Her okulların açılma telaşında “İkra/Oku!” emri gelir hatırıma. Kendi kültürümüzden, kendi değerlerimizden bu kadar uzak yetişmemizin, kendi medeniyetimizden bu kadar habersiz olmamızın bizleri ne hâle getirdiğini bile bilemez duyamaz durumumuz içler acısı. Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in, uğraşmaları, okullar ve müfredatla ilgili yaptıklarına engel olmaya çalışanlar sanki bu ülkenin insanları değil. Batı’nın uşaklığından kurtulamadılar, özüne dönemediler, kendi kutsallarıyla buluşamadılar.
İlk vahiy bir emirle başlıyordu: Oku! Bu emrin hayli zengin çağrışımlarından hangisi kastediliyordu? Çünkü ‘ikra’ emrinin bir metni okumak, bir söylemi dile getirmek, bir şeyi düşünmek, akıl yürütmek, iki şey arasında ilişki kurmak, sonuçlara gitmek, bir haberi kaynağından hedefine taşımak gibi birçok anlamı birden çağrıştırıyordu. Hz. Peygamber’in nasıl okuyacağını, “Rabbin adına/adıyla” cevabı açıklığa kavuşturmuştur. O artık Allah adıyla ve Allah adına okuyacaktır tüm varlığı, eşyayı hayatı ve insanı. Bu okumanın anahtarı: Bismillahirrahmanirrahim idi. Anlamı “Zatıyla rahmetin kaynağı ve işinde sınırsız merhametli olan Allah’ın adına/adıyla” demekti. Artık hayatın tüm alanlarına Peygamberimiz “Bismillah” şifresiyle girecekti. Bu şifreyi söylemenin, şu anlamların hepsine birden geldiğini biliyordu:
*Allah’ım! Hayatın hiçbir alanını senden bağımsız görmüyorum.
*Allah’ım! Şu yaptığım işi senin verdiğin güç ve kuvvetle yaptığımın farkındayım.
*Allah’ım! Bu eylemimi senin gözetimin ve koruman altında yapmak istiyorum.
*Allah’ım! Bu konuda senin yardımını istiyorum!
İşte bu sebeplerle, sadece Kur’an’ın tüm surelerinin başına değil, her meşru ve maruf eylemin, tüm varlığı ve hayatı okuma girişimlerinin başına da besmele konuyordu.
“İyilik, onu yaptığında içinde bir ferahlık hissettiğin şeydir, kötülük insanlara önersen de içinin bir yerlerini yıkıp viraneye çeviren şeydir.” O, dünyanın tüm çocuklarının İslam fıtratı üzere doğduğunu söylerken, yaptığı ontolojik okumanın sonucunu dile getiriyordu. Bununla Peygamberimiz, İslam’ın yepyeni bir tarifini de vermiş oluyordu: “Fıtrata uygun olan”, yani “tabii olan” her şeyden Hz. Peygamber tüm çocukların din kardeşimiz olduğunu şöyle dile getiriyordu.
“Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Ne var ki, onu anne-babası Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır ya da Mecusileştirir.” Hz. Peygamber, bireylerin davranışlarını da “Oku!” emrine imtisalen derin bir okumaya tabi tutuyor, bireylerin ibadetlerinin belirleyicisinin niyet olduğunu “ibadetler niyetlere göre değerlendirilir!” şeklinde formüle ederken, bireylerin sosyal ve siyasal davranışlarının belirleyicisinin alınan sonuç olduğunu “Çabalar sonuçlarına göre değerlendirilir” şeklinde formüle ediyordu.
Hz. Peygamber yalnızca canlı varlıkları okumakla kalmıyor, ‘cansız’ kategorisine sokulan varlıkları da bir canlı gibi okumaya tâbi tutuyordu. Bu meyanda Uhud için diyordu ki: “Uhud bir dağdır, fakat o bizi sever, biz onu!” Yine Hz. Peygamber’in, bir defasında yağmur yağarken elbisesini yağmura tutarak “Onun Allah ile olan sözleşmesi benden daha yeni” buyurması, onun eşyayı da tek yönlü değil, çok yönlü bir iletişim yöntemle okumaydı.
Devamı:https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yasar-degirmenci/ikraoku-ve-dusundurdukleri-53699.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.