• İstanbul 3 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Konya 4 °C
  • Sakarya 4 °C
  • Şanlıurfa 6 °C
  • Trabzon 18 °C
  • Gaziantep 3 °C
  • Bolu 2 °C
  • Bursa 5 °C

Yağız Gönüler: Hayran Olduğum Kitaplar Vardır

Yağız Gönüler: Hayran Olduğum Kitaplar Vardır
Sevilen her kitap, okurundan mutlaka izler taşır. Her kütüphane bir hatıra defteridir bu yüzden.

Kimini açmaktan hiç çekinmez, başkalarıyla paylaşırız. Kimini de sadece kendimize bırakırız. Bazısında mutluluk anlarımız vardır, hayatı katlanılır kılan hayaller, hatta günü kurtaracak malzemeler. Bazısında da sindiremediğimiz meseleler vardır, can sıkan cümleler ve altını çizerken aynada kendimizi yakaladığımız gerçekler. Her hatıra defterinde adı kırmızı kalemle yazılmış kitaplar vardır, hatrı büyük insanlar. Onlarla beraber ömür bir düzene kavuşmuştur çünkü, kendi haritamızın sınırları çizilmiştir. "Hayran olduğum insanlar ve kitaplar vardır" diyor hoca. Yani, öyle.

Gönül Mektupları'nı ilk okuduğum yıllarda taşları yerine koymakla meşguldüm. Bu meşguliyetim hiç bitmese de kitapla birlikte ilgilendiğim alanların fotoğrafı çıkmıştı artık ortaya. Seyir belliydi, seyirci de belliydi. Bir yol vardı, o yola çıkılırsa mutlaka iç bahçe de kurulacaktı. Yorulup dinlenmek için ya da safa bulmak için mutlaka dönülecek bir iç bahçe. Ezel Erverdi'nin deyimiyle Gönül Mektupları, Mustafa Kara hocanın Hikem'i. Bütün gönlümle kabul ettiğim bir ifade. Yolumun kesiştiği, yani gönlünü bildiğim kimselerin "Yok mudur canı ayağa kaldıracak, gönlü besleyecek bir kitap?" sorusu karşısında dilimin ucuna gelen ilk kitap. Çünkü hatıra defterimizin bazı sayfaları diğer bütün sayfalardan başka parlar, yaşar. Yıllar sonra yeniden, iç açan bir kapakla talibine göz kırpıyor Gönül Mektupları. 

Neler var bu mektuplarda? Bir kere ilk mektubun ne zaman, kime yazıldığı var. Yani muhabbet ve vefa var. Mektup; kimi zaman bir iç sıkıntısını dağıtmak için kaleme alınır, kimi zaman da düşünülen ve hatta kavga edilen bir fikri (efkârı) dağıtmak için. Muhatap, çok uzaklarda aranmaz. İnsan herkese derdini, hassasiyetle eğildiği meseleleri anlatamaz, dökemez. Mektuplar bu anlamda kalbin bir hitabı ve kitabıdır. Hoş sâdâ bırakma aracıdır. Mustafa Kara hoca da şöyle söylüyor: “Gerçekten bu dünyada ‘hoş sâdâ bırakabilmek ne büyük bir lütuf. Sesinizin ve soluğunuzun asırlar boyunca gönüllerde ve zihinlerde yankılanması ne güzel bir armağan! Fikrinizin ve zikrinizin, gemiler geçmeyen ummanların derinliklerine demir atması ne muhteşem ikram! Hiçbir zorlama olmadan asırlar sonra sizin ve eserlerinizin bilinmesi, okunması, sevilmesi be mükerrem bir ihsan!”

Bir yol kuruyor hoca kitabın başından itibaren. Yola düşmek gerek diyor, yolun sahibini zikrediyor. Oradan “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözündeki bilme faslını, bilenlerin yol arkadaşlığıyla bir açıyor ki kitabın sonuna kadar bin bir isim, bin bir eser ve hatıra birbiriyle sarmaş dolaş oluyor. Tasavvufla şimdiden ciddi bir ilişki kurmamış biri bile, bu ‘doğru yol haritası’ndan rahatlıkla yararlanabiliyor. Çünkü hoca, yolun başına edebi koyuyor. Bunu güçlendirecek yakıtları sıralarken ehl-i irfanın vazgeçilmez enstrümanlarını anlatıyor: nefisleri arıtmak, içi dışı temiz bir toplum için çabalamak, ihvana ve insana hizmet etmek, arı-duru olmak, sabrın ve şükrün hem hikmetini hem kadrini bilmek, vaktin nasıl keskin bir kılıç olduğunun farkına varmak, hırsından dünyayı görmeme noktasına gelmenin nasıl bir tehlike olduğunu anlatmak, gül bahçeleri kadar şeytanın yattığı yerleri de göstermek, hayatın ve ümidin kaynağı olarak tasavvuf ve Konevî’nin dediği gibi her insanın bir derviş olması, yani seyr ü süluk etmeyen hiçbir canlının olmaması gerçeği…

Gönül Mektupları, konu tasavvuf olduğunda gündemdeki yerini kaybetmeyen meselelere de değiniyor, daha önce bu deryada kulaç atmaya çabalamış meraklıların zihnini bulandıran konuları da irdeliyor. Mesela bazı konu başlıklarını süzelim: Nakşî dervişi Mesnevî okuyabilir mi? Tükenmişlik ve boşluğa düşmek. Dengeyi kaybetmemek. Fukaralıktan kurtulmak. Kendini seçemeyen kimi seçebilir? Bakmak ve görmek. Kölelikten efendiliğe. Tabiattan uzaklaşmak, Allah’tan uzaklaşmaktır. Ümmetin başına gelenler ve gelmekte olanlar. Dünyevileşmek yahut sekülerleşmek. Bahçelerimize ne oldu? Sesinizi Hz. Peygamber’in sesinden daha çok çıkarmayın! Hangi Yezid’e lanet edilmeli? Dünya Sevgililer Günü var mı? Tasavvuf sosyal hayatın neresinde? İslâm dünyası neden geri? Maneviyatı tehdit eden çağdaş mezhep ve tarikatlar…

Tüm bu konular tartışırken ve okurun gönül dünyasına sunulurken hoca istikametini Türkçenin en has insanlarının kıyısına yanaştırıyor. Orada dervişler ve efendiler kadar şairler ve mûsıkîşinaslar da çok özel bir yerde duruyor. Bir dem geliyor, okur kendine küçük ama çok özel bir mola veriyor; bestesi Lem'i Atlı’ya güftesi Bedri Ziya Aktuna’ya ait hicaz bir eserle. Bekir Sıdkı Sezgin söylüyor: “Severim her güzeli senden eserdir diyerek / koklarım goncaları sen gibi terdir diyerek / çekerim sineye her cevri kaderdir diyerek / yanarım ömrüme vallahi hederdir diyerek.”. Sinesine her cevri kaderdir diye çekenler hiç şüphe yok ki eyvallah eşiğinden geçmiş olanlar. Ama ömrün hederi oluşuna agah kılınmak nasıl bir lütuf? Onu da Yunus’umuz söylemiş: “Hayıf benim bunca geçen ömrüme / dervişlik ne güzel sultanlık imiş / Hû dedikçe safâ verir cânıma / dervişlik ne güzel sultanlık imiş.”

Mustafa Kara hoca, kâğıdın ve kalemin önemine vurgu yaparken, bu sevgiyi hayatta makul, yani merkezi bir yere koymak gerektiğini söylüyor. Merkezi diyor, kutsal demiyor. Makul diyor, abartı demiyor. Çünkü hoca, hayatın içine karışmamış yani insanın şahsi ömründe yer bulamamış bir ilmin, bilginin, hiçbir fayda etmeyeceğini anlatıyor. Genç kardeşlere de, ‘tecrübeli genç’lere de aynı lisanı kurarak üstelik. İşte o yüzden Gönül Mektupları yaşayan bir kitap; yol göstermeyi, yol gösterirken ikna metodunu değil irfan metodunu kullanan bir kitap. Ardında büyük bir ömür tecrübesinin yattığı, ilhamdan ziyade mesainin donattığı bir kitap. Soru soran, mutlaka ödev veren yanıyla da talebenin talebini ziyadeleştiren bir kitap. Hemen hocadan bir ödev: “Mehmet Âkif 1936’da Hakk’a yürüdü. Edirnekapı’daki kabrini hiç ziyaret ettiniz mi? Etmişseniz size bir soru: Sağ ve sol tarafında iki dostunun kabri var. Kim bunlar?”. Sizi temin edebilirim; bu sorunun ardında bir büyük devrin kültür tarihi var, tasavvuf tarihi var, inanç ve iman hassasiyeti var. Mustafa Kara hocanın mektuplarındaki sırlardan birini ifşa ediyorum: okuru, yani talebeyi, esas merak etmesi gereken yere çekmesi. Abur-cubur’larla uğraşmaması gerektiğini hatırlatması. Tam burada arabamı önce Süheyl Ünver’in yanına park ediyorum: “Bu beni alakadar etmez, dediğiniz gün, bu memlekete en büyük suikastı yapmış olursunuz. Aksini vatana hizmet sayarım.” Sonra, Süheyl Bey’in hocası ve bendenizin de hususi bir merakı, sevdası olan Ahmed Amiş Efendi’de kontağı kapatıyorum: “Bir gün Efendi Hazretlerinin huzuruna gittim. ‘Efendim açım’ dedim. Keselerini çıkarıp bana uzattılar. ‘Efendim, öyle istemem. Hem içim aç, hem gözüm aç’ dedim. ‘Ulan köftehor, ben seni öyle de doyururum, böyle de doyururum’ buyurdular.”

Şöyle bitireyim: Tasavvuf, hikmet ve marifet kimileri için tek kurtuluş yoludur. "Kurtuldum" demek için değil, 'kurtarılmış bölge'de nefes almanın ne büyük bir nimet olduğunu anlamak, tatmak ve kısmet oldukça yaşamak için. Kimseleri yormadan, yalnız kendini açmak ve anlamak için. Gerisi çok da konuşulacak bir şey değildir, keza ezel sırrı yazılmıştır kitapların en büyüğünde: "Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur." (Fâtır, 18). Bir gün Gönül Mektupları’nın hayatıma nasıl bir anlam kattığını, meraklarımı çeşitlendirme noktasında hangi rolü oynadığını, neden döne dolaşa okumayı sevdiğimi, Mustafa Kara hocama bir "gönül borcu" olarak yazmak istiyordum. Nasip olduğu için hamd ederim.

Bu haber toplam 189 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim