Tez yazılır! Hem de istediğiniz kadar “tez” yazılır!

D. Mehmet DOĞAN

“Türkçenin Cenaze Töreni” kitabımızın yayınlanma safhasında sanal âlemde şöyle bir ilanla karşılaşmıştım:

“Dilbilim bölümü için aradığınız Dilbilim bölümü Tez Konuları için sizlere Garantili Danışmanlık yaparak Tez Merkezi olarak Garantili Tez Hizmeti Vermekteyiz. Tez Merkezi olarak Lisans, yüksek lisans veya doktora tez çalışmalarınız uzman ekibimiz tarafından sorunsuz bir şekilde hazırlanıp sizlerin onayına sunulmaktadır. Çalışmalarımızın tamamı geçme garantili olup tez hazırlama süresi boyunca çalışmanız parçalar halinde sizlere ulaştırılır.”

Bu metindeki türkçe bozukluğunu, dil yanlışlarını zihninizin bir yerine yazın, oraya döneceğiz; asıl konuya gelelim: Bu ilan beni çok fazla şaşırtmadı. Türkiye’de “dilbilim” alanını bir zamandır uydurma bir terminoloji istila etmişti.

1970’lerde İstanbul’da tanıdığım Tahsin Banguoğlu başta olmak üzere Faruk K. Timurtaş, Necmeddin Hacıeminoğlu, Ali Karamanlıoğlu, Muharrem Ergin gibi dilciler, dilimizin sürekliliğini esas alan aklı selim sahibi şahsiyetlerdi. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin danışma kurulunda yer alan Tahsin Banguoğlu ile daha fazla mesaimiz olmuştu. Orijinal bir gramer kitabı olan Türkçenin Grameri de adeta el kitabımdı. Tahsin Bey, ille de eski adlandırmalara bağlı kalmıyordu. Mesela sesli- sessiz harf diyecek yerde “sesli-sesdeş” demeyi tercih ediyordu. Bunda anlaşılmaz bir taraf yoktu, bu harfler sessiz değil, bir sesli harfe göre sesi olan harflerdi. Sözünü ettiğim dilcilerin çoğu kendilerini “milliyetçi” olarak adlandırırdı. Fakat genel manada muhafazakâr sayılabilirlerdi. O sırada bir türkçe mücadelesi vardı ve bu dilciler Dil Kurumu’nun temsil ettiği tasfiyeciliğe ve uydurmacılığa karşı tavır almışlardı.

O günlerde “yaşayan türkçe” kavramı çok fazla dillendiriliyordu. 1980 darbesi oldu, dil devriminin ocağı Türk Dil Kurumu devletleştirildi, muhafazakâr dilciler de bu Kurum’da yer buldular. Asıl felaket ondan sonra başladı. “Dil davası” böylece söndürüldü ve dil alanında arılaştırmacılık/uydurmacılık 1990’lardan itibaren tahmin edilemeyecek bir tesir sahasına kavuştu. Eskinin türkçe müdafii dilcileri yerine uydurmacılığa teslim olmuş sentetik dilciler piyasayı kapladı. Bu çok da farkında olmadan yapılan bir teslim oluştu. Kurumun 1930’lardan itibaren uydurduğu ipe sapa gelmez kelimeler revaç bulmaya başladı. Bu arada dilbilgisi (gramer) ve dilbilimi (lengüistik, lisaniyat) terimleri başka alanlarda görülmedik şekilde uydurmacılığa teslim oldu.

Fransızca profesörlerinin bu alandaki uydurmaları türkçe profesörlerinin baş tacı haline gelmişti. İşte onların hazırladığı Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nden bazı kelimeler:

Açımlama, adeylem, adıl, ana tümce, anıştırma, anlamlama, anlamsal, anlık, artıkbilgi, ayrılım, belirteç, beti, betik, betikbilim, betimsel, biçem, biçembilim, bürün, bütünce, değişmece, değişmeceli, ilgeç, sözce, seslem, tümce, yazaç.  

Bu kelimelerden kaçını biliyorsunuz veya anlıyorsunuz?

Şimdi de bu kelimelerin türkçedeki karşılıklarını veriyoruz:

Açıklama, masdar, zamir, ana cümle, telmih, delalet/işaret, semantik, zihin, ıtnab, benzeşmezlik, zarf, figür/şekil, metin, metinbilgisi, tasvirî/tavsifî, anlatım, anlatımbilimi/stilistik, prozodi/tecvid, külliyat, mecaz, mecazî, takı, ibare, hece, cümle, harf. 

Sanmayın ki Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nde bu yaygın karşılıklara yer veriliyor. Onlar daha önce dilimizde yaygın olarak kullanılan terimleri tamamen yok sayıyorlar ve sıfırdan bir terminoloji sistemi kuruyorlar. Öylesine ki, daha önce ülkemizde hiç dilbilgisi, dilbilimi ile ilgili kitaplar, makaleler yazılmamışçasına. Peki bu karşılıkları nereden bulduk? Neyse ki, Fransızca, İngilizce ve Almanca karşılıklarını yazmışlar. Onlardan faydalanarak yaygın türkçe karşılıkları hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Yoksa “betik”in metin olduğunu nereden bilebiliriz? Betik eski türkçede yazı, kitap demek. Burada nedense “metin” olarak karşımıza çıkıyor. “Bütünce”nin külliyat, “değişmece”nin mecaz, “seslem”in hece, “yazaç”ın harf olduğunu hangi babayiğit bilebilir?

Bugün bazı “dilci”lerin makalelerinde” deyişbilim”, bazılarının “biçembilim” ve bazılarının “anlatımbilim” dediklerinin aynı şey olduğunu nasıl bilebilirsiniz?   

Böyle belirsizlere teslim olmuş bir sahada hocaların talebelerle anlaşması ne ölçüde mümkün olabilir? Hocaların bu terminolojiye ne ölçüde vâkıf oldukları da bahsi digerdir. Onların da gerektiğinde sözlüğe bakmakla beraber takribi anlamlar vererek hazırlanan tezleri gözden geçirdikleri tahmin edilebilir.

İşte tam da bu yüzden bir “dilbilim tezleri piyasası” oluşmuştur. Bu tez imalatçılarının ilandaki veya tanıtım metnindeki türkçesine dikkat çekmiştim. İşte tezler de mübalağasız böyle bir dille yazılmaktadır. Başta sözünü ettiğim vesile ile bir hayli tezle haşir neşir oldum. Her defasında saçımı başımı yolmaktan kel ola yazdım!

Bu dil felaketi benim tesbitime göre dilbilim sahasında başladı, fakat diğer alanlara doğru yayılıyor. Konu artık gazetelere haber olmaya başladı, sosyal medyada tartışmalara yol açtı. “Tez yazımı sektör oldu!”

Şu duyuru işin geldiği noktanın iyi anlaşılması için faydalı olabilir:

Tez yazılır, aralık ayı indirim ayı.

“Sizde doktora tezi hazırlama için yardıma ihtiyaç duyuyor iseniz doktora tezi hazırlama ekibimize ….. numaralı telefonu arayarak ya da …… adresine mail atarak ulaşabilirsiniz. Bunun yanı sıra Hizmet Talep Formu ile de bizlere ulaşmanız mümkündür.”

Dil meselesinin nasıl bir millî felakete dönüştüğünü anlamak istemeyenler acaba bu durumdan bir hisse çıkarırlar mı?

Şu sıralar akademi sahih türkçeyi neredeyse tamamen kaybetmiş durumda. Yaşları ellinin üstünde bazı hocalar direnmeye çalışıyorlar. Akademiye yeni adım atmış olanların veya atmaya niyetli yüksek lisans veya doktora öğrencilerinin ciddi bir türkçe imtihanından geçirilmesi ve hatta türkçenin bazı temel eserlerin bir program dahilinde okutulması acil bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Gerçek Hayat, Sayı 1054, 11-17 Ocak 2021

gercek.jpg

Bu yazı toplam 163 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim