• İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Erzurum bahsi açılınca…

D. Mehmet DOĞAN

Erzurum bahsi açılınca, kısa kesmek mümkün olmuyor! Bir yazı için başladık, iki, üç derken dördüncüsünü yazıyoruz. Erzurum’a muhabbetimiz karşılıksız değil, çok sayıda arkadaşımız, dostumuz, ahbabımız var.

Erzurum bahsi açılınca, kısa kesmek mümkün olmuyor! Bir yazı için başladık, iki, üç derken dördüncüsünü yazıyoruz. Erzurum’a muhabbetimiz karşılıksız değil, çok sayıda arkadaşımız, dostumuz, ahbabımız var. Erzurum sokaklarında yürürken bizi tanıyıp selâm verenler hep olur. Bu defa, Öğretmenevi’nden Lalapaşa’ya doğru yürürken ara sokakta birisi selâm vermekle kalmadı, hâl hatır sordu. Bu bir gazete dağıtıcısıydı. Sokak âşinalığı işin hoş tarafı. Erzurumlu dostlarımızla, ki çoğu Türkiye Yazarlar Birliği şubesi yönetiminde veya müdavimidir, işte Hanif İspirli, Ömer Özden Hoca, İsmail Bingöl, Yusuf Kotan, Reşat Coşkun… Her Erzurum ziyaretimizde beraber olmaktan memnun olduğumuz dostlarımız. Salih Lütfi Şengül’le dostluğumuz daha kadim. Birlikte hayli seyahatimiz oldu.

Erzurum değişiyor, her bakımdan. Şehrin fizikî yapısı değiştiği gibi, kültürü de değişime maruz kalıyor. Hatta çok köklü beslenme kültürü dahi değişimden nasibini alıyor. Erzurum, kendine mahsus bir beslenme kültürüne sahip. Bunu ilk seyahatimizden itibaren biliyoruz. Klasik Erzurum yemekleri zor ve zahmetli. Kebapçılık dalgası elbette Erzurum’da da kendini gösteriyor. Asıl dikkatimi çeken, son yıllarda her gidişimde cağ kebabın yayılışı. İlk yıllarda Erzurum’da hiçbir cağ kebapçı hatırlamıyorum. Ama Erzurum döneri hep vardı. Şimdi Erzurum cağ kebapcıların istilasına uğramış gibi. Bana sorarsınız, bu kıra mahsus kebap, Erzurum’un şehirli beslenme kültünü temsil etmiyor.

Ömer Özden Hoca ile bir Erzurum çevre gezisi yapmıştık. Gezimizin nihayetinde Cemâl Paşa’nın kabrinin de bulunduğu Karskapısı Şehidliği’ne de uğradık. Tabiî şehidlerimize umumen rahmet okumak kastı yanında Cemâl Paşa’nın kabrini ziyaret de aklımızdaydı.

İttihat Terakki’nin üçlüsünden biri: Cemâl Paşa

Bugünün genci “Cemâl Paşa da kim?” Diye sormakta haklıdır. İttihat Terakki’nin sacayağı onsuz tamamlanmaz. Enver Paşa’yı, Talat Paşa’yı hâlâ hatırlıyoruz, Cemal Paşa ise unutulmuş gibidir. Bu üç paşa, Türkiye’nin kaderinin değiştiği bir süreçte Osmanlı Devleti’ni yönettiler. Enver Harbiye Nazırı olarak, Talat önce Dahiliye Nazırı, sonra Sadrazam olarak ve Cemâl Paşa ise Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Kumandanı sıfatıyla. (Bu arada, Mustafa Kemal’in bu üçlüden Cemâl Paşa’ya nisbet edildiğini hatırlatalım.) Talihsiz Kanal harekâtı, Cemal Paşa’nın sonu olmuştur. Sonradan Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışını uyurmalara bulayan Falih Rıfkı, Cemal Paşa’nın maiyetinde bulunmuştur. Zeytindağı kitabında ondan üçlünün en iyisi, makulü olarak söz eder.

Mondros Mütarekesi’nden sonra diğer arkadaşları gibi yurt dışına kaçmış, önce Berlin, daha sonra da Münih ve İsviçre’ye giderek İttihatçılar’ın yurt dışı faaliyetleri ile ilgilenmiş. Bilahire Rusya’ya geçen Cemal Paşa, Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin’in desteği ile Afgan Emiri Emanullah Han’ın ordusunun modernleştirmesi teklifihi kabul ederek Afganistan’a gitmiş, Bolşevik siyasetindeki değişiklik üzerine görüşmeler yapmak üzere Tiflis’e gelmişken burada yaverleriyle birlikte 21 Temmuz 1922 günü Ermeni fedailer tarafından katledilmiştir. Önce Tiflis’te gömülen Cemal Paşa’nın naaşı bilahire Erzurum’a getirilerek burada defnedilmiş. Ne zaman getirildi? sorusunun cevabını bulamadım ama Kâzım Karabekir tarafından getirildiği bilgisine ulaştım. Bakanlar Kurulu kararıyla 1927’de “Ermeni komiteleri tarafından şehit edilen devlet büyüklerinden” Cemal Paşa’nın, vefat ettiği dönemde nafakasını karşıladığı sırada geride bıraktığı eşi ve çocuklarına arsa tahsisi yapıldığını da kaydedelim.

Erzurum basınında Lübnanlı izcilerin Cemâl Paşa’nın kabrini ziyareti haberi ilgimi çekti. Demek ki, bu gençlerin hâfızasında Cemâl Paşa var. Bir zamanların muktedir Paşa’sı Erzurum’da sıradan bir mezarda yatıyor. Diğer arkadaşları nerede peki? Talat Paşa 1921’de Berlin’de şehid edilmişti, 1943’te İstanbul’a getirildi ve törenle Hürriyet-i Ebediye tepesine gömüldü. Enver Paşa, 1922’de Türkistan’da Belcivan’da şehid oldu. Onun kemikleri de 1996’da Tacikistan’dan getirildi ve Hürriyet-i Ebediye’ye defnedildi. Ya Cemâl Paşa? Onu hatırlayan yok!

1-057.jpg

Cemâl Paşa’nın mezarı önünde Ömer Özden Hoca ile

 

Enver Paşa’nın mezarına dokunulmamalı idi, o topraklarda güçlü bir hatırlatıcı olarak bırakılmalı idi. “Hürriyet-i Ebediye” İttihatçıların Şişli’de diktikleri anıtın bulunduğu yer. Burada 31 Mart şehidleri yanında, Mahmut Şevket Paşa, Midhat Paşa gibi şahsiyetlerin de kabri var. Oldu olacak Cemal Paşa’yı da oraya nakledin diyeceğim, ama muhatap kim? Hiç değilse, Erzurum’daki kabri elden geçirilip daha özenli yapılabilir.

Bahse Erzurum kültürünün, bilhassa yemek kültürünün değişimi ile başlamıştık. Salih Lütfi dostumuz, aramızda hâlâ zikri geçen geçmiş yıllardaki bir Erzurum usulü paça ziyafetini hatırlayıp, sabah kahvaltısını paçacı Sülfettin ustanın dükkânında yapmamızı teklif edince, “körün istediği bir göz” demekten kendimi alamadım.

Erzurum’da dodik atmak!

 

2-044.jpg

Paçacı dükkânında hikmetli bir söz!

 

Malûm son yıllarda her şey gibi paça da “ehilileştirildi”. Kemiklerinden ayrılan paçayı her yerde, Ankara’da da bulmak mümkün. Kemiği ile “organik ve otantik” paça ise kolay rast gelinmez. Elbette Erzurum’da bulunur. İşte budur: Paçacı dükkânı dolu, paçasına yumulmuş bir dadaşın masasına ister istemez oturduk. Çatıl, kaşık hak getire. Adam habire ekmek banıyor. Gözümüzün önünde bir buçuk ekmeği götürdü. İşi biten kemikleri ortaya bir tabak koymuşlar, “küt” diye ona atıyor. (Salih Lütfi bunu “dodik atmak” olarak niteledi). Bizim paçalar gelince niyetimiz, “bak bu paça böyle de nezaketle yenilir” demekti. Sarıldık kaşığa çatala. Nereye kadar? Birkaç dakika! Sonunda biz de ellerimizi doğrudan işe karıştırmak ihtiyacını hissettik. Az dodik de atmadık hani!

