Türkiye, kendini, kendi ruhköklerini inkâr eden ve o yüzden de gelinen nokta itibariyle kültürel olarak, zihnî olarak intihara sürüklenen bir ülke.
Belki de tek ülkesi şu çivisi çıkmış dünyanın.
Yazının başlığı, Türk modernleşme / laikleşme projesinin Türkiye’yi sürüklediği intiharı, çıkmaz sokağı çok iyi özetliyor, aslında. Bu serüven, Batı uygarlığının palyaçosu gibi hareket eden bizim ülkemiz için hâl-i pür melâli, trajikomediyi çok iyi resmediyor…
Şu kesin: Türkiye›de “sosyal” değil, “siyasal”, iktidardır. Toplum, toplumun duyarlıkları, iradesi değil, araçlar dolayısıyla araçları amaç haline getiren çıkarlar / çıkarcılıklar, iktidar.
Bu durum sadece Akparti ile ilgili değildir. Kısmen Tanzimat’la yaşanmaya başlamış Cumhuriyet’le birlikte, topluma tepeden kimlik, zihin ve kültür dayatılmaya kalkışılınca köksalmış, kural hâline gelmiş ve bütün bunların sonucunda, çıkar, çıkarcılık, fırsatperestlik, konformistlik, kral olmuştur.
Siyaset araçtır, hakikat amaçtır. Siyasal’ın iktidarı, aracın hükümranlığı, aracın amaçların önüne geçmesi ve yutması ile sonuçlanır. Bu, modernitenin insanlığı sürüklediği çıkmaz sokaktır aslında.
Siyasal’ın iktidarda olduğu bir yerde, fikir iktidar olamaz.
Siyaset geçici olanla ilgilidir, kültür kalıcı olanla. Siyaset, esas itibariyle, günü kurtarmaya yarar, Kültür geleceği kurmaya. O yüzden Kültürde iktidar değilseniz, siyasette iktidar da olamazsınız, muktedir de!
Otorite’nin kaynağı, siyaset değildir; fikirdir, dolayısıyla hakikattir, hakikat fikridir. Siyaseti otorite kaynağı olarak görenler, iddialarını yitirmekten ve toplumu kaygan zeminlerde patinaj yapmaya mahkûm etmekten kurtulamazlar.
Fikrin iktidarı; fikrin, hayata yön, şekil ve ruh verebilmesiyle, iddiaların yitirilmemesiyle, amaçların araçlar tarafından yutulmasına izin verilmemesiyle, insanların, özellikle de öncü kuşakların hakikat medeniyeti fikrini fikir ve oluş çilesiyle adım adım hayata geçirmeleri ve hayatın her alanına gergef gibi işlemeleriyle mümkün olabilir.
Araçların hükümranlığı, amaç hâline getirilmesi, insanların amaçlarını, iddialarını yitirmeleri anlamında siyasal’ın iktidarı, fikrin iktidarının önünde takoz gibi durur, hakikat, iktidar olsanız bile kıyıya vurur, tarih durur.
Tarihi yeniden başlatmanın yolu, fikrin, hakikat fikrinin izini sürmek, hakikatin, hakikatten süt emen hakikatli insanların ülkede adaleti, hakkaniyeti, kardeşliği yeniden tesis edecek bilme coşkusu (ilim), bulma şevki (irfan) ve hakikat aşkıyla (hikmet) yanan, yanıp tutuşan öncü kuşakların fikirde, sanatta, edebiyatta, kültürde, siyasette, dil kuracak, başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenme zilletinden kurtularak tarihi önüne katarak sürükleme izzetine kavuşacak bir medeniyet tasavvuru yolculuğuna çakmalarından geçiyor...
O zaman geleceğimizi inşa edecek Sinan’ları; fikrin hayatımıza ruh üflemesini sağlayacak Gazâlî’leri, İmam Rabbânî’leri; hayatımızı aşkın bir coşkuyla yaşatmamızı sağlayacak Fuzûlî’leri, Şeyh Galip’leri, Sinan’ları yeniden yetiştirip, yine insanlığın önünü biz açabiliriz bir kez daha Allah’ın yardımıyla.
Türkiye, tepeden, jakoben yöntemlerle modernleştirici / sekülerleştirici bir toplum, kültür ve zihin mühendisliği projesi uygulanan ama yukarıda isimlerini zikrettiğim türde entelijansiyası olmayan bir ülke. Entelijansiyası yani öncü kuşakları. Ülkenin önünü açacak, çağını da, çağrısını da iyi kavrayacak, kendi çağrısının çağını kurması için uzun, yorucu ama gönendirici, diriltici hakikat medeniyeti yolculuğuna soyunacak fikir, sanat ve ahlâk öncüleri.
Entelijansiya, sevimsiz bir kelime ama eliti de, entelektüeli de, aydını da, akademisyeni de içine alan kapsamlı bir kelime.
Entelijansiya derken öncülerini, öncü kuşaklarını kastediyorum bir toplumun. Âlim, ârif ve hakîm şahsiyetleri bizim entelijansiyamız. Bizim öncü kuşaklarımız bunlar!































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.