Erzurum’da iki sıcak gün

D. Mehmet DOĞAN

Beni Erzurumlu olarak görenlere asla itiraz etmem. “Erzurumluyum” demesem bile, “Erzurumlu değilim” demem!

Erzurum tasavvurumuzun oluşmasında çocukluğumuzda Ankara’da komşumuz olan Erzurumlu Neriman hanımın (rahmetli) tesiri vardır. Neriman teyzemiz Bir Kızılcahamamlı ile evlenmiştir, ama Erzurum şivesini, tavır ve hareketlerini sonuna kadar muhafaza etmiştir.

Hareket dergisi çevresine girdiğimizde Ezel Erverdi ve Bekir Erdem’den başlıyarak bir hayli Erzurumlu dostumuz, ahbabımız oldu. Bekir Soysal, sonra Çetin Baydar ve Erzurum tasavvurumuzu güçlendirdi. 1973 yılında bir Erzurum seyahatimiz oldu. Hareket camiasının Erzurum’daki faaliyetleri etrafında şehri ve şehrin bazı şahsiyetlerini tanıdık. Feyyaz İbrahimhakkıoğlu ile dostluğumuz sonraki yıllarda da artarak sürdü, rahmetle yâdediyorum.

1977’de Ulucami belgeliğini çekerken Erzurum Ulu camii de mekânlarımızdandı. Erzurum muhabbetimiz yeni dostlarla gelişerek devam etti ve bugünlere ulaştı. Burada merhum Sıtkı Aras’ı da anmadan geçemeyeceğim. Bu muhabbetin bir yansıması olmalı ki, Büyükşehir Belediyesi bir şehir kütüphanesine ismimizi verdi, üç yıl önce. 

Her yıl en az bir defa Erzurum’a yolumuz düşer. Bu defa, ETÜ (Erzurum Teknik Üniversitesi)’nin dâvetiyle “Mehmed Âkif ve Millî Mücadele” başlıklı bir konuşma için Erzurum yolundaydım. Uçak saatlerine göre şekillenen seyahatte Erzurum’da iki tam gün kalacağız. Ankara’da kış hafif seyrettiği için kışın merkezine doğru yola çıkarken hayli tedbirli idim. Başkentte yılda iki defa, 27 Aralık ve 12 Mart’da, Taceddin Dergâhı’nda Mehmed Âkif anmaları vesilesiyle giydiğim kalın paltoyu dolaptan çıkardım, fanilalar, atkılar derken şiddetli bir kışa hazırdım.

Uçaktan yol boyunca memleketi temaşa ederken yüksek dağların dahi kardan nasibini almadığını gördüm, ta ki Erzurum’a yaklaşıncaya kadar. Erzurum dağlarının karlı olmasına sevineceğimi tahmin etmezdim doğrusu. Uçağımız Erzurum havalimanına inmek için bir hayli alçaldı, fakat son anda burnunu yukarıya doğrultup inmedi. Eh biraz tedirgin olmadık değil, pilot açıklama yapacak denildi, ama bir açıklama da yapılmadı. Neyse yarım saatlik bir turdan sonra tekerler piste değdi.

Akşam vakti, hava umduğumuzdan yumuşak. Üniversiteden iki genç asistan Seyit Yavuz ve Yunus Alıcı bizi şehre ulaştırdılar. Tabiî, neredeyse değişmez mekânımız Öğretmenevi’ne. Abdülnasir Kımışoğlu’nu bizi beklerken bulduk. Abdullah Nehir’le (Öğretmenevi müdürü, fakat esaslı kitap okuyucusu, Nureddin Topçu hâfızı) çay muhabbetindeyken Hacı Ömer Özden Hoca geldi sağ olsun. Böylece yarının programı belli oldu.

Erzurum’u gezmeye nereden başlamalı?

Ömer Hoca ile Erzurum’u gezeceğiz. Erzurumlu değilsek de Erzurum bildiğimiz bir şehir. Ömer Hoca, şehre dışarıdan bakabileceğimiz bir gezi teklif ediyor. Şehre dışarıdan bakmak hem şehri bütün olarak görmek hem de tabii coğrafyasından geçmek anlamına geliyor. Erzurum’da bir farkı daha var bu gezinin: Tabyaları, şehidlikleri göreceğiz.

Soru sorduk ama cevabını vermedik; Erzurum’u gezmeye Abdurrahman Gaziden başladık. Nasıl İstanbul’u gezmeye Eyüp Sultandan başlanırsa, Erzurum’da da Abdurrahman Gazi’den başlamak şehir adabından olmalı. Biz şehirlerimizin fetihlerini ille de sahabeye, onu başaramazsak Horasan erenlerine bağlamayı severiz. Bu kutlu kişiler, şehrin kudsiyetini sağlar. Abdurrahman Gazi’nin sahabeden olduğu rivayet ediliyor. Bu rivayet köklü olmalı ki, Palandöken yamacında kabri var ve 18. Yüzyılda türbe yenilenmiş veya yeniden yapılmış. Türbe olunca cami de olur. Şimdi etrafı mesire yeridir. Biz bu mukaddes şahsiyetlerin etrafından toplanmak için bahane bulmakta mahirizdir. En uzun ziyaret beş-on dakikadır. Burada oturup kalkar, yiyip içerek vakit geçirirseniz saatlerce o ulu şahsiyetin komşusu olabilirsiniz.

Yolumuz Palandöken’e doğru. Palandöken mi, “Palandöğen” mi? Palan, binek ve yük hayvanlarına vurulan geniş ve süslü bir cins eğerdir. Öyle bir dağa çıkıyoruz ki bineklerimizin palanları dökülüyor…Şimdi Palandöken, en önemli kayak merkezlerinden. Bizim çocukluğumuzdaki basit kızaktan başka bir şeyle kaymışlığımız yok. Kısa bir seyirden sonra yolumuzu tabyalara çeviriyoruz.

Tabya demek, şehrin savunulması demek… Bu yapılar bir geçit şehir olan Erzurum’u düşman istilâsından korumak için 18. Yüzyıldan itibaren yapılmaya başlanmış, 19. Yüzyılda Rus tehlikesi artınca daha büyük ve güçlü tabyalar inşa edilmiş. Yakın zamanda Aziziye ve Mecidiye tabyaları Millî Park halinde düzenlenmiş. Mecidiye tabyası, adından anlaşılacağı gibi, Abdülmecid zamanında, Aziziye de Abdülaziz döneminde yapılmış. Kalan kısımlarıyla dahi devasa yapılar. Kara taştan bu sağlam yapılar, sadece ağır silahların konulduğu yerler değil, askerin yaşadığı kışlalarının ve diğer hayat alanlarının bulunduğu yerler. “93 Harbi” olarak bilinen 1887-1888 Rus savaşında tabyalar işgali geciktirmiş, fakat önleyememiş.

Tabyalarda şehidler için anıtlar var. Bir de Nene Hatun kabri yapılmış. Hayli mübalağalı, yani kocaman bir kabir. Kabirle kişinin eni boyunu ilişkilendirmek mümkün değilse de şöhretini ölçmek mümkün olabilir.

123456.jpg

Erzurum tabyaları, kaleden farksız. Ömer Özden hoca ile Aziziye’ tabyasında

 

Evet, bu tabyalarda 93 harbinin destanlarından biri yazıldı. Rus askerleri Türkçe bilen Ermeni öncülerle tabyalara sızdılar, uyumakta olan askerleri katlettiler, durum fark edilip de karşılık verilince silah sesleri şehirden duyuldu ve ilk Ayaspaşa Camii’nin müezzini tehlikeyi halka ilân etti, sonra bütün minarelerden salalar göklere yayıldı. Halk kadınlı erkekli eline her ne geçirdiyse, tabanca tüfekten çok balta, satır, tırpan, yatağan…Kapıp tabyalara doğru yürüdü. İsmail Habip Sevük halkın bu kıyamını anlatırken “Ey iman ne güzel ve ne büyük şeysin” diye naralanıyor adeta. Evet, tabyalar ve Erzurum bir süreliğine de olsa kurtulmuştur…Tabyalar kıyamının sırf Erzurum hanımlarına mahsus bir hareket olduğu sanılır. Elbette Erzurum hanımları bu kıyamın esas unsuru olmalıdır. Çünkü askerlik yapabilecek erkeklerin tamamı zaten tabyalarda müdafaa vazifesinin başındadır. Askerlik çağının dışındaki erkekler de şehirlerini müdafaa için canını dişine takarak tabyalara yürümüştür.

Bu halk direnişi sonucu ne olursa olsun tam bir destan manzarası arz etmektedir.

Bu kıyamda bir öncü, lider var mıdır? Ben derim ki bu kıyamın öncüsü, önderi, evini namusunu korumak için canını dişine takan Erzum halkıdır.

 

Bu yazı toplam 97 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim