• İstanbul 22 °C
  • Ankara 16 °C

“Osmanlı neyimizi bozmadı ki? Bilhassa dilimizi!”

D. Mehmet DOĞAN

Okuyucularımızın artık ismini soracak kadar merak ettiği orta mektep arkadaşım yine çıkageldi. Orta okulda, lisede okuduklarının üzerine hiçbir şey ilave etmemiş, inkılâp tarihi bilgileri ile idare eden başımın derdi bir arkadaş.

Yıllarca hiç görüşmediğimiz halde şu sıralar çıkıp geliyor veya telefon ediyor. Emin olun adı konusunda bile tereddütteyim. Oktay mı, Subutay mı, Asutay mı? İlle de tay’lı bir şeydi galiba. Ben ona danıştay, sayıştay, yargıtay ve …tay diye takılırdım.

Sokağa çıkmada yaş tahdidi kaldırıldı ya, ziyaretlerini sıklaştırdı. Bu gelişinde elinde bazı kâğıt parçaları dikkatimi çekti. Zaten dikkatimi çekmek için neredeyse gözümün içine sokacaktı. “Bak” dedi, “İngiliz dilbilimcisi türkçe için ne diyor?” Onun elinde bir kitapla değilse bile birkaç sayfalık bir yazı ile gelmesi dahi beni sevindirdi. Okumaya birkaç sayfa ile başlayabilir belki. Umutlandım anlayacağınız.

Tabiî cevabımı beklemedi. 

Alman asıllı İngiliz filozof ve dilbilimcisi Max Müller’in dillere persenk olmuş cümlelerini okudu: “Türkçeyi söyleyip yazmak için ufak bir istek beslenmemiş olsa dahi, bir Türkçe grameri okumak bile gerçek bir zevktir. Kiplerdeki hünerli tarz, bütün çekimlerde hâkim olan kıyasîlik, şekillerde baştan başa görülen bir saydamlık, dilde parıldayan insan zekâsının bu harika kudretini duyanları hayrete düşürmekten geri kalmaz. Bu öyle bir gramerdir ki, bir billur kovan içinde bal peteklerinin oluşunu nasıl seyredebilirsek, onda da düşüncenin iç oluşlarını öylece seyredebiliriz.”

Cümlesi biter bitmez “işte Osmanlı bu dili yabancı dillerin boyunduruğuna sokarak mahvetti. “O” olmasa ili, dilimizin hali nice olurdu. İyi ki dil devrimini yaptı da türkçemizi boyunduruktan kurtardı.”

Onun bu defa zafer kazanmış bir kumandan edasıyla kurumlandığını hissettim. Keyfini kaçırmamak için bir süre sustum.

Bugünlerde Tahsin Banguoğlu’nun Türkçenin Grameri elimden düşmüyor. Rahmetli ile tanışırdık, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin ilmî danışma kurulundaydı. Zaman zaman arkadaşlarımızla birlikte Kuleli Lisesi’ne yakın yalısına davet eder, uzun uzun dilden, devrimlerden konuşurduk. Türkçeye dil devrimi ile verilen zararları bütün açıklığı ile anlatırdı. Dil devriminden sonra gramer dersleri kaldırılmıştı. Neredeyse on yıl bu derslerin hiç olmadığını düşünün. Bu gramersiz neslin bize neye mal olduğunu hesaplayın bakalım.

İşte elimin altında bulunan Tahsin Banguoğlu’nun Dilimizin Grameri Üzerine risalesinden açıp okudum:

“Osmanlıların konuştukları dile gelince, diyebiliriz ki insanın bu dili konuşmak ve yazmak için öğrenmek hususunda hiçbir arzusu olmasa bile bir Türk grameri okuması gerçekten zevktir. Gramer şekillerinin içinde yaratıldıkları ustalıklı tarz, bütün isim ve fiil çekimlerinde hüküm süren düzenlilik, bütünü ile söz yapılışının saydamlığı…bunlar insan ruhunun dilde kendini gösteren mucizeli kudreti(nin) sezgisine sahip herkeste mutlak hayranlık uyandırır.”

“İşte” dedim, “senin okuduğun metnin doğru tercümesi!”

Max Müller, “Osmanlıların konuştukları dil”den bahsediyor, bu elbette türkçedir. Müller, 19. Yüzyılda yaşamış, 1890’larda İstanbul’a gelmiş, aylarca kalmış, Abdülhamid onu Yıldız sarayında kabul etmiş. Eşiyle birlikte İstanbul intibalarını yazmışlar. Osmanlı türkçesine hayran olmuş. Padişah’ın iyi fransızca bilmesine rağmen, yabancılarla makamı gereği türkçe konuşmayı tercih ettiğini belirtiyor. Hatta Abdülhamîd Müller’in fransızcaya çevrilmiş bir kitabını okumuştur. Bu kitap üzerinde de konuşulur. (Mrs. Max Müller: İstanbul’dan Mektuplar. çeviren: Afife Buğra. İstanbul 1978)

Kısacası: Osmanlı türkçeyi yaşatmıştır! Türkçe durduğu yerde duruyor. Osmanlı türkçeyi modern zamanlara güçlü bir şekilde taşıdı. Edebiyatın, ilmin, idarenin dili bu kadar sade olmayabilir. Ama konuşma dili, İstanbul şivesi, âhengiyle Max Mülleri büyülüyor. Dilbilimci teorik bir söz söylemiyor, yaşayarak, duyarak fikrini ifade ediyor.

Tabiî bizimki yine bozuldu. “Zaten Osmanlıya toz kondurmazsın” diyebildi… Ona Osmanlıya toz kondurup kondurmamak derdinde olmadığımı, hakkı teslim etmek zorunda olduğumuzu söyledim. Osmanlı türkçenin en büyük hamisi olmuştur. Yûnus Emre ile başlayan büyük Anadolu-Oğuz edebiyatı padişahların himayesi ile gelişmiştir. Osmanlı Devleti’nin dili baştan sona türkçe olmuştur. Osmanlı dünyayı birkaç asır türkçe yönetmiştir. Milyonlarca ana dili türkçe olmayan kişi türkçe öğrenmiş ve bunların içinden şaheser denilebilecek türkçe eserler verenler çıkmıştır.

Kötü örnekleri habire öne sürerek ne Osmanlı tarihini ve ne de edebiyatını reddedemeyiz 19. Yüzyılda dilde sadeleşme yoluna girilmiş, batı dillerinden modern ilimlerle ilgili kelimelere karşılıklar bulunmuş, türkçenin devlet dili olduğu 1876 Anayasası’na konulmuştur. Osmanlı dile müdahale etmemiştir. Ne arapça kelimelerin ne de farsça kelimelerin girişi devlet zorlaması ile olmuştur. Bu edebiyatçıların, ilim adamlarının, bürokrasinin doğru-yanlış tercihidir. Zaten 20. Yüzyılın başına gelindiğinde yazı dilinde sade türkçe cereyanı etkisini göstermeye başlamıştır.

Sonunda dayanamadı:

“Dil devrimi gereksiz mi diyorsun yani?”

-Gereksizden de öte, büyük bir hata! Dil devrimi sentetik bir millet (ulus) yaratmak isteyen cumhuriyet yöneticilerinin bir kültürel mühendislik operasyonudur, maalesef bize çok pahalıya mal olmuştur. İngiliz Türkolog Geofferey Lewis’in ifadesiyle dil devrimi trajik başarıdır, öldüren başarıdır!

Bugün Türkçe konuşma dilimiz iyi kötü yürüyor, basın yayın dilimiz buna paralel iyi durumda sayılır. İlim dili felaket! Edebiyat dilinde kayıplar devam sürüyor. Son yüzyılın büyük edebiyatçılarının kelimelerini tasfiyeye devam ediliyor. Böyle bir durum, 21. yüzyılda hiçbir ülkede yok!

Bu yazı toplam 74 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim