• İstanbul 24 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 28 °C
  • Konya 19 °C
  • Sakarya 24 °C
  • Şanlıurfa 27 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Gaziantep 25 °C
  • Bolu 20 °C
  • Bursa 22 °C

Peygamber dostlarının aynası, dostları Peygamberin

Peygamber dostlarının aynası, dostları Peygamberin
''Güzel insanlar arıyorsak Asr-ı Saadet’e çevireceğiz bakışlarımızı. Biz onlara benzediğimiz nispette güzeliz.'' A. Ali Ural, ''Peygamber'in Aynaları'' kitabı üzerine Hatice Ebrar Akbulut'un sorularını cevapladı.

İnsan sevdiğini andıkça sevinir, kendini huzurlu hisseder. Sevdiğini anmadığı zaman kendisini eksik ve huzursuz hisseder. Hz. Peygamber’i ve ashabını anmak bizim için böyledir. O’nu ve ashabını göremediğimiz zamanların özlemini onları anlatanları okuyarak, dinleyerek gideriyoruz.

Zaman öyle değişti ki, buna rağmen O’na ve ashabına olan saygı ve sevgi her dem aynı oldu. Zaman geçtikçe ahlâkı O’nun ahlâkına benzeyen kimselere olan ihtiyacımızı daha fazla duyumsuyoruz. Örnek alınsın, doğruluktan yana olan insanların sayısı artsın, dürüst insanlar çoğalsın diye O’nun ahlâkını ve ashabının örnek yaşamını anlatmaya çalışıyoruz. Anlattığımızı yaşamak noktasında da çok ihmalkâr, samimiyetsiz davranıyoruz. Samimi olsaydık eğer, birçok yönden daha iyi bir seviyede olacaktık. Hem yaşantımıza hem de içinde yaşadığımız topluma baktığımızda bu konuda ne kadar eksik olduğumuz ortada. İnsan kendisine en yabancı olanı tanıma merakına düşüyor da neden peygamberi ve ashabını tanıma merakına düşmüyor, diye bir sormak gerekiyor. Çok ayrıntıda boğulan, önemsiz noktaların üzerinde durarak sahabeye ve peygambere gereksiz sözler isnat eden siyer kitapları da kabahatsiz sayılmaz. Onların bu tutumu da insanları Asr-ı Saadet’i bilmekten imtina ettiriyor. Peygamberi ve ashabını edebî bir üslup ve gayretle anlatan, tamamen onlardan almamız gerekenler üzerinde yoğunlaşan ve pratikte uygulanabilir bilgiler veren siyerlere çok ihtiyacımız var. Bu şekilde olan siyerleri de kaybolmamaları, unutulmamaları için çekip çıkarmak ve gündeme taşımak gerekiyor.Peygamber’in Aynaları bir siyer kitabı olmasa da dil ve anlatım bakımından bu konuda iyi bir örnek olmuş.

Ali Ural, dilin estetiğinden ödün vermeden, edebî bir üslupla edebiyatın da imkânlarını kullanarak Hz. Peygamber’in ashabını anlatmış. Ashap Peygamber’in dostuydu. Dostlar birbirlerini yansıtırlar. Onlardan birine bakan bir diğerini görür. Birbirlerini andırırlar. Mü’min mü’minin aynasıdır hadisince, onlar birbirlerinin aynasıdırlar. “Peygamber dostlarının aynası, dostları Peygamber’in.”

Ali Ural, okurlarının kalbine “Sevgili Dost” nidasıyla girdi. Onun “Sevgili Dost” ünlemeli sözleri olmadan önce de insanlar “Sevgili Dost” diye hitap etmeyi biliyorlardı elbette. Fakat bu ünleme Ali Ural ile öyle özdeşleşti ki, ilgisinin ve alakasının olmadığı noktada bile, söze her “Sevgili Dost” diye başlanışta akıllara geliyor. Peygamber’in Aynaları da akıllara oturacak ve yine Ali Ural ile özdeşleşecek bir terkip. Ural’ın Peygamber’in dostlarını şiirsel cümlelerle anlattığı bu kitapta otuz üç sahabi anlatılıyor. Kitabın dipnotlarında yer alan kaynaklar, Ural’ın geniş yelpazeli bir çalışma yaptığını gösteriyor. Ayrıca kaynak bilgilerinin verilmesi eserin güvenilirliğini artırıyor. Ayna imgesini kullanarak farklı bir anlatım yakalamış Ali Ural. Kitabı okudukça kat kat açılan bir açılım olduğunu görüyoruz. Ali Ural’ın gözünden sahabeyi okurken, sahabe gözünden de Hz. Peygamber’i okuyoruz. Birbirine ayna olmuş, birbirini yansıtmış bir silsile-i insan fotoğrafıdır Peygamber’in Aynaları.

Ali Ural ile son kitabı Peygamber’in Aynaları üzerine bir söyleşi yaptık. Bu eserdeki İslâm ve edebiyat ilişkisine dikkat çektik, eksiklerimizi konuştuk. Söyleşi sonunda Ali Ural’ın da dediği gibi “kitaba ayna tutmak” istedik.

İslâm ve edebiyat bir arada düşünülmez genelde. Ya da İslâm ile edebiyatın yakın ilişkisi fark edilse de ikisi bir araya getirilmez. A. Ali Ural, İslâm ile edebiyatı harmanlıyor ve sevdiriyor onu.“Peygamber’in Aynaları” da bu harmanın bir meyvesi. Bu bir beceriyse eğer, bu marifet nereden geliyor? Aldığınız ilâhiyat eğitiminin buna katkısı vardır elbette ki ama salt ondan kaynaklı değildir herhalde…

Din ve edebiyat birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Biraz daha ileri gidip “edebiyat” yerine “sanat” da diyebiliriz. Batı’da ve Doğu’da hiçbir büyük eser yoktur ki ilhamını dinden almasın. Bırakın hak dinleri, batıl dinler dahi ilham vermiştir sanata. Batı edebiyatından mitoloji ve Kitab-ı Mukaddes'i çıkarın, geride özsüz bir yığın kalır. Doğrusu Müslüman edebiyatçıların da ilham kaynakları Kur’ân-ı Kerîm, hadis-i şerîfler, Hz. Peygamber’in ve ashabının hayatı, enbiya ve evliyanın haber ve menkıbeleriydi son yüzyıla kadar. Kur’ân ve hadisle bağlantısını kesin, neYunus Emre kalır, ne Mevlana, ne Nâbî, ne Şeyh Galip. Modern zamanların mankurtlaştırdığı aydınların dini, hayattan soyutlama çabaları kapsamında din de edebiyattan kovuldu ya da bir alay malzemesi haline getirildi. Fakat hakikati hiç kimse hiçbir yerden kovamaz. Babaannem “bülbül evladı bir gün gelir öter” derdi. Bugün geldiğimiz nokta bülbüllerin yuvaya dönüşüyle izah edilebilir.

Benim macerama gelince; şair ve yazar kimliğim öne çıksa da kitaplarımın ilmi bir arka planı var. Arabistan’da tamamladım yüksek öğrenimimi. Usuliddîn Fakültesi Tefsir Bölümü mezunuyum. Yedi yıl ilim tahsil ettim Riyad’da. İslami ilimlerin yanı sıra Arap edebiyatı üzerinde çalıştım. İmam Şafii Divanı’nı o yıllarda Türkçe’ye çevirmiştim. Sahabileri yazma fikri de o günlere dayanıyor.

Fakat sadece bilgi iyi bir metin yazmaya yetmez. Başka disiplin ve duyarlılıklara da ihtiyaç var. Bunlardan söz etmeyi müsaadenizle eleştirmenlere bırakıyorum.

Yazılarınızda, şiirlerinizde Kelam-ı Kadim’den etkilenişler, esinlenmeler görüyoruz. Kur’ân-ı Kerîm yazıya ve şiire olan iştahınızı artırdı diyebilir miyiz?

Kur’ân-ı Kerîm önünde hepimize Lebid gibi kalemlerimizi kırmak düşer. Ancak aczini bilen kalem ilhama mazhar olur. Pablo Neruda, “Şair küçük tanrı değildir, olsa olsa halkın ekmeğini veren bir fırıncıdır” der. Hafız’ın gençliğinde bir fırında hamurkâr olduğunu düşünerek gülümsemiştim ilk okuduğumda Neruda’nın sözüne.

Kureyş liderlerinden Velid b. Mugîre, Hz. Muhammed’in yanına geldiğinde Peygamberimiz ona Kur’ân okumuştu. Velid Kur’ân’dan o kadar etkilendi ki dönüşte akrabası olan Beni Mahzum’a uğramış ve “ Vallahi Muhammed’den az önce bir kelam dinledim ki insan sözü desem değil, cin sözü desem değil. Öyle bir halâveti (tatlılığı) ve öyle bir talâveti (güzelliği) var ki sormayın. Öyle bir kelam ki üstü meyveli, altı verimli, bereketli. O muhakkak üste çıkar, üstüne çıkılmaz” demişti. Bunun üzerine Kureyşliler, “Velid saptı vallahi, peşinden bütün Kureyş sapacaktır!” dediler.

Şair ve yazarlarımızın bir an önce Kur’ân’la buluşmaları gerekiyor. Bu buluşmaya Şeyh Galib çağırıyor onları, “Söz olsa da menba’-ı kerâmet/ Kur’ân’a nazîre olmaz elbet” diyerek. İnsan sözünün ilâhi söze yetişemeyeceğini ilan eden Şeyh Galib’e göre Kur’ân’ın hak olduğunun ispatıdır yeryüzünün bütün şairleri. Zira Kur’ân onlardan –şayet inanmıyorlarsa Allah katından olduğuna– ilahi kelamın bir benzerini yazmalarını istemiş ve yüzyıllardır hiçbiri başaramamıştır bunu. Galib bu başka bakış açısıyla över şairleri, zira onlar Allah’ın en büyük delilleridir. “Ger kalmasa şair-i Sühan-dân/ Bürhân-ı Huda bulurdı noksan.” (Güzel sözden anlayan şairler olmasa Allah’ın en büyük delili eksik kalırdı.)

 

Devamı için: http://www.dunyabizim.com/Manset/22944/peygamber-dostlarinin-aynasi-dostlari-peygamberin.html

Bu haber toplam 853 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim