• İstanbul 18 °C
  • Ankara 18 °C

Ülkücü, ama idealsiz!

D. Mehmet DOĞAN

*

[“Ülkücüler Nereden Nereye” Yazımız (https://www.tyb.org.tr/d-mehmet-dogan-ulkuculer-nereden-nereye-43169h.htm) geniş ilgi gördü. Yazının başında belirttiğimiz üzere olumlu-olumsuz tepkilere, yorumlara yol açtı. Her tepki ve yorum sahibinin mihengidir, ölçüsüdür. Görüşlerimize tam katılmasalar dahi düşüncelerini edep dairesinde ifade edenler yanında, kalite(lerini/sizliklerini) sergileyenler de oldu. İçlerinden en düşüğü tahmin edilebileceği gibi siyaset cenahından cehaleti zâhir bir mevki sahibine aitti. En memnuniyet verici tarafı, durumun farkında olan ve gidişattan ötürü samimiyetle üzülen vicdan sahiplerinin iç yangınlarını samimiyetle ifadeleri idi. Konuyla ilgili cevaplarımı, üçüncü bir yazı kaleme alarak kamuoyu ile paylaşacağım, inşaallah.]

*

Ülkü kelimesini severim. Sırf ona yüklenen anlamla ilgili bir muhabbet değildir bu. (O fasla geleceğiz.) “Ülkücü” sıfatını benimseyen bir hayli kardeşimiz, dostumuz, ahbabımız olmuştur. Gerçekten ulvî hassasiyetleri olan ve onların uğruna hayatını ortaya koyan ülkücüler tanıdım. “Ülkü nedir?” sorusunu sormadan, onların din, vatan, millet, insanlık hassasiyetlerini önemsedim. Rahmetli Muhsin Bey, benim gözümde timsal ülkücülerin başında gelirdi.

Ülkü kelimesi 1970’lere kadar daha genel bir mâna taşıyordu. Bir kelimeye karşılık olarak keşfedilmişti ve o kelimeyi karşılayıp karşılamadığı üzerinde durulmadan büyük bir iştiyakla kullanılmıştı. Bu umumiliği ihlal eden, kelimeye sahip çıkanların konumu idi.

Ülkü Atatürk’ün manevî kızının adı olmuştu. (Bu Ülkü’nün macerası uzun, burada anlatmaya gerek yok.)

Ülkü, Halk Partisi’nin Türkocağı’nı kapatarak kurduğu “Halkevi”nin dergisinin adı yapılmıştı. Ülkü dergisi, kelimenin keşfedildiği 1933’te yayınlanmaya başlar, 1950’de kapanır. O Parti’nin “ülkü”sü biter böylece!

Ülkü ismi nedense kız çocuklara verilmiştir. Türkçede dişilik erkeklik yoktur, neden erkek “ülkü”lerimiz olmadı? (Tek tük vardır belki).

Ülkü 1970’lere kadar daha çok kemalist bir anlam taşırdı. Bu isimde bir dergi de vardı. “Kemalist Ülkü”nün darbe dönemlerinde önüne gelene abonelik makbuzu göndererek kemalizm vergisi tahsil etmek istediğini kendimizden de biliriz.

Ülkü neyin karşılığıdır?

Ülkü kelimesi keşfedilmeden önce mefkûre kelimesi icâd edilmişti. Mucidi de Türkçülüğün Esasları kitabının yazarı Ziya Gökalp’ti. Türkçülüğün Esasları’nı yazan Ziya Gökalp neden arapça kökten bir kelime türetmişti? (Bu da uzun bir bahis).

Önce mefkûre kelimesinin hangi latince kelimeye karşılık uydurulduğunu bilmemiz gerekiyor: “İdeal.”

“İdeal”i Sözlük’te şöyle karşılamışız: 1. Sadece düşüncede var olan. 2. En kusursuz, güzel ve olgun örnek, mükemmel. Onlar kendi üstlerine toplanmış büyük ruh kudretiyle ve sağlam mimarileri içinde, hiç şaşırmadan Allah'ı veya ideali arayan veya ruh macerasını nakleden eserlerdi-Tanpınar 3. Ulaşılmak istenen örnek, varılmak istenen gaye, ülkü, mefkûre, gaye-i hayâl, gaye-i emel. Mübarek beldeye şuurumuz ve ideallerimizle koşmasını bilelim-Topçu 4. En kusursuz, güzel ve olgun tasavvuruna en fazla yaklaşan: İdeal bir şiir. 5. Hayâlî, tasavvurî.

İdeali tam anlamak için kökünü bilmemiz gerekiyor. “İde” fikir, düşünce demek. Yunanca-latince kökenli bu kelime ve ondan türetilmiş ideal fransızcadan dilimize geçmiştir.

Kelimenin kökü belli, eki belli, geçmişi malûm. Kolaylıkla bir kelime kimliği çıkarılabilir.

Ziya Gökalp, işte bu kelimeye karşılık bulurken fikr-fikir kökünden hareket etmiş. Bu arapça kökten birçok kelime var: Efkâr, tefekkür, müfekkire, mütefekkir…İşte Gökalp, bu kelime ailesine bir ilave yapmıştır ki, nesebi malûmdur. Yani nasıl ideal “ide/idee” (ingilizcede idea) den geliyorsa, mefkûre” de onun karşılığı olan “fikr”den gelmektedir.

Gökalp neden türkçe “düşünce” kelimesinden hareketle yeni bir kelime yapmadı? O da ayrı bahis…

Gelelim “ülkü”ye…

Ülkü’nün kökü ne? Bir kimlik belgesi çıkarabilir miyiz bu kelimeye?

Hadi bakalım “kökenbilimci”ler, ülküye ide gibi, fikr gibi bir kök yakıştırın.

Tabiî bu yapılmak istenmiştir.

Türkçenin ana lehçelerinden kıpçakçadan alınmış bu kelime. Biz Oğuzlar bahtlıyız. Osmanlı Devleti’ni kurmuşuz. Zengin bir edebiyat meydana getirmişiz. Türkçeyi 20. Yüzyıla alnımızın akıyla, büyük edebiyatçılar, fikir ve ilim adamları yetiştirerek getirmişiz. Yüzbinlerce kelimelik kamusumuz olmuş.

Kıpçaklar asıl yaygın olarak yaşadıkları kuzey doğu Avrupa’da değil de Mısır’da, Memlûk devrinde az sayıda yazılı eser verebilmişler. Hatta, bazı Memlûk sultanları, bunların içinde Kansu Gavri de vardır, Anadolu türkçesiye eser vermiştir.

Ebu Hayyan Endülüsî’nin 14. Asırda Araplara türkçe öğretmek maksadıyla yazdığı Kitabu'l-İdrak’de, “ilkü” uzak hedef olarak geçiyor. Divan ü Lügati’t-Türk’de ülgü=ölçü olarak var. Velhasıl, gerçek bir kök uydurulamıyor. Bu sebeple olmalı Kubbealtı Lügati’nde (Kökü belli değildir) kaydı var.

İşe bakın ki, kelimeyi bir medreseli keşfediyor: Naim Hâzım Onat. Bu zat medreseli ve müderris, Arapçanın Türk Diliyle Kuruluşu kitabının yazarı. Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadını bulan şahıs. Az marifet değil, daha ne olsun? Adam bir milletvekili yapılmış, ölenedek vekil kalmış!

Ülkü kelimesinin 1970’lerdeki yükselişi sırasında bir fikir arkaplanı var mıydı? “Yoktu” diyemeyiz. Bu fikir arkaplanının “Kemalist ülkü” ile aynı olduğu söylenebilir mi? O yıllarda ülkücü gençlerin fikir önderlerin hiçbiri kemalist değildi. Bilhassa Seyyid Ahmet Arvasi’nin “Türk-İslâm ülküsü” formülünü ülkücüler bayrak yaptılar. Fikirsiz “ülkü”nün içi dolduruldu böylece. Uğrunda mücadele edilecek bir ideal vardı.

Aradan yıllar yıllar geçti… Ülkü değilse de ülkücülük, o dönemi hatırlatan hâlâ prestiji yüksek bir kelime. Fakat ülkücülerin bir kısmının fikirle, idealle arasına uzun yıllar girdi, çoğu yerleşik resmî ideolojinin boyasıyla boyandılar. Eski günlerini yâd ederken sadece olayları hatırlıyorlar, hangi ideal uğruna mücadele ettikleri hafızalarından silinmiş.

Veyl ülkücü, fakat idealist olmayanlara!

Bu yazı toplam 91 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim