• İstanbul 30 °C
  • Ankara 32 °C
  • İzmir 38 °C
  • Konya 31 °C
  • Sakarya 33 °C
  • Şanlıurfa 36 °C
  • Trabzon 27 °C
  • Gaziantep 33 °C
  • Bolu 29 °C
  • Bursa 35 °C

Ercan Demirci: İspanya’da Neler Oluyor

Ercan Demirci: İspanya’da Neler Oluyor

2026 Temmuzunun son günleri ile ağustosun ilk günlerinde Fas’tan İspanya’nın Afrika kıtasındaki özerk şehri Ceuta’ya yönelen olağanüstü insan hareketi, birkaç gün içerisinde İspanya’nın yakın tarihindeki en ağır sınır hadiselerinden birine dönüştü. İlk saatlerde birkaç bin kişiyle başlayan geçiş, kısa zamanda on binlerle ifade edilen bir insan seline dönüştü ve toplam sayı yaklaşık 80 bine ulaştı. Kalabalığın kahir ekseriyetini genç Faslılar oluşturuyordu.

Kara sınırını aşan, denizden yüzerek yahut derme çatma vasıtalarla Ceuta’ya ulaşmaya çalışan bu kitle, küçük bir sınır şehrinin barınma, sağlık, kamu düzeni ve güvenlik kapasitesini birkaç gün içerisinde ağır biçimde zorladı. Madrid hükümeti askerî birlikleri ve ilave güvenlik unsurlarını bölgeye sevk ederken gelenlerin büyük kısmı takip eden günlerde Fas’a dönmek zorunda kaldı veya geri gönderildi. Hadise kontrol altına alındığında geride ağır bir insanî bilanço ile İspanya’nın güney sınırlarının ne kadar kısa zamanda büyük bir stratejik baskı alanına dönüşebileceğini gösteren öğretici bir manzara kaldı.

Hadisenin ilk ve en görünür veçhesi kanaatimce Fas toplumunun kendi iç dinamiklerinde aranmalıdır. Görünen odur ki Fas’ta genç nüfus arasında işsizlik, gelir dağılımındaki bozukluk, gelecek endişesi ve Avrupa’ya ulaşma arzusu uzun zamandır birikmiştir. İspanyol yargısının sınırdan geri göndermelere ilişkin bir kararının sosyal medyada “sınır açıldı” şeklinde yorumlanması, kaçak geçiş ağlarının telkinleri ve dijital mecralarda kısa sürede meydana gelen kitlesel hareketlilik bu birikmiş enerjiyi harekete geçirmiştir. İspanyol resmî makamlarının ilk değerlendirmeleri ekonomik sıkıntıya, sosyal medya üzerinden oluşan mobilizasyona ve yanlış yorumlanan mahkeme kararına işaret ederken Fas makamları sınır güvenliğinin kasten gevşetildiği suçlamasını reddetmiş, hadiseyi kaçakçılık ağları ve İspanyol yargısının meydana getirdiği yeni şartlarla ilişkilendirmiştir.

Seksen bini aşan bir insan hareketinin birkaç gün içerisinde aynı dar coğrafyaya yönelmesi, meseleyi ferdî göç kararlarının toplamıyla açıklamayı güçleştirir. Devlet kudreti, basireti ve dirayeti tam da burada hesaba katılmalı, hatta aranmalıdır. Hususen Suriye iç savaşıyla birlikte Türkiye’ye yönelen ve zaman içerisinde büyük ölçekli, süreklilik arz eden bir akış hüviyeti kazanan göç hareketliliği, kitlesel nüfus hareketlerinin kaynak ve hedef ülkeler arasındaki siyasî denklemi nasıl etkileyebildiğini hatırlatmaktadır. Fas, Avrupa’nın güney sınırına yönelen insan akışını durdurabilecek, yavaşlatabilecek yahut yoğunluğunu önemli ölçüde tayin edebilecek ciddi bir güvenlik kapasitesine sahiptir. Rabat’ın her bir göçmenin kararını tayin ettiği yönünde bir hüküm için elde delil yoktur ve fakat buna karşılık sınırdaki devlet kapasitesinin hareketin hacmini ve hızını doğrudan etkileyebileceği aşikârdır. Ceuta hadisesinin siyasî manası tam da burada ortaya çıkmaktadır. Göç, devletler arası güç münasebetlerinin içine girdiğinde diplomatik baskı ve pazarlık vasıtasına dönüşebilecek bir mahiyet kazanır.

Nitekim Ceuta bu tecrübeyi ilk defa yaşamamıştır. 2021 baharında Madrid ile Rabat arasında Batı Sahra üzerinden yükselen gerilimin ortasında yaklaşık sekiz bin kişi iki gün içerisinde Ceuta’ya geçmişti. Krizin gerisinde, Polisario Cephesi lideri İbrahim Ghali’nin tedavi maksadıyla İspanya’ya kabul edilmesi sebebiyle Rabat’ın Madrid’e duyduğu öfke bulunuyordu. Fas sınırındaki denetimin gevşemesiyle insan hareketinin fevkalade hızlanması, o tarihte İspanyol makamları tarafından doğrudan siyasî baskı tartışmasının içine yerleştirildi. 2021 tecrübesi, Avrupa’nın güney sınırındaki insan hareketlerinin iki devlet arasındaki ihtilafta nasıl bir kaldıraç hâline gelebileceğini göstermişti. 2026 dalgası aynı kırılganlığın çok daha büyük bir hacimle yeniden yaşadığını ortaya koydu.

İspanya bakımından meselenin düğümlendiği yer tam da buradadır. Madrid, İber Yarımadası’nın güney ucundaki Cebelitarık üzerinde tarihî egemenlik iddiasını muhafaza ederken Afrika kıyısındaki Ceuta ve Melilla’yı İspanyol devletinin ayrılmaz parçaları olarak saymaktadır. Fas ise Ceuta ve Melilla üzerindeki tarihî taleplerini sürdürmektedir. Dolayısı ile de ortaya dikkat çekici bir egemenlik geometrisi çıkmaktadır: İspanya Cebelitarık’ta talep eden, Ceuta ve Melilla’da muhafaza eden güçtür; Büyük Britanya Cebelitarık’taki statüyü korurken Fas Afrika kıyısındaki iki İspanyol şehri üzerindeki iddiasını taşımaktadır. Akdeniz ile Atlas Okyanusu arasındaki dar geçidin çevresinde böylelikle de üç devletin egemenlik hafızası ve güvenlik hesabı üst üste binmektedir.

Zamanlama husus ise meseleyi daha geniş bir stratejik zemine taşımaktadır. Madrid ile Washington arasındaki münasebetler 2026 içerisinde savunma harcamaları, Gazze, İsrail, İran siyaseti ve Amerikan üslerinin kullanımı gibi başlıklarda ciddi gerilimlere sahne olmuştur. İspanya’nın İran’a yönelik Amerikan askerî harekâtında üslerinin kullanımına izin vermemesi Washington’da sert karşılık bulmuş; savunma harcamaları üzerindeki ihtilaf da ittifak içindeki yük paylaşımı ve stratejik hareket serbestisi tartışmasını büyütmüştür. Aynı sırada Fas’ın Washington nezdindeki stratejik kıymeti yükselmiş, Amerika’nın Batı Sahra konusunda Rabat’a verdiği destek Fas’ın bölgesel hareket alanını genişletmiştir.

Ceuta’daki insani hareketliliği evet Washington tarafından tertip edilmiş bir operasyon şeklinde okumak için vazıh delil bulunmamaktadır. Stratejik muhakemenin sıhhati tam da burada devreye alınmalıdır. Büyük güç siyaseti ve egemen irade her hadisede faili arayarak anlaşılamaz. Daha mühim soru, ortaya çıkan şartların hangi aktöre alan açtığı, hangisinin pazarlık kudretini artırdığı ve hangisinin hareket serbestisini daralttığı sorunsalıdır. Amerika’nın Ceuta hadisesini meydana getirdiği söylenemez; fakat İspanya’nın güney sınırında açılan yeni baskı alanının Washington ile Madrid arasındaki gerilimin üzerine ilave bir yük bindirdiği açıktır. Büyük güçlerin mahareti çoğu zaman krizlerin kaynağında bulunmaktan ziyade, ortaya çıkan şartların ürettiği imkânları kendi stratejik hedeflerine tahvil edebilme kabiliyetinde aranmalıdır.

İspanya’da yaşananları Pedro Sánchez’in iç siyaseti, Fas Kralı’nın tercihleri yahut genç Faslıların Avrupa arzusu üzerinden okumak bu sebeple resmi eksik bırakır. Asıl soru, dünya siyasetinde boğazların, kanalların, körfezlerin ve koridorların yeniden merkezî kıymet kazandığı bir dönemde İspanya’nın hangi stratejik mevkiye doğru itildiğidir. Akdeniz’in Atlas Okyanusu’na açıldığı kapıda Cebelitarık, hemen karşı kıyıda Fas, Afrika topraklarında Ceuta ve Melilla, biraz geride Rota ve Morón’daki Amerikan askerî varlığı birlikte düşünüldüğünde Madrid’in üzerinde oturduğu coğrafyanın hem kudreti hem kırılganlığı daha açık görünür. Ceuta hadisesi büyük oyunun tamamını açıklamaz; fakat oyunun İspanya sahasında hangi fay hatları üzerinden sertleşebileceğini gösteren kuvvetli bir işarettir.

Cebelitarık’ın Statüsü Yeniden Tartışmaya Açılırken

Ceuta’dan sonra nazarımızı Cebelitarık’a çevirmek gerekir. Zira İspanya’nın Afrika’daki toprakları ile İber Yarımadası’nın güney ucundaki Cebelitarık, aynı siyasî denklemin birbirine bakan iki yüzüdür. Madrid Ceuta ve Melilla’daki egemenliğini muhafaza ederken Cebelitarık’ta üç asır önce kaybettiği toprak üzerindeki tarihî talebini sürdürmektedir.

Cebelitarık 1704’te İngiliz-Hollanda kuvvetlerinin eline geçti; 1713 tarihli Utrecht Antlaşması’yla Büyük Britanya’ya bırakıldı. Bugün Birleşik Krallık Denizaşırı Toprağı statüsündedir. İspanya egemenlik talebini muhafaza ederken Cebelitarık halkı yapılan referandumlarda Britanya ile bağını sürdürme yönünde irade göstermiştir. Mesele böylece tarihî hak iddiası, mevcut hukukî statü ve mahallî iradenin üç asırdır bir arada yaşadığı kapanmamış bir egemenlik düğümü hâline gelmiştir.

Cebelitarık’ın kıymeti yüzölçümünden ziyade mevkiinden doğar. Boğazın en dar yerinde Avrupa ile Afrika arasındaki mesafe yaklaşık on dört kilometreye iner. Atlantik’ten Akdeniz’e, oradan Süveyş üzerinden Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na uzanan deniz yolunun batı eşiği burasıdır. Britanya İmparatorluğu çağında Cebelitarık, Malta, Süveyş ve Aden ile birlikte Hindistan yolunun ana dayanaklarından biriydi. Kömür ve donanma çağında ikmal üssü olan kaya, bugün ticaretin, enerjinin, askerî intikalin, liman hizmetlerinin ve haberleşmenin kesiştiği bir geçit hüviyetindedir.

Boğaz çevresindeki siyasî dağılım coğrafyanın değerini daha da artırır. Cebelitarık Britanya yönetimindedir. Kuzey kıyısının büyük bölümü ve Algeciras hinterlandı İspanya’ya, güney kıyısı Fas’a aittir. Ceuta boğazın Afrika yakasında İspanyol toprağıdır. Amerika ise Rota Deniz Üssü ve Morón Hava Üssü üzerinden Batı Akdeniz ile Atlantik arasındaki askerî düzende mühim bir ağırlık taşımaktadır. Hukukî egemenlik, kara derinliği, liman gücü, askerî erişim ve güney kıyısındaki denetim böylece aynı elde toplanmamıştır. Cebelitarık’ın stratejik hassasiyetini doğuran esas husus da budur.

Brexit yıllardır donmuş görünen Cebelitarık meselesini yeniden hareketlendirdi. Birleşik Krallık Avrupa Birliği’nden ayrılınca Cebelitarık, AB toprağıyla çevrili bir Britanya bölgesi hâline geldi. 14 Temmuz 2026’da yayımlanan Birleşik Krallık-Avrupa Birliği Cebelitarık Anlaşması, 15 Temmuz’dan itibaren geçici olarak uygulanmaya başladı. Yeni düzen kişi ve mal dolaşımındaki fizikî engelleri azaltmayı, Schengen ve gümrük rejimini yeni bir çerçevede işletmeyi hedeflerken tarafların egemenlik tezleri yerinde kaldı.

Mühim olan tam da burasıdır: Cebelitarık’ın bayrağı aynı yerde dururken statünün günlük işleyişi değişmektedir. İspanya, kayanın Avrupa ile ilişkisinde daha görünür bir rol kazanırken Britanya egemenliğini ve askerî varlığını muhafaza etmektedir. Bundan sonraki rekabet yalnız tapu ve bayrak üzerinden yürümeyebilir. Sınırın, havaalanının, limanların, gümrüğün ve askerî hareketliliğin hangi şartlarla işleyeceği, hukukî sahiplik kadar belirleyici hâle gelebilir.

Washington bakımından Cebelitarık’ın Britanya bayrağı taşıması başlı başına bir mesele teşkil etmez. Amerika için esas olan, Atlantik-Akdeniz geçidinin kendi güvenlik mimarisini dışlayan bir mahiyet kazanmamasıdır. İspanya ile ABD arasındaki siyasî mesafe açıldıkça Cebelitarık çevresindeki işleyiş daha hassas bir başlık hâline gelir. Madrid’in daha müstakil hareket etme arzusu ile Washington’ın boğaz üzerindeki askerî ve lojistik beklentileri arasındaki mesafe büyüyebilir. Fas’ın Ceuta ve Melilla üzerindeki talepleri de aynı sırada Madrid’in güneyindeki baskı sahasını genişletmektedir.

Yakın vadede Cebelitarık’taki bayrağın değişmesi beklenmeyebilir. Daha mühim ihtimal, kayanın çevresindeki kuvvet dengesinin ve geçidin günlük işleyişinin tedricen yeniden şekillenmesidir. İspanya tarihî talebini ilerletmek, Britanya egemenliğini yeni şartlarda korumak, Fas kendi bölgesel hesabını tahkim etmek, Amerika ise geçidin kendi güvenlik sistemiyle uyumunu sürdürmek istemektedir. Ayrı maksatlar aynı dar coğrafyada birbirine temas etmektedir.

Dünya Geçitleri Yeniden Paylaşılırken

Devletler tarihinde yol ile kudret arasında, son bir senede müteaddit defa değindiğim üzere, kadim bir bağ vardır. Büyük güçler toprağa sahip olmakla iktifa etmemiş; toprağı pazara, üretimi servete, serveti siyasî nüfuza taşıyan yolları da denetim altına almıştır. Roma yollarıyla, Portekiz ve İspanya okyanus rotalarıyla, Britanya ise limanları, boğazları, kanalları ve deniz ticaretinin kurumlarıyla büyümüştür.

Yolu yapan, koruyan ve kullanım şartlarını tayin eden güç, o yolu kullananlar üzerinde üstünlük kurar. Yol mesafeyi kısaltırken zamanı, maliyeti, sigortayı, navlunu, enerjiyi, askerî ikmali ve haberleşmeyi de tanzim eder. Bir geçidin kapanması geminin hareketini kesmekten çok daha büyük neticeler doğurur; fabrikayı hammaddesiz, pazarı ürünsüz, devleti enerjisiz, orduyu ikmalsiz bırakabilir. Coğrafya böylece iktisatla, iktisat güvenlikle, güvenlik ise siyasî egemenlikle birleşir.

Soğuk Savaş sonrasında dünya ticaretinin kesintisiz akacağına dair güçlü bir iyimserlik doğmuştu. Son yıllardaki savaşlar, yaptırımlar, abluka ihtimalleri, korsanlık, bölgesel krizler ve büyük güç rekabeti bu kanaati büyük ölçüde sarstı. Uzun tedarik zincirleri iktisadî verim kadar stratejik kırılganlık da üretmektedir. Hürmüz’de, Babülmendep’te, Süveyş’te yahut Panama’da meydana gelen bir aksama kısa zamanda dünyanın öteki ucundaki fiyatlara, üretime ve siyasî kararlara sirayet edebilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikası bu zaviyeden ayrıca okunmalıdır. Washington’ın ayrı ayrı krizlere verdiği cevapların altında daha sürekli bir stratejik hat görünmektedir: ticaretin, enerjinin, verinin ve askerî hareketliliğin geçtiği kritik düğümlerin Amerikan gücünü dışlayacak bir düzene kavuşmasını önlemek. Her sahada aynı vasıta kullanılmaz. Panama’da kıtasal güvenlik, Hürmüz’de enerji, Malakka’da Çin’in deniz ticareti, Arktik’te yeni deniz yolları, Güney Kafkasya’da Avrasya kara bağlantıları öne çıkar. Ortak mantık, geçişin kendisinden ziyade geçiş şartlarını tayin edebilme kudretidir.