Erzurum gezimiz, lavaş ve peynir ürünlerinin bulunduğu yerlere doğru devam etti. Her zaman uğradığımız lavaşçı ve kadayıfçı ile (ki kadim okuyucumuzdur) sohbet edip çayını içtikten sonra yolumuz Baltahâne istikametinde idi. Bu arada Gül Ahmed caddesinden geçtiğimizi de kaydedelim. Bu ne güzel bir cadde ismi; insanın yüzünde güller açıyor!

3-050.jpg

Baltahane, eski bir han ama bir zamanlar Erzurum ekâbirinin sohbet ve şiir mekânı idi. Bu defa hayli bakımsız buldum. Oradan Kurşunlu Medresesi’nin yolunu tuttuk. Hakikî Erzurum çayını peş peşe yudumladık, ne fayda biz şekeri bırakmışız, Erzurum usulü, yani kıtlama içemiyoruz! Salih Lütfi ile bu kış günü bir zamanlar Hasankale’ye Mehmed Âkif konferansı için gidişimizi yâd ediyoruz. Öye şiddetli bir kış ki, yeni arabanın kaloriferleri yarı yolda iflas ediyor. Hasankale’ye varınca her şeyi donmuş buluyoruz. Dönerci dükkânının camları buzlu cama kesmiş.

Bu defa Hasankale’ye kadar gitmiyorsak da, Paşa Pungarından su içip Deveboynu’na kadar uzanıyoruz.

 

Erzurum Hamulesi

Erzurum’da yediklerimizden bahsetmek niyetinde değildik, seyahat adabına uyarak. Fakat bir değişimi vurgulamak istedik. Esasen yediğimiz içtiğimiz bize kalacaktı, asıl Erzurum’dan getirdiğim kitap yükünden söz edecektim.

Murat Küçükuğurlu: Erzurum Çarşı Pazar, Eski Erzurum Çarşıları ve Üretim mekânları. Erzurum’un iktisadi tarihi ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma. Kitabı karıştırırken, ahilerle ilgili bölüm bilhassa dikkatimi çekti. Bu Erzurum-Ankara bağlantısı açısından daz önemli. Ahiliğin orta Anadolu’ya mahsus bir teşkilat olmadığını, çarşısı pazarı geniş şehirlerde ahilerin 20. Yüzyıl başında dahi etkisinin sürdüğünü bu kitap da tescil ediyor.

Kurtuluşun 10. Yılında Erzurum, Murat Küçükuğurlu-Türker Tüfekçi.

Akın Aktaş: Nene Hatun. NATO’nun soğuk savaş döneminde adını yükselttiği Aziziye direnişine katılan Erzurum hanımlarından biri olan Nene Hatun’la ilgili faydalı bir kitap. 

Erzurum muhabbetimi bilen Ömer Özden Hoca, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Erzurum Kitaplığı dizisinden yedi kitaplık bir takım hediye etti. Erzurum Belediyesi şanslı, has Erzurumlu Ezel Erverdi Dergâh yayınlarında bir Erzurum Kitaplığı dizisi oluşturdu. Hazır seçme ve güzel kitaplar. Belediye bunlardan yedi tanesini yayınlamış:

Erzurum Kitabı (Muammer Çelik)

Erzurum Efsaneleri (Bilge Seyidoğlu)

Erzurum Masalları (Bilge Seyidoğlu)

Erzurum Şairleri (Hasan Ali Kasır)

Türkülerde Yaşayan Şehir Erzurum (İsmail Bingöl)

Erzurum’da Ramazan (H. Ömer Özden)

Tanpınar’ın Erzurum’u

Erzurum’da Teknik Üniversite’nin davetlisi olarak bulunuyorduk, rektör, Prof. Dr. Bülent Çakmak ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu ve değerli hocalarla tanıştık. Seyahatin tek noksanı, ETÜ’nün kurucu rektörü, kadim dostumuz Muammer Yaylalı Hoca ile görüşememek. Onun adını taşıyan salonda konuştuk. Kendisi Ankara’da imiş. Bir dahaki sefere deyip sözü bağlayalım.

 

Bu yazı toplam 275 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim