Hicrî 8 Safer 1444 tarihinde ahirete göçen es-Seyyid eş-Şeyh Ömer Tuğrul Murâdî el-Cerrâhî Hazretleri'nin sene-yi devriyesi münasebetiyle hatırladıklarımı yazmaya çalıştım.
Ömer Tuğrul İnançer Hazretleri, tam anlamıyla bir ayaklı kütüphaneydi. Huzurunda bulunduğum ve TV’de izlediğim kadarıyla hemen her konuda tereddütsüz net bilgisi ve fikri olan bir insandı. Bu yazıda bendenize doğrudan hitab ederek anlattığı birkaç konuyu not etmek istiyorum.
Devsiye’yi (Devse) bilir misin?
2003 yılında Safer Apartmanı’nı bahçe katındaki Zaviye’yi teşrif ettiğinde meşk odasındaki duvarda bulunan bir fotoğrafa nazar ederek “Bu fotoğraf nedir, biliyor musun?” buyurunca “lütfederseniz öğrenmeye çalışırız Efendim” dedim. “Bu tabloda ‘Devsiye’ resmedilmiştir” buyurdu. Demek ki duvardaki bu fotoğraf, o resimden alınmıştır. Tabloda, Hırkası üzerinde Tac-ı Şerifi başında olan Şeyh Efendi yerde yan yana yatan 5-6 hasta kişiye nazar etmektedir. Tuğrul Efendim, “Şeyh Efendi hastaların üzerine basarak geçer ve hastalar bi-iznillah şifa bularak ayağa kalkar” buyurdu.
Sa‘diye tarikatına mahsus Devsiye ayini, Hz. Peygamber’in doğum ayı olan Rebiyyü-l evvel ayında yapılırmış. “Ezmek, çiğnemek” anlamındaki ‘devs’ kökünden gelen, ‘Devse’, Sa‘diye Pîri Sadeddin el-Cebavî’nin oğlu ve halifesi Yunus el-Cebavî’nin Kahire’ye ilk gidişinde yerdeki cam kapların üzerinden atla geçtiğinde hiçbirinin kırılmaması şeklindeki kerametinin bir uzantısıdır. Bu keramet sonradan Sa‘diyye ayini olarak devam ettirilmiştir. Devsiye ayini, şöyle gerçekleşir: Normal haftalık ayin sırasında kıyam zikri kalbîye döndürüldüğünde özellikle çocuk hastalar, görevli dervişler tarafından tevhit hanede yüzükoyun yere yatırılırdı. Şeyh Efendi, bu hastaların şifası için üzerlerinden zikir ve dua okuyarak yürürdü. Devsiye yapma icazeti, başka tarikat şeyhlerine de verilebilirdi. Mesela, Galata Mevlevîhanesi Şeyhi Mehmed Ataullah Dede Efendi’nin (Vefatı. 1912) Devsiye ayini yaptırdığı bilinmektedir.
Konuyu ve bu fotoğrafın hangi eserden alındığını araştırmaya başladım. Duvardaki fotoğrafın Üsküdar Rifâî Âsitânesi’nde yapılan Devsiye’yi gösteren ve 1891’de Albert Aublet tarafından yapılmış tablodan alındığını öğrendim.
Diyanet Ansiklopedisi’nde yer alan bilgiye göre “1833-1835 yıllarında Mısır’da kalmış olan İngiliz müsteşrik E. William Lane bu törenlerden birinde bulunmuş ve eserinde Devse törenini bütün ayrıntıları ile anlatmıştır. Onun tasvirine göre, devse yapılacağı günün gecesinde Sa‘diyye şeyhi Ezher Üniversitesi yakınlarındaki Haseneyn Camii’nin bir köşesinde sabaha kadar dua eder ve Kur’an okur, öğleden önce halka vaaz verir, öğle namazını kıldıktan sonra ise hazırlanmış olan ata binerek arkasındaki Sa‘dî dervişleriyle Özbekiyye meydanına doğru yola çıkar, yolda onlara diğer derviş grupları da katılırdı. Şeyh büyük bir derviş kalabalığının önünde Özbekiyye meydanına girer, meydanın güneyinde kurulmuş olan çadıra doğru yürürken dervişler yol boyunca yere yüzüstü ve yan yana uzanır, kollarını alınlarına yastık yaparlardı. Yirmi kadar derviş ellerinde deflerle tempo tutarlarken yere uzanmış dervişler de “Allah” diyerek zikrederlerdi. Şeyhin bindiği atının iki yanında duran iki kişi atı dervişlerin sırtından yürütürdü. Üzerinden geçilen her derviş “Allah” diye bağırarak ayağa kalkar ve şeyhi takip ederdi. Yıllarca yapılan bu törenlerde herhangi bir dervişin bedenî zarar gördüğü rivayet edilmemiştir. Devsenin sonunda çadıra yaklaşan şeyh atından iner, birkaç dervişin refakatinde çadıra girip seccadesine oturur, yirmi yirmi beş kadar derviş onun etrafında yarım daire oluştururlar, arkalarında elli altmış derviş ile birlikte, “yâ Allah, yâ hay, yâ dâim, lâ ilâhe illallah” diyerek kısa bir zikir yaparlardı. Sonra Kur’an okunur ve dervişler şeyhin elini öperek dağılırlardı. Dervişlere göre bu keramet şeyhten şeyhe silsile yoluyla geçmekteydi. Törenin gayesi feyiz, bereket ve kardeşlik duygularının çoğalmasıdır. Devse törenlerine katılan bazı dervişlerin yılan yedikleri rivayet edilirse de asılsızdır. (Kaynak: Recep USLU)”

Âb-ı dest ve Kadir Sûresi
Abdest değiştirmek istediğini buyurunca hizmet etmeye kalktım. O esnada bendenize nazar ederek “Sana bir şey öğreteyim mi?” diye buyurunca “Lütfedersiniz, buyurun Sultanım” diyebildim. Bunun üzerine “Abdest alırken iki veya üç defa Sure-i Kadir oku, Peygamber Efendimizin lütfettiği müjdedir” buyurdu. Çünkü Enes bin Malik (RA)'in naklettiğine göre Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: "Abdest aldıktan sonra Kadir Suresini bir defa okuyan sıddîklar, iki defa okuyan şehitler, üç defa okuyan ise peygamberlerle birlikte haşrolunur." Bu müjdenin hikmetini Rabbimiz ve Efendimiz (SAV) bilir. Ancak bazı âlimlere göre; Kadr Sûresi Kuran-ı Kerim’in inzal olduğu geceyi anlattığı için kulun abdestten sonra Kadir Suresini okuması, “Ya Rabbî lütfedeceğin ilahi ikramlara muhtaç ve teşneyim” şeklinde niyaz etmesi anlamına gelir.
Yine abdestten sonra okunacak dua ile ilgili şu Hadis-i Şerif de rivayet edilmiştir: "Güzel bir şekilde abdestini aldıktan sonra Kelime-i Şehadeti, yani 'Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed (SAV)'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim.' diyen kimseye cennetin sekiz kapısı açılır ve oraya istediğinden girer." (Ebû Dâvûd ve Müslim).
Yine buyurdu ki: "Hz. Peygamber (SAV) namaz kılınca selam verdikten sonra üç kere istiğfar eder, ardından ''Allahumme entes selam...'' duasını okurdu.” Bu sebeple bazı Tarikatlarda her farz namazdan sonra sesli olarak önce üç kere istiğfar edilir, sonra tesbihata geçilir.
İslam Tevhid’dir.
Cemaat olarak yaşamanın ve yardımlaşmanın önemini anlatırken namaza ve oruca dikkat çekmişti: İslam’da toplu yapılan ibadetler münferit yapılan ibadetten üstündür. Fahr-i Kâinat Efendimiz cemaat olmayı hep tavsiye buyurmuştur. Cemaatle kılınan namaz, münferit kılınan namazdan üstündür, sevabı 27 kat fazladır. Esas olan cemaatle kılmaktır; ferdi kılmaya sadece ruhsat verilmiştir.
“Hacc, en fazla Müslümanın iştirak ettiği bir ibadettir” diye bilinir, doğrudur; milyonların aynı anda aynı yerde bulunarak yaptığı ibadettir. Ama aslında en büyük toplu ibadet Ramazan Orucudur; yüz milyonlarca insan hep beraber oruç tutar.
Tuğrul Efendimden bunları dinlerken düşündüm ki; güneşin, dünyamızın ve ayın hareketlerinden dolayı Kâinatta 24 saat aralıksız ezan okunur, 24 saat aralıksız namaz kılınır ve Ramazan’da 24 saat aralıksız oruç tutulur. Hani Rabbimiz, Âl-i İmran Sûresi’nin 191. Âyet-i Kerimesinde “…göklerin ve yer yüzünün yaratılışını tefekkür ederler, ‘Rabbimiz sen bunları boş yere yaratmadın’ derler” buyurur ya; ne muhteşem bir sistem.
“Bu yazıyı kim yazdı?”
2003 yılında Beyatî Ayin-i Şerifi icra etmeye niyetlendik. Tuğrul Efendim, Topluluk üyeleriyle birlikte teşrif etti. Önceden hazırlamaya çalıştığım iki ayrı notlarım vardı. Bir sayfalık notlarımı takdim konuşması olarak düşünmüştüm. Bu konuşmada Derneğimizden ve Han Duvarları şiirindeki Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış Efendinin son Mevlevi Şeyhinin oğlu olduğundan bahsedecektim. Çünkü bu konuyu edebiyat hocası olan merhum Mesut Akben kardeşimle defalarca müzakere etmiştik. O tarihlerde Han Duvarları şiirindeki kişinin gerçek olduğunu ve Maraş Mevlevihanesi’nin bağlantılı olduğunu çok az kişi farkındaydı. Diğer notlarım daha uzundu; Mevlevi Mukabelesinden, sema adabından ve sembollerden bahsedecektim. Tuğrul Efendim takdim konuşmasını bendenizin yapmasını uygun gördü, Sema âdabı yazımı ise çok beğendiğini ifade ederek çoğaltılmasını ve kapıda misafirlere dağıtılmasını tembih etti.
Her konserde misafirlere genelde en az 1 sayfalık “Konser programı” dağıtılması âdettendir. Hangi eserlerin okunacağına dair biz de bir çalışma yapmıştık. Hazırlayan Ahmet Karayazı isimli üyemizdi. Tuğrul Efendim okunacak ilahilerin listesini incelerken birden sesini yükseltti, “Bu ifade yanlış; Sadr-ı cemil mürselin’ değil ‘Sadr-ı cem-i mürselin’ olmalı” buyurdu. Mehmet Efendim arkaya dönerek “niye yanlış yazdınız?” deyince bende arkaya döndüm Ahmet Karayazı’ya sordum: Niye yanlış yazdınız?” Ahmet de “notada böyle yazıyor” diye cevap verince hepimiz aklandık. Meğerse notaya alan kişi dikkat etmemiş. Hazret bu kadar dikkatli ve titiz bir insandı.
“Allah (CC) yolunda ölenlere ölü demeyiniz!”
Rabbimiz Bakara Sûresi’nin 154. Âyet-i Kerimesinde meâlen şöyle buyuruyor Allah (CC) yolunda ölenlere ölü demeyiniz! Hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlayıp bilemezsiniz” Eş Şeyh Ömer Tuğrul İnançer Hazretleri de bütün bir ömrünü Allah (CC) ve Peygamber Efendimizin yolunda harcadı ve 8 Safer 1444 tarihinde âhirete göçtü.
Defalarca şahit olduk; ne zaman Allah (CC)’den bahsetse “O’nunla korkutmayın, O korkunç değil; O’nun hatırına ve hukukuna riayet edememekten korkun” buyururdu. Ne zaman Sevgili Peygamberimizden bahsetse sesi titrer, yutkunurdu.
Daimâ “Rabbim ebedi ayrılık vermesin” diye niyaz ederdi. Rabbim ahirette de buluşmayı nasip eylesin.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.