Akademik literatürde “silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık” olarak tarif edilen yaklaşım da küresel ağların merkezî düğümlerini yöneten güçlerin bu konumu siyasî baskıya çevirebildiğini anlatır. Finans, veri ve teknoloji ağlarında görülen bu mekanizma deniz yolları ve kara koridorları açısından da açıklayıcıdır. Bir geçidin toprağına sahip olmak mühimdir; güvenliğini, hukukunu, finansmanını, sigortasını ve çevresindeki devletlerin davranışlarını etkileyebilmek ise sahipliğin ötesinde bir nüfuz üretir.

Cebelitarık tam bu zincirin Atlantik kapısıdır. Süveyş’ten çıkan gemilerin Atlantik’e ulaşması, Amerikan ve NATO deniz gücünün Akdeniz’e girmesi, Kuzey Afrika limanlarının Avrupa’yla birleşmesi ve Asya ticaretinin Atlantik pazarlarına açılması aynı dar boğazın etrafında düğümlenir. İspanya’nın ağırlığı da burada ortaya çıkar. Kaya Britanya’nın elindedir; Algeciras, Rota, Morón, Kanarya Adaları, Ceuta ve İber Yarımadası’nın güney kıyısının büyük kısmı ise İspanya’nın hâkimiyetindedir. Cebelitarık bu sebeple yalnız Londra’nın tarihî meselesi olarak okunamaz.

 

Madrid’in asıl imtihanı, sahip olduğu coğrafî ağırlığı ne ölçüde müstakil siyasî kudrete tahvil edebileceğidir. İspanya Amerikan güvenlik düzeni içinde önemli bir müttefik olarak kalırken kendi dış politika tercihlerinde daha geniş bir hareket sahası aradıkça, Cebelitarık çevresindeki coğrafyanın kıymeti daha da artacaktır. Geçitlerin yeniden siyasî mesele hâline geldiği bir çağda İspanya’nın coğrafyası hem kuvvet kaynağı hem baskı vasıtasıdır.

Britanya’nın Mirası ve Amerika’nın Talebi

Amerikan geçitler siyaseti, Britanya’nın üç asır boyunca meydana getirdiği küresel düzenin üzerinde yükselen tarihî bir devamlılığın ürünüdür. Amerika zaman içerisinde sanayi, sermaye, teknoloji ve askerî kudret bakımından Londra’yı aşarken Britanya’nın kurduğu kurumlar, hukuk, finans, denizcilik ve nüfuz ağları yeni üstünlüğün hazır altyapısına dönüşmüştür.

Britanya’yı dünya imparatorluğu yapan kudret, donanması ve sömürgeleri kadar ticaret yolunu, limanı, sigortayı, navlunu, finansmanı, emtia fiyatlamasını ve deniz hukukunu birbirine bağlayan düzeninden doğuyordu. Hindistan’dan çıkan bir mal İngiliz nüfuzundaki geçitlerden geçiyor, Londra merkezli finans sistemi içinde kaynak buluyor, İngiliz sigorta düzeni tarafından güvenceye alınıyor ve ihtilaf hâlinde İngiliz hukukunun hâkim olduğu bir zeminde işlem görüyordu. İmparatorluğun asıl kudreti toprağın yanında servetin dolaşım şartlarını da tayin edebilmesiydi.

Londra bugün de finans, deniz sigortası, gemi finansmanı, hukuk ve emtia piyasalarında mühim bir merkezdir. Eski imparatorluğun siyasî coğrafyası büyük ölçüde çözülmüş olsa da o coğrafyayı birbirine bağlayan kurum hafızasının ve bazı anahtarların tesiri sürmektedir. Amerika’nın Britanya’dan beklediği esas miras da burada aranmalıdır: tarihî İngiliz ağlarının Amerikan liderliğiyle çatışacak müstakil bir güç merkezine dönüşmemesi.

ABD’nin Britanya’dan talebi, altmışlı yaşlarına gelmiş bir evladın doksanlı yaşlarındaki babasından mirasını hayattayken devretmesini istemesine benzer. Evlat artık daha güçlüdür; ekonomisi, ordusu ve teknolojisi daha büyüktür. Baba ise eski ilişkileri, kurumların hafızasını ve bazı kapıların anahtarlarını elinde tutmaktadır. Washington’ın beklentisi servetin kendisinden ziyade, serveti üretmiş ve dünya üzerine yaymış düzenin Amerikan liderliğiyle tam uyum içinde çalışmasıdır.

Cebelitarık, Britanya’nın elinde kalan o tarihî anahtarlardan biridir. Washington açısından kayanın üzerinde hangi bayrağın dalgalandığından daha mühim husus, anahtarın Amerikan güvenlik düzeniyle uyumlu çalışmasıdır. Mesele tam burada yeniden İspanya’ya döner. Kaya Britanya’nın, çevresindeki ana coğrafya İspanya’nın, güney kıyısının mühim kısmı Fas’ın elindedir. Rota ve Morón ise Amerikan askerî erişimini bölgenin içine yerleştirir. Cebelitarık’ta tarihî miras Britanya’ya ait olsa da geçidin bugünkü işleyişi dört ayrı aktörün iradesinin kesiştiği bir sahada gerçekleşmektedir.

Fas da bu tablonun kenarında durmaz. Güney kıyısı, Tanger Med Limanı, Ceuta ve Melilla üzerindeki talepleri ve göç akışını etkileyebilme kapasitesi Rabat’a önemli bir pazarlık alanı kazandırmaktadır. Washington ile Rabat arasındaki yakınlaşma Fas’ın kendi bölgesel hedeflerini tahkim ederken Madrid bakımından güney cephesinin hassasiyetini artırmaktadır. Burada tek merkezden kurulmuş gizli bir tertip aramak yerine, aktörlerin birbirlerinin imkân ve kırılganlıklarını kendi hesaplarına kullanabildiği esnek bir güç düzenini görmek daha isabetlidir.

Britanya mirasının Cebelitarık safhası böylece yalnız Londra ile Washington arasındaki bir mesele olmaktan çıkar. İspanya’nın coğrafî varlığı, Fas’ın bölgesel yükselişi ve Amerika’nın geçitleri kendi güvenlik düzeniyle uyumlu tutma arzusu aynı noktada birleşir. Üç asırlık bir İngiliz kayası, yirmi birinci yüzyılın yeni güç dağılımında yeniden stratejik anlam kazanmaktadır.

Büyük Lojistik Hatlar Oyununun İspanya Cephesi

İspanya’da yaşanan gelişmeler ayrı ayrı ele alındığında birbirinden uzak başlıklar gibi görülebilir. Ceuta’daki kitlesel geçiş bir göç krizi, Fas ile gerilim eski bir komşuluk meselesi, Cebelitarık üç asırlık egemenlik ihtilafı, Washington ile Madrid arasındaki mesafe ise Gazze, NATO, İran ve askerî üsler üzerinden doğan diplomatik ayrışmalar olarak okunabilir. Coğrafya ve zaman aynı çerçeve içine yerleştirildiğinde ise başlıklar arasında daha derin bir rabıta ortaya çıkar.

İspanya’nın stratejik ağırlığı Avrupa Birliği’nin büyük ülkelerinden biri olmasının ötesindedir. Atlantik ile Akdeniz arasındaki geçidin kuzey yakası, Afrika’daki toprakları, Kanarya Adaları, Algeciras Limanı, Rota ve Morón üsleri Madrid’in egemenlik ve nüfuz sahasının parçalarıdır. Aynı coğrafya ülkeye büyük imkân sunarken dış baskılara açık çok sayıda temas noktası da meydana getirir.

İspanya kuzeyde Avrupa’ya, güneyde Afrika’ya, batıda Atlantik’e, doğuda Akdeniz’e bakmaktadır. Cebelitarık Britanya’nın, boğazın güney kıyısı Fas’ın kontrolündedir; bölgedeki askerî güvenlik düzeninde Amerika ve NATO ağır bir yer tutar. Fransa ise Mağrip ve Avrupa üzerinden denkleme dâhil olur. Madrid kendi coğrafyasının sağladığı ağırlığı daha müstakil bir siyasî kudrete tahvil etmeye çalışırken bütün bu aktörlerle aynı anda münasebet yürütmek mecburiyetindedir.

Washington bakımından esas mesele İspanya’daki hükûmetin ideolojik renginden daha geniştir. Amerika, Cebelitarık çevresindeki üs, liman, güvenlik ve geçiş düzeninin kendi küresel hareket kabiliyetiyle uyumlu kalmasını ister. Madrid’in Gazze, İsrail, İran yahut savunma harcamalarında farklı bir istikamet takip etmesi, İspanya’nın coğrafî konumu sebebiyle sıradan bir müttefik görüş ayrılığından daha fazla ağırlık kazanır.

Tam da bu sebeple Ceuta hadisesini Amerikan tertibi olarak okumakla, hadisenin Madrid’in stratejik kırılganlığını büyüttüğünü tespit etmek birbirinden ayrılmalıdır. Birinci hüküm için delil gerekir. İkinci hüküm coğrafyanın ve mevcut güç münasebetlerinin tabii neticesidir. Büyük güçler her krizi önceden hazırlamaz; fakat krizlerin açtığı alanı kendi lehlerine kullanabilecek askerî, diplomatik ve ekonomik ağlara sahiptir. Sağlam stratejik okuma, bu iki alan arasındaki hududu korumak mecburiyetindedir.

Fransa’nın rolü tali olmakla birlikte bütünüyle ihmal edilemez. Paris’in Fas ile tarihî bağları, Mağrip’teki nüfuzu ve Avrupa Birliği içindeki ağırlığı İspanya’nın hareket alanını dolaylı biçimde etkiler. Britanya ise Cebelitarık’taki egemenliğini sürdürürken Amerikan güvenlik sistemiyle yakın çalışmak, İspanya ile günlük geçiş düzenini yürütmek ve Fas’ın bölgesel ağırlığını hesaba katmak zorundadır.

İspanya’nın önündeki asıl soru böylece berraklaşmaktadır: Madrid sahip olduğu coğrafî ağırlığı kendi siyasî iradesine tahvil edebilecek midir? Yoksa Atlantik-Akdeniz kapısında duran, fakat kapının kullanım şartlarını tek başına tayin edemeyen bir müttefik olarak mı kalacaktır?

İspanya’yı aynı anda hem vazgeçilmez hem kırılgan kılan husus, tek bir coğrafyanın çok sayıda cepheyi bir araya getirmesidir. Madrid Cebelitarık üzerinde tarihî hak ileri sürerken Ceuta ve Melilla’daki egemenliğini Fas’a karşı korumaktadır. Amerika ile müttefikliğini sürdürürken Washington’dan daha müstakil tavır alma arzusunu taşımaktadır. Boğazın kıyısında bulunmaktan stratejik ağırlık kazanırken aynı geçidin büyük güçler tarafından daha sıkı denetlenmesi yönündeki baskıyı da üzerinde hissetmektedir.

Panama, Süveyş, Hürmüz, Babülmendep, Malakka ve Güney Kafkasya’da görülen mücadeleler, geçitlerin yeniden siyasî hâkimiyet alanları hâline geldiğini gösteriyor. Cebelitarık bu zincirin Atlantik ucudur. Washington’ın hedefi kayanın üzerine Amerikan bayrağı çekmekten ziyade, boğazın Amerikan çıkarlarını dışlayabilecek bir stratejik düzene kavuşmasını önlemektir. Britanya’dan beklenen tarihî güvenlik uyumunun sürmesi, İspanya’dan beklenen çevre coğrafyanın ittifak sistemiyle çatışmaması, Fas’ın sunduğu imkân ise güney kıyısında denge üretebilmesidir.

İspanya bu sebeple büyük oyunun kıyısındaki bir ülke sayılamaz. Coğrafyası onu doğrudan oyunun merkezine taşımaktadır.

SONUÇ

İspanya’da neler olduğu sorusunun cevabı Ceuta sınırındaki insan hareketinden çok daha geniş bir sahaya uzanmaktadır. Fas’tan gelen on binlerce gencin Avrupa’ya ulaşma teşebbüsü, İspanya’nın Afrika’daki egemenlik sahasının ne kadar kısa zamanda baskı altına girebildiğini, Rabat’ın sınır güvenliği üzerindeki kapasitesini ve Cebelitarık çevresindeki dengenin hassasiyetini aynı anda görünür hâle getirmiştir.

Cebelitarık’ın hukukî statüsü Britanya ile İspanya arasındaki üç asırlık bir egemenlik meselesidir. Stratejik meselenin asıl ağırlığı ise Atlantik’ten Akdeniz’e açılan bu kapının hangi güvenlik, ticaret ve ittifak düzeni içinde çalışacağı üzerinde toplanmaktadır. Kaya Britanya’nın, kuzey çevresi İspanya’nın, güney kıyısı Fas’ın elindedir. Amerika ise üsleri, ittifakları ve deniz gücü üzerinden bölgenin askerî düzenindeki başlıca ağırlıklardan birini taşımaktadır.

Amerikan siyasetinde görülen esas yön, kritik geçitleri tek tek mülkiyetine almak yerine bu geçitlerin Amerikan gücünü dışlayabilecek düzenlere dönüşmesini engellemektir. Britanya’nın tarihî mirası da tam burada anlam kazanır. Londra üç asır boyunca finansı, sigortayı, navlunu, hukuku ve geçitleri birbirine bağlayarak dünya ölçeğinde kudret üretmiş; Amerika aynı ağların üzerinde yükselerek askerî ve iktisadî liderliği devralmıştır. Doksanlı yaşlarındaki babadan mirasını hayattayken isteyen altmışlık evlat benzetmesinin manası budur: güç el değiştirmiş, bazı anahtarlar eski sahibinde kalmıştır. Cebelitarık o anahtarlardan biridir.

Lakin Cebelitarık’ın çevresindeki coğrafyanın mühim kısmı İspanya’ya aittir. Dolayısıyla mirasın bu safhası Londra ile Washington kadar Madrid’i de ilgilendirmektedir. Gazze, NATO harcamaları, İran siyaseti ve üsler güncel ihtilaf başlıklarıdır; daha derindeki mesele İspanya’nın Atlantik-Akdeniz geçişindeki coğrafî ağırlığını ne ölçüde müstakil siyasî kudrete çevirebileceğidir.

Ceuta hadisesinin arkasında tek bir merkez bulunduğunu söylemek için elde yeterli delil yoktur. Hadisenin ürettiği stratejik netice ise açıktır: İspanya’nın güney cephesindeki kırılganlık görünür hâle gelmiş, Fas’ın kapasitesi yeniden hatırlanmış ve Cebelitarık çevresindeki kuvvet dengesi daha büyük bir siyasî mana kazanmıştır. Büyük güçlerin kudreti her hadiseyi meydana getirmelerinde aranmaz; çoğu zaman asıl kudret, hadiselerin açtığı sahayı kendi hedeflerine tahvil edebilme kabiliyetinde ortaya çıkar.

İspanya’nın tarihî imtihanı da burada başlamaktadır. Madrid, Cebelitarık talebini, Ceuta ve Melilla’daki egemenliğini, Fas ile münasebetlerini, Avrupa içindeki yerini ve Amerika ile müttefikliğini aynı stratejik akıl içinde yürütmek mecburiyetindedir. Aksi hâlde kendi kapısının bekçiliğini yaparken kapının kullanım şartlarının başka merkezlerde tayin edildiğini görebilir.

Yolu yapan, koruyan ve kullanım şartlarını tayin eden güç, yolu kullanacak olanlar üzerinde hüküm kurar. Günümüzün büyük güç mücadelesi giderek sınırların genişliğinden ziyade sınırlar arasındaki dar geçitlerde yoğunlaşmaktadır. İspanya’da yaşananların asıl manası da burada saklıdır: Cebelitarık, Amerikan geçitler siyasetinin İspanya ile kesiştiği stratejik düğümlerden biri hâline gelmiştir.

Bu haber toplam 947 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim