• İstanbul 11 °C
  • Ankara 16 °C

İsyanınızı ve ıstırabınızı dindirmek için şiir okuyun

Ahmet Doğan İLBEY

Çarşıda pazarda iktisadî yangın mı var? Pahalılıktan gına mı geldiniz? Birilerinin hep zengin, birilerinin hep fakir olduğuna öfkelenip nârâ mı atacaksınız? Hiç birini yapmayın.

Vakarlı insana yakışmaz isyan etmek. Öfkenizin geçmesi için şiir okuyun. Şiir en dokunaklı isyanı ve öfkeyi rezil olmadan, vakarı kaybetmeden ifade eden bir tarzdır ve sizi teskin edecektir.

Böyle bir zamanda türlü zorluklar karşısında itidale mi ihtiyacınız var? Kalbinizi ârif ve âlim bir şahsiyete açmak mı istiyorsunuz? İsmail Göktürk’ ün “Nefes” adlı şiirini okuyun. Öfkeniz geçer, nefesiniz açılır, gönlünüz inşirah bulur:

“-Ali Yurtgezen Hocama hürmetle- ‘Merhamet et hâlime, her şeye agâhım Ali / Var mı senden başka söyle / ilticâgâhım Ali’ (Neyzen Tevfik) / Ehli hâl değilim, esrârı kapalı semânın / Esmâya muhatap âdem olamadım Ali / Pür kusurum hem pişman, şâkisiyim daru’l emânın / Dünyaya yüzüstü düşmüşüm, doğrulamadım Ali / Bunca yıl kapındayım, yine ağyârım Ali / Nâçârım, eşiğinden geçmedi âhu zârım Ali / Rind-i Kerbelâ iken dilencisiyim dergâhının / Ahvâli arza ne hâcet, müşkilim sana âyandır / Meczûbuyum, hayrânıyım ilm-i ledün mâhının / Ahâlî ta’n eylemiş, hâlim ehl-i irfâna tuğyandır / Kuşatılmış sadrım, hem zebûnum, dermânım Ali / Nedâmetten melâmete kalbet fermânım Ali / Mâsivâ pazarında rüsvâyım, gönül âyinem kırıldı / Azatsız köleni gör, kaç efendiye satılmışım Ali / Unuttum erkânı, sıdk u sıfatım özümden ayrıldı / Yüzgeri etmeden sor, kaç kapıdan atılmışım Ali / İkrârımdan hezâran dönmüşüm, arsızım Ali / Aramam senden gayrı melce’, umarsızım Ali”

Dünya meşakkatinden kalbiniz mi yaralı? Acınız dinmiyor mu? İnancınızda eksilme mi var? Vesvese ve vehim içinizi mi kemiriyor? Modernler gibi “kaderimin bir oyunu” deyip kötü duygulara kapılmayın. Hasan Ejderha’nın  “Seni Yaşamadan Olmaz”  adlı şiirini okuyun, şifa bulursunuz. Vesvese ve vehminiz geçer: “Seni yaşamadan / Ne ekinler göverir / Ne de koyverir söğüt yeşilini / Bülbül çıkamaz sabaha uyumadan / Seni yaşamadan olmaz can / Bereketsiz olur harman / Sevinemez babam / Yenilenemez urbam / Seni yaşamadan... / Olmaz seni yaşamadan / Yitik güzellikler bulunmaz / Nohut tarlada kalır yolunmaz / Yayık yayılmaz / Gelin olunmaz / Olmaz, olmaz / Seni yaşamadan / Ali birden ikiye geçemezdi / Her yıl bire-beş gelen hasat / Bakarsın bu yıl gelmezdi / Seni yaşamadan / Belki gülmesini bilmezdi bebekler / Somurtkan olurdu bütün beşer / Çirkin olurdu belki de güzel olacaklar / Yapa-yalnız kalırdı belki de eşler / Seni yaşamadan”

Kendinizi rûhen pörsümüş, fikir damarlarınız kurumuş mu hissediyorsunuz? Müktesebatınız olan şahsiyetinize yeniden kavuşmak ve cezbeli hâle gelmek mi istiyorsunuz? Memduh Atalay’ın “Tütün ve Çay” şirini okuyun: “Aşk şiiri yazamazdı Hasan Hüseyin / Çünkü aşk şiirden önce gelirdi / Ben adını ağaca yazdığım günden beri / Bir ileri iki geri ama sen hep şiirden içerisin / Adam aldırma demeden tam ortasında savaşın / Cihadın derdik eskiden eskimeyen davalar zamanında / Şimdi yedeğindeyiz karşı çıktığımız das kapital davasının / Ve savaşımızın tam ortasında das kapital / Şiirini de yazarız aşkın resmini de çekeriz gözyaşının / Gel merhamet rozeti satın alalım kadın uğultulu bir kermesten / Üzerinde az fikir de olsun eskiyi hatırlatan / Dergilerde adımız protokolde yerimiz sağlamlaşsın / Eskinin anısına / Severken de çocuktuk kavgada muzafferken de / Ağladık hep emellerin boş kalan avuçlarına / Bizi bulutsu gözlerimizden tanıdı tarihin tüm Hüseyinleri / Namlular bizi gösterdiğinde aynı sesin yankısı / Bıçaklar keskinleştiğinde bizdik yine Allah’ın aslanı / Ali’den gelen bir damarımız var ki hep dimdik korkusuz / Ölümü güzelleştirdik ve ismimiz yaşadı çocuklarda / Adam gibi ölmesini bildik şükür / Kâra tahvil etmeden / Şimdi aşktan ayrı görünen yüzümüzü çok katlı bir muska gibi / Ağaran saçlarımız örtüyor hal ehli bilir / Tütün gibi sarıp yaktık dünyayı / Çay gibi ikram ettik tüm dünyalıkları / Neyimiz var boş bardak ve bir içimlik tütünden başka / Belli yerimizi yadırgadık bizi yadırgadı tüm kartviziti olanlar / Biz bir gölge gibi geçtik / vicdanlarınızın ve eşyalarınızın arasından / Ve dünyayı bir katır gibi tutup yularından / Dünyalıkları dünyaya sığmayanlara / Musalla kardeşlerine ve iz süren avcılara / bıraktık!”

Yurt ve barınak arayan mültecilere kıyılarını kapatan merhametsiz devletlere, vicdanı ve kalbi yok insanlara kızıp öfke krizleri geliyorsa, “antideprasyon” kullanmanıza gerek yok. Mehmet Narlı’nın “Aylan” şiiri sizi teselli edecektir: “Suyun merhametine dalarak / çekilmiş buraya kadar bu küçük oğlan /  son bir duaya durmuş / morarmış bedeniyle / kalmamış çünkü yurdunda / kalmamış ölünecek kimsesi bile / bu çocuğun gövdesinden uçanı gördünüz mü? / hurma ebabil ve nuh uçtu gördünüz mü? / evlerinden çıkarılan anneler uçtu / hiçbir renk kendisi olmayacak bundan sonra / hiçbir baba tam baba hiçbir devlet tam devlet / hiçbir solcu tam solcu hiçbir sağcı tam sağcı / hiçbir Müslüman tam Müslüman olmayacak bundan sonra.”

Modernizmin azdırdığı şemaet zamanlarında gözyaşlarınız mı kurudu mu? Ağlamanın ulvî tadını mı unuttunuz? Yasin Mortaş’ın “Ozan Sazlığı” adlı şiirini okuyun. Felah bulursunuz?: “İnsan notasız da ağlayabilir / tezene/ yanağına akan ateşin kiraz çığlıdır / kalbinde tel tel yangın başlatabilir/ insan notasız da ağlayabilir / tel ve ezgi kuşları dilime kondu / vezin yıldızı titredi / dokununca kalbime / yağmur hasadı yapanlar türkü söyleyebilir / sazın / göğünden bir dağ çıkarırlar / teli yâr dilidir dilimde kaynar bir dağ / dağ yankısıyla ağlayan ağlayabilir / kalbinden yorgun bir âşık çıkarırlar / kar ozandır / döne döne beyazlar bırakır saçlara / ve bülbül kanatlarına / dut ağacı yaşlı yamaçlarda ağıt ezberletebilir / bir söz taşı ağlatabilir / akşam kasnağında sıkışmış bulut / yağacak göz arıyor / dil gözyaşı akıtabilir türkü söyleyene/ türkü türküyü ağlatabilir”

Dünyaya kahırlı iseniz, dünyaya eyvallah etmekten gına gelmişseniz, dünyasına doymayan “gök ekini gibi biçilen” çocukların ve insanların acısı yüreğinizi yakıp kavuruyorsa, içinizdeki ateşi serinletmek istiyorsanız, Enver Çapar’ın “İnsana dar zâlime kâr dünya” adlı şiirini okuyun: “Bu insanlık daha kaç kez ölecek / Çocuklar yine cennette dirilecek / Söz mü kaldı, dünya karardı / Çaresizlik sona vardı / Yaşamayan da yaşlanıyor / Yaşına doymayan da / Dünyanın yalanı bitmez / Boğazı düğümlü, uzun yol yorgunu / Damlalarla  çizilmiş coğrafyamın sınırı / Sessiz kalan unutsun çocukluğun yüzünü / Yüreği dağdan büyük, insana vuruldu bu yük / Korkuya yenilmedik, terk edildik eridik / Dünya tozuna bulaşmadan, cennete uzanan / Bulut olup yükselen minik minik  bedenler / İnsancıl dünyada insanlık aramak boşuna / İnsan vardır  sadece / O da ikiye ayrılır, dünya ve ahiret gibi / Müminler ve münkirler / Yaşayıp gidiyoruz, ölüp gidenler gibi…”                                                                                                                                                

“Kriz” zamanlarında nefsi galebe çalan, kanaat etmeyen, “öldük, mahvolduk” diyen insanlara mı kızıyorsunuz? Böyle zamanlarda kanaatkâr, mütevekkil ve gönlü mutmain bir insan mı arıyorsunuz? Fazlı Bayram’ın “Babamın teknesi” adlı şiirini okuyun. Hemen rahatlarsınız: “İpek gömlek giymezdi babam / bilirdi haramdı / sabah seccadelerinin yorgun bekçisiydi / rızkımızı helâl sağardı geceden / hamuru döverdi vakit girmeden / namaz sonrası yakardı ocağımızı / bilirdik hamurumuz yoğrulmuş / bilirdik babamız yorulmuş / lokma lokma dökerdi hüznünü / kızgın yağın içine türküler eşliğinde / ‘zülüf dökülmüş yüze aman’ / bir yangın yeriydi babamın yüreği / marifetli ellerinden dökülen lokmalar / tekkede pişer ve olgunlaşır / sonra şerbete kavuşurdu / şerbet kevser tadında / şerbet cennetten bir ırmak / kahvaltı sırası babamın şimdi / biz okul çantası sırtta / harçlıklar cepte güle oynaya / her şeyimiz tas tamam çıkarken evden / babam hüznüyle kalırdı sofrada / sonra çarşı Pazar / benim babam helâl ekmek savaşçısı / yatsı okunurken eşikte görünen kahraman”

Modern ve kibirli şehirlerde kalbinize inkıraz gelmişse ve gönlünüzün karardığını hissediyorsanız, türkülerin söylendiği bir köyü yurt edinin ve gönül türkülerimizin dostluğunu anlatan Ali İhsan Kekeç’in “Türküler” şiirini okuyun: “Gezinir bağında oymağın elin / Açar has bahçenin gülü türküler / Gurbete vurunca yolu yiğidin / Dile gelir gözü sulu türküler /Yayla yamacından dağın kışından / Bir garibin gözündeki yaşından / Doğar şu karşıki pınarbaşından / Şu deli çayların seli türküler / Biz Tümken yurdunda yiğit beyleriz /Türkü ile uyanır türkü söyleriz / Türkülerle coşar düğün eyleriz / Gönül gözümüzün dili türküler / Yavruyu yitirdim oba virane / Muştuluk vereyim onu görene / Yoldaş olur biner kara trene / Gider gurbet elin yolu türküler” (ilbeyali@hotmail.com)      

Bu yazı toplam 35 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim