• İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C

Sahih Türkçe Yazıları II

D. Mehmet DOĞAN

Öykü hikâyeye öykünüyor!

“Şair”i “ozan” yapmaya çalıştılar, tutmadı!

Şairin ve şiirin haysiyeti korundu. Yûnus şairdi, yine şair. Fuzulî, Bakî, Galib, Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl… şair olarak anılmaya devam ediyor.

Necip Fazıl’ın çarpıcı hikâyeleri var, kitabın adı: Ruh burkuntularından hikâyeler! Ona “öykücü” diyen var mıdır? Eğer sağken böyle bir hitapla karşılaşsa idi, Üstad o meşhur öfkesiyle “sen ne diyorsun ahmak!”ı yapıştırırdı.

Ne demişti Üstad? “Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor”.

Bizim edebî hafızamızda “öykü” diye bir kelime yok. Tarama sözlüğünde de rastlanmaz. Buna karşılık“öykünme” vardır.  “Taklit, özenme” demektir öykünme. Sinan Paşa “Bizim lâfzımız kuru öykünmedür” der. 15. Asırda yapılan Hayatülhayvan tercümesinde “Maymun gördüğüne öykünür” ibaresi yer alır.

Olsa ne kadar hüsn ü melahatla serefraz
Öykünmeye sen dilber-i mümtaze güzeller

Büyük şairlerimizden, babadan Ankara’lı Şeyhülislâm Yahya bu beyitte “Güzeller ne kadar güzellik ve şirinlikle seçkinleşse de sen seçilmiş dilbere (boşuna) özenmesin” diyor.

Hikâye aynı zamanda, “baştan geçenler, macera, sergüzeşt” anlamını yüklenir:

Yedi yüz yıl süren hikâyemizi

Dinlemiş ihtiyar çınarlardan (Yahya Kemâl)

Bu kelimenin ilk defa Dil Devrimi’nin rehber kitapçığı mahiyetindeki Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu’nda(1935) yer aldığını görüyoruz. Buradan o dönemde uydurulan kelimelerden olduğunu çıkarabiliriz. Cep Kılavuzu’nda yer alan kelimeler ve açıklamalar şöyle:

Öykü-1. Rivayet-bruit 2. Menakıb, menkabe . 3. Hikâye, kıssa.

Öykülemek-Hikâye etmek-Raconter.

Öyküler-Kısas, kasas.

Öyküleyen-Ravî.

Cep Kılavuzu’nda öykü hikâye karşılığı olarak gösterilse de Dil Kurumu’nun ilk defa 1945’te yayınlanan sözlüğünde öykü kelimesi yer almaz. Türkçe Sözlük’ün 2. Baskısı 1955’te yapılır, yine öykü yoktur. 1959 da yapılan 3.baskıda da keza. Ancak 1969’de yapılan 5. Baskıda “öykü”ye rastlanıyor. Öykü’nün karşısında sadece “hikâye” yazılı, bu onun hikâye karşılığı olduğunu ifade ediyor. Nihayet 1983’te yapılan 7. Baskıda artık öykü başlığının karşısında atıf mahiyetinde tek bir kelime yok, açıklamalar var. Hikâyede ise edebî anlam olarak “öykü”ye gönderme dikkat çekiyor. Bu arada TDK sözlükleri içinde ideolojik dozu en yüksek olanın 7. Baskı olduğunu kaydedelim. Redhouse sözlüklerinde 1968 baskısının asıl metninde öykü yer almaz. Ancak ilave bölümünde story karşılığı ile yer bulur. 1999 baskısında artık asıl metne dahil edilmiştir.

Zeytinyağlı yesem de öyküye hikâye diyemem!

Bu edebî türün gerçek adlandırması “hikâye”dir. Bu mutabakatı dil devrimi daha baştan bozmaya çalışmış, muvaffak olamamıştır. 1950’lerde Nurullah Ataç tek parti ideolojisinin amaçları doğrultusunda, dilimizin dinî muhtevalı kelimelerine savaş açmıştır. Bu meyanda “öykü” kelimesini yerleştirmek için de epey çaba sarf etmiştir. Ona göre öykü bütünüyle hikâye kelimesini karşılar. Oysa bir kelimeye karşılık uydurulan kelimeler çoğunlukla yerine konulmak istenenin yerini tutmaz. Öykü de bunlardan biridir. Hikâye hâlâ daha zengin anlamlı bir medeniyet kelimesidir. Günlük hayatta kullanıldığı gibi, edebiyat âleminde de kullanılmaya devam etmektedir.

Hayatları boyunca “öykücü” olarak adlandırılmamış ve öykü yazmamış önemli hikâyecilerimiz:

Halit Ziya, Ömer Seyfeddin, Refik Halid, Yakup Kadri, Hüseyin Rahmi, Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Sabahaddin Ali, Orhan Kemal, Sait Faik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Haldun Taner, Tarık Buğra, Bilge Karasu, Demir Özlü, Bekir Yıldız… Bunlar bizim hikâye tarihimizin en ünlüleri. Bunlar öykü kelimesini bilmeden yazdılar, hikâye yazdılar elbette. Fakat sonradan “öykücü” yapıldılar!  Bu sakilliği fark eden bazı “öykücü”ler, bu isimleri geçenlerin “hikâyeci”, kendilerinin “öykücü” olduğunu öne sürdüler. Ne kadar hikâyeden bir gerekçe!

Dilin, kelimelerin üzerimizdeki hakkını teslim etmemiz gerekir. Bu yazı türünün adı “hikâye”dir. İsteyen öykü de diyebilir, asıl adlandırmaya halel gelmez. Öykü hikâyenin yerine geçemez. Biz hikâye desek de öykü desek de yabancı dillerdeki karşılıkları değişmiyor. Dilin istikrarı, düşüncenin istikrarıdır, edebiyatın istikrarıdır. Sırf öykü için söylemiyoruz, birçok köklü kelimemizin yerine arılaştırmacılar tarafından uydurulan kelimeleri kullanmak cellâdına öykünmekten başka bir şey değildir!

Son yıllarda birçok hikâyeci, öykücü oldu çıktı!

Mustafa Kutlu’ya bakın: O hikâyeden vaz geçmedi, hikâyeci olmaktan da!

Mustafa Kutlu kalacak, hikâye kalacak!

Öykü hikâyeye öykünmeye devam edecek!

Kaynak: https://www.sadeimge.com/2020/08/31/sahih-turkce-yazilari-ii/

Bu yazı toplam 79 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim