Yaşadığı dönemde hak ettiği ilgiyi göremeyen ama daha sonra edebiyat tarihimizin kırılma döneminde eserleri kanonlaşan ve her kesimin değeri üzerinde ittifak ettiği yazarlardan biri olan Oğuz Atay (1934-1977), hayatı boyunca okuruna sesini duyurmak için uğraşmış, kendi deyimiyle edebiyat çetelerini aşmaya çalışmış ne var ki hep vurguladığı "Türkiye'nin Ruhu"nun çocuksu davranışıyla karşılaşmış, sonuçta da kıyıya vurmuş, tutunamamış bir yazardır. Hep tutunamamışları anlatmış, onları eserlerinde toplamış, hayatıyla yazdıklarını eşitlemiştir. Diğer yandan, içine giremediği, anlaşılmadığı, kıyısına vurduğu hayatı yazıya aktararak anlaşılmak, tanınmak, bu ikinci dünyasında kendini ortaya koymak istemiş ama bunun da olumlu sonucunu görmeye ömrü yetmemiştir. Yazmak onun için bir var olma biçimiydi.
Yazar olumsuz edebiyat ortamına rağmen yazmaktan vazgeçmemelidir
Oğuz Atay, kendi düşüncesindeki insanların yokluğundan, edebiyat ortamının seviyesizliğinden ve çetelerin iş yapan insanlara saldırganlığından şikâyetçidir. Halit Refığ'e yazdığı mektubunda edebiyat ortamını şöyle anlatır: "Halitciğim burada kimse kimseyi sevmiyor, bir iş yapanları hiç sevmiyorlar. (…) Yani bir iş yapınca, kimseye saldırmasan da kimse hakkında bir şey demesen de, tehlikeli oluyorsun. Hayvanlar gibi kokusunu alıyorlar. İnsanlar iyi eserlere alışırlarsa bezirgânlıklarının sökmeyeceğini seziyorlar." Sanatta ve edebiyatta samimiyetin ve niteliğin, yüzeysel değerler karşısında her zaman daha güçlü olduğunu belirten Atay, bir yazarın samimi bir şekilde eser üretmesinin, iyi ve nitelikli bir iş yapmasının çıkarcı çevreleri alt ettiğini aktarır. Gerçek bir yazarın yapması gereken tam da budur. Vazgeçmemek.
Devamı: https://www.kitaphaber.com.tr/bir-nevi-yazi-atolyesi-k7907.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.