Yalancılığı atatürkçülükle eşitleyenler!

D. Mehmet DOĞAN

Bir gazete (eskiden bunlara “varak-pare” denirdi), 2020’nin ülkemiz için felaket sayılabilecek olayları arasında depremlerle, salgınla birlikte Ayasofya’nın açılmasını da zikretti.

Bunun bir gaflet eseri olmadığı kesin. Çünkü Ayasofya nasıl dış mihrakların arzusu üzerine kapatıldıysa, Türkiye artık o devrin geçtiğini, hükümran bir devlet olduğunu bu ulu mabedi kendi kararıyla açarak bütün dünyaya ilan etti. Elbette bu Türkiye’nin hükümran bir devlet olmasını istemeyenler tarafından hoş karşılanmadı. Bu varakparede işte bu hoşnutsuzluk ilan edilmiştir. Biz bu vesile ile bu “gazete”nin yalan üzerine kurulmuş yayın siyasetini ortaya koyan bir yazımızı okuyucularımıza sunuyoruz:

Yalancılığı atatürkçülükle eşitleyenler!

Gerçi memlekette “Atatürkçü düşünce” dernekleri var, fakat gerçekten atatürkçü bir düşünce var mı?

Olsa idi o cenahta düşünen insanlar görürdük! Düşünen insanlar görse idik, sorgulayan insanlar da görürdük. Sorgulayan insan, soru soran insan, bu kadar yalan dolanın servis edildiği bir mecraya nasıl bakacağını bilirdi.

İşte yılın felaketi değil, yüzyılın felaketi bu: İnsanları düşünmekten alıkoymak.  Defalarca yazdık: Mizaha ihtiyaç olunca bu gazeteye bakıyorum! Bunlar mizahı ciddiyet libası giydirip ortalığa salıyorlar ve üzerinden rant devşiriyorlar.

Adam ipe sapa gelmez lâfları peş peşe dizerek kerpiç gibi kitap yazdı Atatürk aşkına okuyucularına kakaladı. 1881 kitap basıp beherini 250 Tl’den dokuzu beş geçe satmak ancak o mahalleye mahsus bir istismar başarısı olmalı.

Kendini “cumhuriyetin sözcüsü” olarak ilan eden gazete, cumhuriyetin yıldönümünde Atatürk’ün cumhuriyeti halka danışarak kurduğunu yazdı, bazı yamama resimler de kullanarak. Anlayacağınız beni kahkahalara boğdu. Oysa Mustafa Kemal Paşa, hem de Nutuk’da alenen söylüyor: “En yakın arkadaşlarıma bile danışmaya ihtiyaç duymadım!”

Nutuk böyle yazıyor, bunlarsa haybeden nutuk atıyor!

Bu atatürkçüler türkçeci geçinirler, doğru dürüst türkçe bilmezler. Mesela Gazi’nin Nutuk’unun değil osmanlı harfli metnini okumak, Latin harflerine çevrilmiş orijinalini de okuyup anlamazlar. Özleştirilmiş, özetlenmiş, hatta uydurulmuş “söylev”le idare ederler.

Bu gazetede eskilerden cühhal-i kiramdan Emin Efendi de var.

Bu sıfatı türkçesi kıt olduğundan yanlış anlayabilir, açıklayalım: Câhillerin en büyüklerinden Emin Efendi! Bu eski bâbıali kalemşörü cehalet biliminde kariyer yapmıştır. Değil profesör, ordinaryüs olmuştur. Bu yazıları ciddiye almanız için mantık fukarası, akıl yoksunu olmanız lâzımdır. Verdiği bilgileri en basit bir ansiklopediden tahkik etseniz, yanlışı yalanı kolayca ortaya çıkar. Nerede kafa konforunu sarsacak Sözcü okuyucusu?

Sık sık yakın tarih hamasetine başvurur. İşte ona göre 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu...Böyle bir yazı için harika bir başlangıç: “Sevgili okuyucularım, ne acıdır ki yakın tarihini bilmeyen ve öğrenmek istemeyen bir millet haline dönüştük.”

Bu samimi itirafdan sonra ne beklenir? Yazar size doğru bilgilere dayanan bir ciddi bir yazı vaad ediyor! Keşke vaadini tutsa idi! Ankara Koleji’nde okuduğunun üzerine birkaç kitap okumak zahmetine girse idi...

1.Dünya savaşında mağlub olup teslim olmuşuz. Mondros mütareke (ateşkes) değil, teslim anlaşması imiş! Irak, Suriye, Ürdün, Filistin elimizden çıkmış! O zaman Ürdün diye bir yer yok, koca Arabistan var! Suriye, Filistin diye sayarsan, Lübnan ne oldu diye sorarlar!

Mondros’tan sonra İstanbul İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilmiş! İtalyanlara ne oldu?

Garp Cehpesi kurulmuş, başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Garp Cephesi kumandanı İsmet Paşa imiş...İsmet Paşa’nın emrinde iki ordu varmış, birinin kumandanı Yakup Şevki Paşa, diğerininki Nureddin Paşa imiş...

Albay İsmet’den de önce Kuva-yı Milliye ve Garp Cephesi’nin kumandanları Ali Fuat Paşa yok, Refet Paşa yok... İsmet Paşa’nın garp cephesi kumandanlığı 3 Mayıs 1921’dedir. Yakup Şevki Paşa 1921’in son aylarında Garp Cephesinde görevlendirildi, Nureddin Paşa 29 Haziran 1922 tarihinde 1. Ordu komutanlığına tayin edildi. 

Aynı gazetede zaman zaman tarihçiliğe soyunan bir şovmen var: Uğur Dündar. O da Yunan ordusu denize döküldükten sonra ordumuzun Çanakkale’de İngiliz askerleri ile karşı karşıya gelmesi hikâyesini anlatıyor. Güya Mustafa Kemal Paşa bu vak’ada silah atmadan zafer kazanmış.

Ne zaferi yahu? İngilizlerle zafer ve toprak bahşetmektir bu!

Ordumuz o zaman İngilizleri Çanakkale’den ve İstanbul’dan sürüp atsa idi, tarih farklı yazılacaktı. Çanakkale’de durduk, İngilizler Lozan’da Boğazlar üzerindeki kontrolümüzü imkânsız kıldı. Çanakkale harb sahasında İngilizler mezarlıklar, antılar inşa ederken biz bir tek şehidlik bile yapamadık, çünkü adeta oralar bizim toprağımız değildi! Atatürk döneminde Çanakkale zaferinin yıldönümlerinde kutlama yapılmazdı. Neden? Çünkü zafer İngilizlere karşı kazanılmıştı!

Lozan’dan ancak 13 yıl sonra 1936’da Montrö sözleşmesi ile Boğazlara asker sokabildik. Montrö nereden çıktı?1930’larda Almanya’da Hitlerin emrivakileri İngilizleri korkuttu. Boğazlar üzerindeki hükümranlığımızı böylece tanımak zorunda kaldılar. 

Meşhur bir yalanı da tekrarlamaktan geri kalmıyor Dündar. İngiliz Başbakanı Loyd Corc, Çanakkale’de M. Kemal Paşa’nın tutumu yüzünden istifa etmiş! Loyd Corc’un kabinesinde bakan olan Çörçil hatıratında başbakanın istifasının İrlanda meselesi ile ilgili olduğunu açık açık yazıyor!

Bunlar yalan yazma mesleğinin kaşarlanmışları, yeni yetmelerin de onlardan farkı yok. İşte o fasıldan bir “Meydan”cı var ki, yalan yanlış yazmakta ustalarına taş çıkarıyor.

O da durur mu, Atatürk’ün “sağlık devrimi”ni yazdı!

Bu yazıda ilaç için Atatürk devrine mahsus hiçbir şey yok. Daha önce başlayan faaliyetler sürdürülüyor. Karantina, aşı çalışmaları vs. Atatürk döneminde yeni bir tıp fakültesi bile açılamamıştır. Bırakın fakülteyi, bir tek yeni hastahane açılmamıştır. Bütün yapılan Abdülhamid devrinden kalan hastahaneleri ayakta tutmak ve bazılarını genişletmekten ibarettir.

“E, devrim bunun neresinde” diyeceksiniz? “Atatürkçü düşünce”de devrim demek yalan demektir, palavra demektir!

İşte yakası açılmadık atatürkçü yalanlardan bazıları: Atatürk Çine aşı yardımı yaptı, o yüzden Çin bu salgında bize tahlil kitlerini bedava verdi! Atatürk İran’dan toprak satın aldı, böylece Nahcivan’la sınırımız oldu!

Bunların yaptığı, yalancılığı atürkçülükle eşitlemekten ibaret!

Bu yazı toplam 50 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim