Şimdi iş kurtarıcıyı kurtarmak!

D. Mehmet DOĞAN

Önce “halaskâr”dı, “müncî”ydi, hatta “müncî-i âzam” idi. Sonra “kurtarıcı”, “büyük kurtarıcı” dendi. İstanbul’da Halaskâr Gazi Caddesi’nin ne mânaya geldiğini bilmeyen sürüyle atatürkçü var.

Atatürk’ün “kurtarıcı”lık ünvanı hâlâ yaygın olarak kullanılıyor.

İşe bakın ki bugünlerde “kurtarıcı”yı kurtarma yarışı var.

Kurtarıcı’yı kurtarmak akla ziyan bir iş. Kurtarıcı yaptıklarından sorumlu değildir. Yapmışsa yapmıştır. Eleştirilemez, tartışılamaz. Değiştirilemez. (Daha doğru değiştirilemezdi!)

Fakat kurtarıcı büyük, onu kurtarmaya soyunanlar minik! Hele bir bayan siyasî “had bildirici” var, hadsizliği meslek edinmiş, mini minnacık!

Geçici köy korucuları kadroya alındı ya, bu kurtarıcı korucuları da heveslendi zaar.

Mustafa Kemal Paşa, neden kurtarıcı? İlk akla gelen, ülkeyi düşmandan kurtarması. Bu kadar mı? Cumhuriyet ideolojisi Millî Mücadele’yi düşmandan kurtarılma olarak değil, Osmanlıdan kurtulma şeklinde ideolojileştirir. Güya milletimiz Millî Mücadele’yi rejim değişikliği için, İslâmdan uzaklaşmak, medreseleri-tekkeleri kapatmak, şapka giymek, alfabeyi değiştirmek için yapmış! Hatta Ayasofya’yı müze yapmayı da buna dahil edenler çıkabilir!

Milletimiz vatanımızı kurtarmak için mücadeleye atıldı, canını malını ortaya koydu. Bu ülke bize atalarımızın mirası, bu topraklarda 9 asırlık varlığımız güçlü bir millet yapısı meydana getirmiştir. Vatan uğruna ölünür, namus uğruna ölünür; milleti ayakta tutan değerler için mücadele edilir. İşte Millî Mücadele’nin özeti de budur. Cami bizim hem ibadethanemizdir hem kimlik timsalimizdir. Bu yüzden düşmanın ilk hedefidir. Hani “Minareler süngü, kubbeler miğfer” şiiri var ya. Bosna savaşında ilk tahrip edilmek istenen yapılar camilerdi. Millî Mücadele sırasında halkın dilindeki bir marş:

Ezan sesi duyulmuyor 

Haç dikilmiş minbere 

Kâfir Yunan bayrak asmış 

Camilere, her yere 

Evimizi, vatanımızı, camilerimizi düşman tasallutundan kurtarmak için kanımızı sebil ettik. Zafere böylece ulaştık.

Sonra ne oldu?

Camiler kapatıldı, satıldı, yıkıldı, depo yapıldı. Geriye kalanlar kapatılmaktan beter edildi. Mahremiyetimize girildi. Din aleyhtarlığı ideolojinin esası oldu. Din öğretimi yasaklandı. Bizi tarihe bağlayan, medeniyetimizin işareti olan bütün unsurlara savaş açıldı. Bin yıllık alfabemiz değiştirildi. Kültür taşıyıcısı dilimiz tahrip edildi. İstanbul’u fethimizin sembolü Fatih vakfı Ayasofya müzeye dönüştürüldü.

İşgal müddetince bir tabur asker Ayasofya’yı korumak için nöbet tutmuştu. Eğer camilikten çıkarmak için bir müdahale olsa idi, bina havaya uçurulacaktı. Sonra biz onların uğrunda şehadeti göze aldıkları Ayasofya’nın camiliğini iptal ettik! Sevr’de sömürgecilerin mutabık kaldığı bir konuyu onların istediği şekilde hallettik.

Bu Fatih’e karşı, tarihe karşı büyük ve affedilmez bir hata idi.

Bu konu ile ilgili kararname ortada. Cumhurbaşkanı ve bakanlar imzalamış. Hemen “kurtarıcı koruyucuları” harekete geçtiler: O imza sahte! Atamız yapmaz!

Bir süre bu tantana ile oyalandılar.

Bire nabekârlar (bunların içinde tarih profesörleri de var, anlayın akademinin vaziyetini) imzası sahte dediğiniz zat Ayasofya’yı ziyaret edip burayı Bizans eserleri müzesi yapın demedi mi? Hatta, hattat Kazasker Mustafa Efendi’nin Lafza-i Celâl başta olmak üzere peygamber ve halife levhalarının sökülmesini buyurmadı mı?

Sonunda ne oldu? O gitti, Lafza-i Celâl kaldı!

Kurtarıcı kurtarma modası son yıllarda revaç buldu.

Adam diyor ki: Atatürk ilahiyat fakültesi ve imam hatipler açtı. Tarih diyor ki, bunlar bir süreliğine kerhen açıldı, 1930’da külliyen kapatıldı. 1950’ye kadar Türkiye’de resmen İslâm dini öğretim yoktu! Kur’an öğretmek ve öğrenmek yasaktı. Kur’an öğrettiği iddiasıyla binlerce hocanın canı yakıldı.

Bu kurtarıcı kurtarıcılarının bazıları o kadar ileri gitti ki, onu peygamber soyuna bağlamaya kalkıştılar. Böylece toptan kurtaracaklarını sandılar!

Şunu artık kabullenmeliyiz: Bir şey kurtarıcı dediği için doğru değildir, hakikat onun tekelinde değildir. Akıl var, mantık var ilim var; bin yıllık tarihimiz, medeniyetimiz, birikimimiz var. Bir şey kurtarıcı yaptığı için değiştirilemez değildir. Aklın, mantığın, ilmin ve tarihin gereği yapılır.

Hatasız kurtarıcı olmaz, sevecekseniz hatasıyla sevin! Milleti hatasız diye kandırmaya çalışmayın.

Bu yazı toplam 68 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim