• İstanbul 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Konya 18 °C
  • Sakarya 16 °C
  • Şanlıurfa 25 °C
  • Trabzon 22 °C
  • Gaziantep 23 °C
  • Bolu 14 °C
  • Bursa 18 °C

Rabia N. Akmaz: “Felsefenin Kaynağı Allah Korkusudur”

Rabia N. Akmaz: “Felsefenin Kaynağı Allah Korkusudur”
Müslümanlar olarak felsefenin hayatımıza olan etkisine baktığımızda, İslâm ile temellendirildiğinde anlamlı olduğunu görürüz. Nitekim insanın inandığı dine uygun olarak bir bakış açısı/felsefe geliştirmesi gerekir.

Merhum Üstadım D. Mehmet Doğan’ın 04.09.2013’te bu başlıkta bir yazısı var. Okudukça ve sözün kaynağını araştırdıkça aslında yazının çok kıymetli bir felsefe muallimi olan Nureddin Topçu’nun 10-12 Eylül 1973 tarihleri arasında Bolu’da yapılan vaizler seminerindeki ses kaydı olduğunu fark ettim. Bu yazıda da özellikle aynı başlığı kullandım. Çünkü sadece başlık, başlı başına çok şey anlatıyor...

894cd40b-187d-45d8-b5b2-59afa009971a.jpg

Sözün sahibi Maurice Blondel. Aksiyon Felsefesiyle tanıdığımız Fransız Filozof, Üstadımızın Üstadlarından biri…

Sözün birkaç yönü var. İlki; Felsefenin dinle uzlaştırılmamasında ne gibi sebepler söz konusu onu sunması. Nitekim bugün dahi ilahiyatla, dinle ilişkilendirilmekte zorlanılan felsefenin kaynağını Allah korkusu olarak ifade ediyor. Ve bunu yazan isim az önce ifade ettiğim Hristiyan bir Varoluşçu. Ama Teist bir Varoluşçu, dolayısıyla tek Tanrı inancına sahip, bunu, konuşmasında bizatihi Topçu ifade ediyor ve ekliyor: “Demin bir cümlesini okuduğum Moris Blondel, Peygamber’in sözünün tercümesini yapmış gibi, okumamış, haberi yoktur. Fakat hak için vicdan bir, “Felsefenin kaynağı Allah korkusudur” diyor.“ Sözün ikinci yönü, “Hikmetin başı Allah korkusudur” hadisi dolayısıyla düşünmenin ve ilim-amel birlikteliğinde yaşamanın “felsefe” ve “hikmet” kelimelerindeki karşılıkları nelerdir konusu. Aslında iki yön de iç içe birbirini tamamlıyor.

Felsefenin hikmete döndüğü bu kısım bize düşünmenin, tefekkürün, dilin ve kelimelerin kendi içindeki katmanlarını veriyor. Burada felsefe yalnızca felsefeden ibaret kalmıyor, aynı zamanda ilerleyerek hikmet’e varıyor.

Peki neden hikmet? Hikmet kelimesi felsefeden neden farklı? İlk olarak köken bakımından bir ayrım söz konusu. Felsefe; Yunanca philo ve sophia bilgelik sevgisi olarak çoğunlukla tercüme ediliyor. Bilgelik sevgisi ise, ilk olarak bir süreci çağrıştırır. İnsan ilmi alıyor, öre öre amele dönüştürüyor amelde de kalmıyor hikmete geliyor. Felsefe bu noktada ilk basamaklarda yer alır. İlim ile amel buluşsa da yeterli olmaz. Hikmet gerekir. Arapça hkm kökünden gelen, hikmet de, bilgelik olarak tanımlanır. Hikmetin başı ise Allah korkusu. Merhum Mehmed Âkif Ersoy’un veciz ifadesiyle: “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdan. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” Ruhlara mütelezziz bir iman tadı veren bu ifadenin “Hikmetin başı Allah korkusudur” hadisinden hareketle kaleme gelmesi sevincimizi ve hamdimizi ikiye katlıyor. Korku ise sevgiden sevgiye doğru giden bir süreci ifade ediyor.

Sözün en başta ifade ettiğim ilk mânasına gelelim, felsefenin, din dışı seküler bir bakışı ve hayatı insana verdiğiyle ilgili yanlış bir kanı var. Topçu tam da bu noktada şunları ifade eder: “… İşte o günden bugüne felsefe deyince İslâm’a karşı bilgi akla geliyor. Sapıklık ve küfür akla geliyor. Halbuki bu, Aristo’nun felsefesini takip eden filozofların hareketine karşıydı. Ve görüyorsunuz ki İslâm felsefesi olmadı, İslâm’da felsefe yapılmadı. İslâm meselelerini Aristoculukla, Aristo felsefesiyle hallettiler. Aristo’ya irca ettiler. Yani bu İslâm felsefesi değildir, bu zevata İslâm filozofları denir.”

Gazzaliyle başlayan kırılma, aklın insan için gerekli ama yeterli olmadığını gösterdi. Aklın nereye irca edileceği, nerede kendini bulup bileceği sorusu insan zihnini hep kurcaladı. Felsefe tarihinde aklın ve duyguların farklı şekillerde özgürlükle ya da tutsaklıkla ilişkilendirildiğini görebiliriz. Ve aklın, insan için bilmeye bakan yanı onun üzerinde hep durmayı gerektirdi.

Baktığımızda bilebilmek ve bildirilmekle müşerref olunan insanın, aldığı ilimle ne yapacağı sorusu, ahlaki kırılmaları, tahribatları yaşadığımız günümüze de ışık tutuyor. İlmin amele; doğru/iyi/güzel ahlâka dönüş(e)mediği yerde insan ve tüm mevcudat için bir ehemmiyeti kalmıyor… Bir düşünelim, imar etmek üzere memur olan insan, bunca bilgi çağında neden ve nasıl güzel ahlakı muhafaza edemiyor? Felsefenin bize açtığı pencereleri, hikmetin sağladığı üst bir ufuktan izleyebilmemiz gerekiyor. Nitekim insan hikmet ile yaşamaya başladığında aslında Allah ile olan irtibatını derinden fark etmeye başlıyor. Daha öncesinde, El-Hakîm olan Allah’ın, her işinin bir hikmet ile olduğu, ilim ile gidilen yolda esas maksadın ilmel-yakin aynel-yakin hakkel-yakin mertebelerini geçerek O’nu tanımanın O’nunla olmanın O’nda olurken yaşamanın güzelliklerine müştak olunuyor…

Düşünmek ve yaşamak konusunun ilim-irfan-hikmet-hilm üzere bir seyri takip ettiğini söyleyebiliriz. Hikmet bu noktada, insana neyi niçin, nasıl yapacağını öğretiyor. İnsanla ahlâkı buluşturuyor. Kuru ilmin ya da insan hayatına teması olmayan bilgilerin insana bir bakış ve duruş kazandıramayacağı berraklaşıyor. Oysa hikmet ile bakıldığında insan, sınırlı olan görüşünden Allah’ın ona açtığı derinliklere doğru bir bakış kazanabiliyor.

Şu halde felsefe, bilgelik sevgisiyse, hikmet; İslâm ile temellendirilmiş hayat biçimine göre yaşamak oluyor. Hikmet, İslâm’ın insana sunduğu Allah ile olma bilinci olarak da ifade edilebiliyor. Ve baktığımızda felsefenin ne ile temellendirildiği sorusunu buluyoruz. Yani mesele felsefe ve hikmet kelimelerinin farklı kökenleri ve karşılıkları olmasının ötesinde, düşünmenin yolunun insan için açık olması gerektiğine geliyor. Ve burada felsefenin, rasyonel olması ama rasyonelliğe sıkışmaması; insana verilen sınırlı akıl ile değil vahiyle temellendirilmesi fikri tebellür ediyor. Müslümanlar olarak felsefenin hayatımıza olan etkisine baktığımızda, İslâm ile temellendirildiğinde anlamlı olduğunu görürüz. Nitekim insanın inandığı dine uygun olarak bir bakış açısı/felsefe geliştirmesi gerekir. Düşünmeyi, sorgulamayı, eleştirmeyi yapabilmek felsefenin işi ve insan için gerekli ama bakışımızı/görüşümüzü/duruşumuzu ne ile temellendirdiğimiz konusu öncelikli olarak önemli.

Topçu meseleyi şöyle noktalar:

“Şunu söylemek isterim: Felsefe dinsizlik demek değildir, dine karşı değildir, felsefe serbest düşünmektir. Ve serbest düşünen insan düşüncesi nereye kadar götürürse, felsefenin hududu oraya gider. Yani felsefeye ancak materyalist olmak şarttır gibi bir sınır kimse koymamıştır. Koyulmaz. Felsefenin konusu sınırlı değildir. Düşünmektir, hür düşüncedir. Hür düşünen acaba dindar mı olur, dinsiz mi olur? Siz bu meseleyi halledin. Eğer hür düşünen dinsiz olur derseniz, tam mânasıyla hür düşünen; o vakit felsefe de dinsizliğe götürür. Hür düşünme mutlaka Allah’a götürür derseniz, felsefe de mutlaka Allah’a götürür.”

Yazı için: https://www.tyb.org.tr/felsefenin-kaynagi-allah-korkusudur-12104yy.htm

857ba12c-f7d9-47e3-b6ef-062f3786dab1.jpg

Bu haber toplam 422 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim