• İstanbul 18 °C
  • Ankara 19 °C

Kitab’a ve Peygamber’e çağırmayan şeyhler!

D. Mehmet DOĞAN

Tekkeler kapatılalı kaç yıl oldu? 95 sene! Bu zaman içinde tekkeler, tarikatlar, tasavvuf menfi veya müsbet hep gündemde kaldı. Kapalı olanın, men edilenin, yasaklananın gündemde olması şaşırtıcı değil mi?

İki sebep gösterebiliriz. Birincisi kapatılamaz bir kurum men edilmek istendi. Çünkü bu insanî temayül, tasavvuf yolu dünün, evvelsi günün işi değil. Köklü bir eğilimin tezahürü. Zühd yolunu seçmek bazıları için fıtrî bir tercih. Binaları kapatabilirsiniz, insanları bir araya gelmekten men edebilirsiniz, fakat bu temayülü ortadan kaldıramazsınız. Nitekim, tekkelerin kapatıldığı, şeyhlerin, dervişlerin tehzil ve terzil edildiği bir dönemde zamanın büyük şairi Necip Fâzıl araya araya Abdülhakim Arvasî’yi buldu. Fikir ve mücadele adamı bir Necip Fâzıl varsa, işte bu buluşmanın sonucudur. Böyle bir devirde, filozof Nureddin Topçu’nun Abdülaziz Bekkine’ye bağlılığını ne ile izah edeceksiniz? Bunlar şeyhdi, fakat tekkeleri yoktu!

“Efendim tekkeler kendini kapattı! Zaten yozlaşmışlardı!” 

Bunun neresini ciddiye alalım. Tekkeler asıl kapandıktan sonra yozlaştı, çürüdü, mutasyona maruz kaldı ve bazıları tam tersine inkılâb etti! 

Osmanlının son döneminde Meclis-i Meşayih (Şeyhler meclisi) teşkil edildi. Bu heyet tekkeleri denetliyordu. Yoldan çıkanları men ediyordu. Tekkeleri belli bir düzen içinde tutmak için bu heyetin teşkili önemli idi. Dervişliğin, şeyhliğin ölçüleri vardı. Tekkelerde ne yapılıp yapılmayacağı belli idi. Tekkeler Osmanlının en önemli sivil toplum kurumaları idi. Bunlarda şiir, mûsıki, hat, tezhip gibi sanatlarla uğraşan büyük şahsiyetler yetişti. 

Bana tekkeden, tasavvuf terbiyesinden geçmemiş bir tane büyük şair, musikişinas, hattat…söyleyin. Şiirde Yûnus’dan başlayalım isterseniz! Musıkîde Itrî’den başlamaya ne dersiniz? Ya hattat? Şeyh Hamdullah!

“Tekkeler yozlaştığı için değil, Millî Mücadele’de üstlendiği antiemperyalist rolden ötürü kapatıldı” cümlesini bir yere yazın. Tekkelerin gerçek yozlaşması işte bu resmî kapatma, fakat gayri resmî devam dönemindedir. Tekkelerin ilim kaynakları ortadan kaldırıldı, din öğretimi yasaklandı. Toplumla sağlıklı ilişki kurma imkânları yok edildi. Bu sağlıksız ortamda bir sürü müteşeyyih türedi. Bu sahte şeyhler saf halkı istismar etti. Dünyalıklarını bu yoldan sağladılar. 

Bu şeyhlerin kimi büyük tüccardı, kimi yüksek bürokrattı, hatta içlerinden parti başkanları bile çıktı! Bütün bunları nefsinde birleştirenler de oldu. 

O zaman şu söylenebilir: Ya o tekke tekke değil ya da bu parti parti değil. Bana sorarsanız ne tekke tekke, ne parti parti. 

İyi niyetli tasavvuf erbabının elinde bir kuru şerait kaldı. Necip Fâzıl da Nureddin Topçu da bu kışr (kabuk) şeriatçilerini en sert şekilde eleştirir. İşte kuru şeriat: İbadete ibadet kat, zikre zikir zammeyle, her yıl umreye git, bunları numaratöre bağla…Cennet garanti! Bu zamane şeyhlerini eskilerden ayıran en önemli özellik, eski şeyhlerin kendilerinden önceki ulu şahsiyetlerin menkıbelerine atıfda bulunmaları iken, zamane şeyhlerinin ise kendi menkıbelerini yaymaları!

Şeyh uçmaz, kaçmaz, keramet göstermez. Göstere göstere keramet olmaz. Tasavvuf gösterişsizliktir. Asıl keramet, keramet göstermemektedir! Saf ve samimi Müslüman olarak insanları hakikate çağırmaktadır. 

Bunların dışında bir tekkecilik aldı yürüdü. Bunun tamamen Cumhuriyet tekkeciliği olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar zamanla işi öyle azdırdılar ki, Kitab’a, yani Kur’an’a çağıracaklarına başka kitaplara; Peygamber’e çağıracaklarına başka kişilere çağırmaya yöneldiler. 

Kur’an’ı gerektiğinde bu zamanın gayri meşruluklarını doğru göstermek maksadıyla kullandılar. Peygamber’e atıfda bulunduklarında esasında bu zamanın bir adamını meşrulaştırmak istediler. İşi öyle yerlere vardırdılar ki, filan kes Peygamber’in soyundadır diye delilsiz ispatsız iddialar ortaya attılar. Aslında belki de tersini yapıyorlardı. Peygamber, filan kesin soyundan olduğu için mühimdir demek istiyorlardı! 

Öyle bir zamana çattık ki…Akıl almaz, hissiyatla bağdaşmaz işler oluyor. Bizi selâmete aklımız ve duygularımız götürür. Önce akıl, düşünme, fikretme, sonra kalble sınama. Kitab’a çağırmayan, Peygamber’e davet etmeyen, ahlâk telkin etmeyen, gönül yapmayan şeyhler insanları zamane putlarına yönlendirdi, bu arada kendileri de putlaşıp dünyalık her şeye sahip oldular. 

Dünyalığı yerinde olan, servet ve sâman sahibi olan şeyh olamaz, tasavvuf erbabı olamaz. Bu dünyalıklara başka dünyalıklar ekleyenler ise hiçbir şey olamaz, cehennem kütüğü olur!

20.04.2020 Karar

Bu yazı toplam 114 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim