• İstanbul 30 °C
  • Ankara 32 °C
  • İzmir 38 °C
  • Konya 31 °C
  • Sakarya 33 °C
  • Şanlıurfa 36 °C
  • Trabzon 27 °C
  • Gaziantep 33 °C
  • Bolu 29 °C
  • Bursa 35 °C

Bekir Sıddık Soysal: Bir Akran Yetimin Yalnızlık Hissiyatı

Bekir Sıddık Soysal: Bir Akran Yetimin Yalnızlık Hissiyatı
Ameli, asarı ve hizmeti, eceline faik olmak…Dosttan yetim kalmak…

Altmış senelik bir dostluğun ardındaki boşluk. Boşluk ne demek? Üzerine eğildiğinizde başınızı döndüren… İçinizde, ruhunuzda daim varlığını, yaşanmışlıklarınızı haykıran bir boşluk. Mezkûr haykırışlara yevmî Fatihalarla ses verdiğiniz bir boşluk. Nasıl bir boşluk ki gün içinde yaşadığınız her hadisenin, her zuhurat imanın çağrışımında ben buradayım diyor, sizi şedit bir şekilde varlığının idraki ile sarsıyor. Ama siz, boşluk diye tavsif ettiğim, tam da ne olduğunu anlayamadığım hissiyatımın, yalnızlığımın,  'ben niye hâlâ varıma', sessiz isyandır da diyebilirsiniz. O'nun irtihali ile çıktığı; sonsuzluk kapısının eşiğinde bu isyan üzere çırpınışınızın, melâlinin, hüznünün derin hissiyatıdır.

Bir insan düşününüz; amel defteri, kapanmış olmasının rağmına, eceline faikıyetinin destansı hakikati ve yaşadığı zaman itibariyle ve geleceğe bıraktıkları itibariyle, yaşadıkları ve söyledikleriyle hareketinin ilkeleriyle, emsal bir şahsiyet olmuş. Yol açıcılık vasfı kazanmış.

İçindeki şairlik cevheriyle yazılarının hemen hepsi deneme türüne müsemma yazılar olarak vücut bulmuş. Tahlil, tasvir, tenkit, kronik ve fikir ihtiva eden, bir üslup mükemmeliyeti ile edebilik vasfında temayüz eden yazarlık tecrübesi ile varlığını ifade etmiş… Çabuk, kolay, muhtevalı yazma melekesine daha yazarlığının ilk yıllarında ulaşmış.

Her kelâm ve vaka onda bir fikir zembereğine dönüşüp,  ruhunu tutuşturarak bir yeni esere inkîlab etmiş.

O, adeta münşi doğmuş. Derin vukufiyet kesbettiği Türkçenin mantığı, düşünme tarzı ile nesrini, erken vazgeçtiği şiirle de tahkim ederek, özentisiz ve zorlamasız, tabii ve estetik bir üslupla taçlandırmış.

Yazarlığı, günlük hayatının bir rüknü olarak süreklilik ve disiplin ile bir tabiat halinde yaşadı. Yazarlığın en zor tarafı olan, samimîyet, onun yazarlığının en belirgin şiarı olmuş.

Her kelam ve vaka onda bir fikir zembereğine dönüşmüş,  ruhunu tutuşturup, bir yeni esere inkîlab etmiş.

İhtirasının mesnedi ve istikameti onda yaratıcılık, cehd ve vicdan meşguliyeti halinde tebarüz etmiş. Entelektüel hüviyet, vicdan hassasiyeti ve ruhi derinlik, şahsiyetini temellendirmiş.

Heccâvâne bir mizaç… Hiciv ve mizah en sevdiği zekâ oyunuydu. Ama bu halinin bütün diğer heccavlar gibi onun da çevresinin, haklı-haksız kesif bir düşmanlık bulutları ile sarılmasının sebebi olmuştu. Yine de diyebilirim ki hicvinin ve mizahının mazmunu tamamına yakın bir oranda hamakat, sadakatsizlik, kopukluk ve hainlik idi…

Müstahkem fikir kalemizin usta mimarlarından biri oldu… Bu granitten kalenin yiğit muhafızı olarak kalemini kılıç gibi kullandı. Zaman-zaman da hicvin ateşten kırbacına sarıldı. Bu heccavın vicdan fırtınaları onu tehlikeli sularda dolaştırdı. Mizahında ise fikir ve düşünce derinliği ile mesuliyet hissinin muzip, ama engin bir dalgalanışı vardı. Tarih ve dil şuuru onun sarsılmaz imanının mütemmim rükünleri gibiydi. Mizahı ise onun kaleminde kendi iç dünyasından başlayarak çevresini aydınlatan geleceğe ışık tutan bir meşaleydi.  Halil Kaleli de bu meşale tutucunun sembol ismiydi.

Ülkemizde ilk defa TYB bünyesinde oluşturduğu yazar okulu marifetiyle yazarlık vasfının ne olduğunu geniş kitlelerin anlamasını sağladı.

Kültür projelerindeki yaratıcılığı, projelerine süreklilik kazandırma gayreti, işlerindeki takipçiliği vb. idarecilik prensipleri ile ardında geniş bir ordu varmış gibi ordu gücüyle koşturdu.

Yeri geldi hakkı yere düşürmemek için orduların gücüne karşı durdu, Çiğnenmeyi, linç edilmeyi göze aldı. Hak ve hakikati bayraklaştırdı, nâmütenâhînin ulaşılamaz gönderine çekti.

Bütün bu aşkın cehd ve gayretler ona hak edilmiş mârûfiyetin altın kapılarını açtı.

cf3ea364-7683-4276-b1dd-283d53277ce2.jpg

Yarım asra varan bir kalem emeğinin sa'yini tebcil için hazırlanan toplantılar, hazırlanan kitaplar… Hepsi hak edilmiş bir mazhariyetin kadirbilirlikle tescili hükmündeydi.

Evet kalem… Adına sure indirilen bir alet. Kalem suresinin birinci ayetinde: Bismillah. "Nun vel kalem vema yestirun" And olsun (NUN) keleme ve yazdıklarına. Rabbimizin yemini ile kudsiyet kazanan bu ayeti, maneviyata açılan kapının anahtarı olarak ruhuyla kavradı.

Elindeki kalem, yolumuza döşenen mayınlar üzerinde sekerek, zihinlere vurulan prangaları çözen, ufkumuza kapatılan demir kapıları deviren bir anahtar, bir gürz gibiydi.

Kültürümüzün ve fikriyatının yüksek irtifalarından seslenen bir hümaydı o.

Bu avaze ile Merhum Nurettin Topçu Hocamızın ve Mehmet Akif Merhumun hayrülhalef takipçisi olmuştu.

Bu takip esasen mizacında taşıdığı lirizmini pekiştirdi. Ve bu lirizm; asil bir ruh, kuvvetli bir iman ve sezgiyle beslenen bir vicdanın da zemini oldu.

Vicdan örsünde dövüp, çelikleştirdiği yazılarında içimize işleyen eğilip-bükülmez bir duruşla, yüreklere samimiyet ve vicdan aşıları yaptı.

Bütün kalem faaliyetleri, ruhunun soluğu ile canlanan bir kalp ateşinde tava gelmişti.

Ama derinliğine baktığınızda hissedersiniz ki dil vukufiyetiyle temessül ettiği müzikal ahengin şaşırtıcı inceliğini, şahsiyetinin belirleyici vasfı haline getirmiş.

Muhakkak ki yazarlığını şairlik kıvamına ulaştıran, görüşlerindeki bu samimiyet ve derinlik olmuş.

Bütünüyle, eşyaya aşırı perestiş halindeki bulanık, belirsiz dünyada, sahte ve aşağılık söylentiler içinde debelenen bir basın ortamında, yevmi yazıların sınırını fevkalade aşan bir vukufla, felsefi arka planı olan çözümlemelerle vicdan şiirleri yazdı… Yerli değerlere saldıran, ona pusu kuran bir anlayışa karşı asla hamaset batağına düşmeden, soğukkanlı bir irade ve hareket adamı tavrıyla vicdan levhaları tersim etti. Her yazısında medeni şecaat, ruh, gönül ve fikir kahramanlığı ile vicdanlara doğrudan nüfuz etmiş, açık bir sadelikle, günlük gerçeklerden, görünmez derin gerçekliğe vicdanı ile ışık tutmuştu. Başkaları eşyanın görüntüleri içinde yaşayabilirler, ama onun için eşyanın gerçeğinde yaşamak yaradılışının gereğiydi… Bu biraz da O’nun küçük nüansları atlamayan keskin dikkatinden kaynaklanmış olmalı. Bu sebeple “gizli olmayan sırra” vakıf olabilmiştir diye düşünüyorum. Goethe, “gizli olmayan sır” diye ifade ettiği; gizli olmayan, herkese açık olduğu halde hemen-hemen kimse tarafından anlaşılamayan sır diye bahseder.

Böylece büyük bir görüş gücü ile yöneldiği her problematiğin aslını kavramış, vazıh çözümlemelerle özüne ulaşmış ve meseleleri gerçek yönüyle kavrayıp, kararlı ve kesin bir zarafetle gerçeği önümüze sermişti. Bu tarz çözümlemelerle adeta vicdanını elimize tutuşturmuştu. Hissettirmenin en emin yolu da bu olsa gerektir. Sevmek zorunda olduğu şeyin şuurunda olduğu için görmek ve yapmak zorunda olduğunun ilhamı ile nasiplenmişti.

Eşyanın ve zamanın musikisini bütün o deruni şeylerin ahengiyle okurlarına hissettirmiş, derin akıl diye tavsif edebileceğimiz o vicdan nağmeleri ile ruhumuza güzelin, samimiyetin, cesaretin ve mesuliyetin renklerinden armoni oluşturup, yiğitlik portresini tersim etmişti. Güzelliğin derinliklerine yöneltilmiş bakışlarla olayları, eşyayı ve zamanı çözümleyebilmişti. İyi, doğru ve güzelin cömert meyveleri… Dünyanın görünür olan ya da olmayan, özellikle de zulüm ve sapıklık ekseninde belirginleşen bütün problematiği karşısında adeta içgüdüsel çözümlemelere dayanan yazılarıyla irşâd görevini bihakkın yerine getirdi. İçgüdü dememin sebebi; geniş bir enstitü kadrosunun ekipdaşlığı ile elde edilebilecek arka plana dayalı, ihatalı günlük yazılarıdır. Hemen her yazısında dünya egemenlerinin kuşatıcılığı, firavuni sapıklıkları karşısında, insanımıza kendi koordinatlarının ipuçlarını veren, sağlam duruş ve öz güven hissi aşılayan bu vukuflu yazıları nasıl bir birikimle yazabildi diye hep düşünmüşümdür. Değil midir ki düşünce, karanlık bir kasırgadan doğar ve kendini kurtarmaya savaşan tutsağın gayretine benzer. Düşünce ve gayret başlı-başına yüce bir fazilet değil midir?

Kalbinin bu sönmez ateşi her zaman kaleminin ucunda parladı.  Menfaat ve küçük endişelerin hiç biri onun ruhunda yer bulamadı.

EvetO, hayat şiirini sadeliğin mükemmeliyetiyle bize okutmaya çalıştı. Biz o şiiri anladığımızda adeta içimizde şairlik kumaşları dokundu… Kalemi vicdanının keskin kılıcı gibi işledi; akıl almaz bir veludiyet ve bereketle, nümayişsiz, gösterişsiz bir tahammülle, sebatla, bereketli bir toprak gibi verdikçe verdi… Kâh yıldırım yüklü bulut gibi, kâh tutuşmuş bir rüzgâr gibi arkasında aydınlık bıraktı.

Dilimizin Kaşgarlı Mahmut ile başlayan şerefli kamus yürüyüşünde Muallim Naci ve Şemseddin Sami'den sonra bu zincirin en mühim halkalarından biri de muhakkak ki odur.

Ancak O; hem dil temalı yazı ve kitaplarıyla, hem de adeta bir ömürlük maratona dönüştürdüğü ve yevmi olarak süreklilik halindeki sözlük çalışmaları ile bu sahanın serdarı olmuştu.

Dilimizin altın kitabına, o kitabı zenginleştiren sayfalar katmış… Dilimizin meselelerini âlimane bir nüfuz ile ele almış. Dilimize karşı ideolojik, tasfiyeci anlayışı mahkûm eden “Yüzyılın Soykırımı” gibi eserler yazmış. 

Sözlük çalışmasının öncesinde Dergâh Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin, daha sonra da Aile Ansiklopedisinin Yürütücüsü ve yayın yönetmeni olmuş.

Çevresine seyyahlık ve yoldaşlık ruhu ile mükâşefenin, -yaşanmış ve yaşamakta olduğumuz- coğrafyanın fethinin değerini öğretmiş.  

Şahsîyetinin mütemmim bir rüknü halinde bayraklaştırdığı, “Asım’ın Nesli” davasını, her daim yükseklerde dalgalandıran, sonsuzlukla mukaveleli bir gençlik siması tersim eden, sınırlarımız ötesinde; kendi muhitini aşan bir vukufla, ibda ettiği projeler ve icra ettiği faaliyetlerle, ülkesinin vicdanı olma haysiyetine, bütün bir Kültür Coğrafyamızın vicdan duruşunu ekleyerek, gençlerimize ufuk olma vasfı ile yeni bir gelecek ümidi aşılayan, nümayişsiz ve müdanasız olmanın numune-i imtisali lider, mürşit ve muharrir, D. Mehmet Doğandır… İrtihali ile bencileyin kardeşini yetim bırakan, dostum ve azizimdir.

İş bu metin, vefatının İkinci sene-i devriyesinde; mürebbi, kanaat önderi ve bir mekteb şahsiyetin sa’yini tebcil ile aziz hatırasını yâd ve taziz için yazıldı.

Rahmeten vâsia.

Bu haber toplam 311 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim