacı etmeleri, Atatürk kültçülüğünü had safhaya vardırmaları bunu da tabii görmeleri kafa karışıklığının ötesinde bir sapmayı işaret ediyor.

     Kaatiline âşık olmaya doğru bir gidiş apaçık görülüyor. Buna karşılık, Türkeş’i, Atsız’ı dillerinden düşürmüyorlar. Türkeş’i bazı mesajlar uydurarak atatürkçüleştirdiler (siyaseten bir şeyler söylemiş de olabilir), sıra Atsız’da bakalım ona nasıl halledecekler.

     Eğer Türkeş atatürkçü olsa, “Atatürk miliyetcisi” olsa idi, 3 Mayıs’ta tutuklanır, işkenceye maruz tutulur muydu? Daha sonra CHP dışında bir parti kurar mıydı? En önemlisi, 1980 darbe anayasasına en sert itirazlarını anayasaya sokulan Atatürk milliyetçiliği ilkesine yapar mıydı?

     Gelelim Atsız’a: “Dalkavuklar gecesi”nden bîhaber olanların Atsız’dan atatürkçü üretmeye çalışmaları saçmalığın dikâlâsıdır.

     Lâfı uzatmaya gerek yok, ülkücülük bir zamanların delikanlı tavrı idi. Bu delikanlılığı hakkıyla sürdürenlere helâl olsun.

     Geriye teslim olanlar kalıyor. Onların teslim oldukları nezdinde bir değerleri yok, bunun farkında da değiller.

     Erol Güngör’ü okumayanlar, Nevzat Kösoğlu’nu tanımayanlar, Seyid Ahmed Arvasi’yi bilmeyenler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hakkını teslim etmeyenler ülkücülük iddia etse de idealden yoksundur. İdealsiz ülkücülük kuru bir kavgadan ibarettir!

Yazılara şu adreslerdene ulaşılabilir

https://www.tyb.org.tr/d-mehmet-dogan-ulkuculer-nereden-nereye-43169h.htm

https://www.tyb.org.tr/d-mehmet-dogan-ulkucu-ama-idealsiz-43282h.htm

Bu yazı toplam 129 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim