Tin Ruhu Öldürebilir mi?

D. Mehmet DOĞAN

SAHİH TÜRKÇE YAZILARI V.

Tin ruhu öldüremez, fakat felsefeyi mort eder!

Türkiye’de çok kitap yayınlanıyor, lüzumlusu var lüzumsuzu var.

Kâğıt tüketimi eskiden kültürel bir ölçü idi. Artık değil. Çünkü Türkiye tuvalet kâğıdı tüketiminde hızla ilerliyor! Henüz birinci sırada yer alan ABD’nin kişi başına 12.7 kiloluk rakamının çok gerisindeyiz, fakat 10. sıradaki Brezilya’ya (3.4 kilo) yaklaşıyoruz. Türkiye’de fert başına yılda 2 kilo tuvalet kâğıdı kullanılıyormuş. Kişi başı toplam kâğıt tüketimi 80 kilo olduğuna göre, yine de iyimser olabiliriz. Fakat kâğıt tüketiminde ilk sırayı karton ve ambalaj kâğıdı alıyormuş. Yüzde 20’si ise baskı işlerinde kullanılıyormuş, tabii bunun çoğu gazete basılarak tüketiliyor. Fakat şunu hatırlayalım ki, tuvalet kâğıdı tüketiminde ilk sıralarda olanlar “taharet” nedir bilmiyorlar! Yani susuz temizleniyorlar ve dolayısıyla tuvalet kâğıdı tüketimi de yüksek oluyor! Yani bu sahada ilk derecelere girmemizin beklenmesi abes!

Yeni yayınlanan kitapları takip etmeye çalışıyoruz. Çok fazla felsefî kitap yayınlanmıyor, yayınlananların çoğunluğu ise tercüme. “Felsefe dilimiz ne âlemde”, sorusunu cevaplamak istediğimizde tercümeler bize daha fazla yardımcı oluyor.

Ülkemizde 20. Yüzyılın başlarında köklerinden kopmadan bir felsefe dili oluşturuluyordu…Ahmed Naim Efendi, Rıza Tevfik, İsmail Fenni Ertuğrul, Ziya Gökalp, Şekip Tunç, Hilmi Ziya Ülken, Nureddin Topçu… gibi önemli isimler bu sahada hatırda kalacak işler yaptılar. Fakat, 1941’de İnönü’nün emriyle toplanan Felsefe ve Gramer Terimleri komisyonu bütün bu birikimi yok saydı. Bir sürü uydur kayır kelimelerle bu sahanın yerleşik anlamlarını allak bullak etti. Bugün üniversitelerimizde üzerinde mutabık kalınan bir felsefe dili yoktur. Herkes keyfine göre yazıp çizmektedir (tabiî yazıp çizenlerin az sayıda olduğunu belirtmemiz lâzım). Peki yazıp çizen varsa okuyan var mıdır? Mecburi okuyanlar, bu hocaların talebeleridir. Meraklı okuyucular da az buçuk bu kelimelere âşina olmuştur, o kadar.

İlk fasılda saydığımız felsefe diline emeği geçenler, zamanlarının günlük gazetelerinde de yazarlar, böylece felsefî konuları halkın anlayacağı bir dille ifade ederlerdi. Artık felsefî konuları halkın anlaması gerekli görülmüyor, hatta aydınların anlaması da önem taşımıyor, sadece felsefe alanında bulunanların bir argosu teşekkül ettirilmek isteniyor. Buna argo demek bile doğru olmaz, çünkü argo yapma/sentetik bir dil değildir.

Gözüme yakınlarda yayınlanan bir tercüme felsefe kitabı takıldı: Hegel’in Tinin Fenomenolojisi. Martin Heidegger türkçeye bir hayli kitabı çevrilmiş meşhur bir Alman filozofudur. Hegel ise, kendisinden çok söz edilmesine rağmen, çok az kitabı çevrilmiş önemli bir filozoftur. Heidegger’in onunla ilgili kitabı bu sebeple de önemli. Fakat kitabın “türkçe” ismi size de tuhaf gelmedi mi? “Hegel’in neyinin neyi” diyenleri duyar gibiyim!

Hadi fenomenoloji iyi kötü çıkarılır, ya “tin”?

Biraz önce sözünü ettiğimiz yapma dilin kelimelerinden biridir “tin”!

Kitabın orijinalinde “geistes” geçiyor. Onun karşılığı “tin”. Bu kitabın İngilizce tercümesinde bu kelimenin karşılığı “esprit”, Fransızcasında “sprit”.

“Esprit”in mânasını biliyorsanız, bu kelimenin “tin” olarak çevrilmesini espri sanırsınız! Çünki espri, espritüel, sprit, spirtüel, spirtüalist gibi kelimelerin zaman zaman kullanıldığını duymuşsunuzdur, muhtemelen siz de kullanmış olabilirsiniz.

Biz “espri”yi çok kullanır yahut da çok espri yaparız! Fakat, kelimenin “ruh” manasına geldiğini de biliriz.

Ruh kelimesi Türkiye’de herkesin bildiği bir kelime. Neden herkesin bildiği bir kelimeyi kullanmıyoruz da “tin” diye zihnimizde çağrışımı olmayan ne idiğü belirsiz bir kelimeye sürüm vermek istiyoruz? Üstelik daha önce, ruh, ruhiyat, ruhbilimi, ruhbilimci, ruhçu, ruhçuluk, ruhiyatçılık, ruhiye… gibi kelimeler felsefe dilimizde kullanılmışken. 

Şimdi bütün bu kelimeleri tinleştirelim: Tinbilimi, tinbilimci, tinci, tincilik, tinbilimcilik, tinsel!

Eski felsefecilerimiz “esprit” veya “sprit”i ruh, nefs olarak karşılamışlar. Bu iki kelime bizim halen bildiğimiz, kullandığımız kelimeler. Peki neden bu kelimeler yerine “tin” geçirildi? Böyle buyurdu İsmet!

Elbette bunu İsmet Paşa yapmadı, yaptırdı. Zihnimize yapılan müdahaleler serisinde onun mühim rolünü teslim etmek lâzım.

Felsefe alanında ders veren, yazan, kitap yayınlayan “felsefeci”ler o zaman neden kendi kelimelerine sahip çıkmadılar? Siyasî otoritenin zihinlerine müdahalesini neden reddetmediler? Neden “bizim dilimize, kelimelerimize karışma” diyemediler?

Bunlar bedavadan aydın, haybeden entelektüel geçinirler ve bir de “feylozof” ünvanını takınırlar fakat kendi kelimelerine sahip çıkamazlar! Bu uydur kaydır dille yazmış büyük bir felsefeci tanıyan varsa, söylesin adını, eğer gerçekten bunu hak etmişse, gidip alnından öpeceğim.

Bu tin diliyle gerçek felsefe filan olmaz. Ancak tin tin tinimini felsefe olur!

Gelelim ruha: Ruhumuzun bin küsur yıllık geçmişi var. Ruhun yerine “tin”i koysak? Ruh doktoruna tin doktoru, ruh gibi yerine tin gibi desek, ruh hastasına tin sayrısı, ruh haline tin hali, ruhumuz duysa da tinimiz duymasa? Tinimizi teslim etsek? Ölmüşlerimizin tinini şad etsek?

9.10.2020 

www.sadeimge.com

Bu yazı toplam 39 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim