Kurban, insanlık tarihinin en eski ve en gizemli pratiklerinden biridir. İnsan topluluklarının en erken dönemlerinden itibaren tanrılara sunulan hediyeler, kanlı ritüeller, adaklar ve fedakârlıklar, insanın kutsal ile kurduğu ilişkinin merkezinde yer almıştır. Bu pratikler yalnızca bir dini ibadet biçimi değildir; aynı zamanda insanın korkuları, umutları, suçluluk duygusu ve kurtuluş arayışının somutlaşmış ifadesidir.
Antropologların ve tarihçilerin ortaya koyduğu veriler, kurbanın insan topluluklarında çoğu zaman son derece dramatik biçimler aldığını gösterir. Özellikle eski Yakın Doğu ve Akdeniz havzasında çocuk kurbanı gibi uygulamaların varlığına dair çok sayıda tarihsel kayıt bulunmaktadır. Bu pratikler çoğu zaman bir topluluğun en değerli varlığının –yani kendi çocuklarının– tanrılara sunulması şeklinde görülmüştür. Bu anlamda kurban yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda insanın kutsal karşısındaki teslimiyetinin en uç ifadesidir.
Modern dinler tarihi Tevhid inancının ilk insanla birlikte yaşanmış ve gerçekleşmiş bir inanç olduğunu kabul etmez. Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere doğru bir evrim anlatısına dayanır. Kurbanla ilgili anlayış ve pratikler de bu evrimci anlatıya uygun olarak yer bulur. Buna göre tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyla birlikte kurban düşüncesinde köklü bir dönüşüm kaydedilir.
Bu dönüşümün en sembolik ve en dramatik ifadesi, hiç kuşkusuz İbrahim anlatısında ortaya çıkar. İbrahim’in oğlunu kurban etmek üzereyken ilahî bir müdahale ile durdurulması, yalnızca bir baba ile oğul arasındaki trajik bir hikâye değildir. Bu anlatı, bir yanıyla insan kurbanının yasaklanmasının ve onun yerine başka bir kurban biçiminin geçirilmesinin sembolik anlatımıdır. İbrahimî dinlerden önce tarihi kayıtlarda geçen kurban pratiklerinin nasıl ortaya çıkmış olduğu ve nasıl geliştiğine dair pozitivist anlatının kuşkusuz bir tespit sorunu vardır. Bu tespit geriye dönük bir evrimci anlatıyla tamamlanmıştır. Geçmişe doğru gittikçe kurban insanın en ilkel, en basit veya en arkaik düşünce tarzıyla uyumlu bir şekil arz ediyor olacaktır.
Bu anlatıya göre evrimin bir aşamasına tekabül eden Tevrat’ta yer alan İbrahim ve İshak hikâyesi, insan kurbanının uçurumundan geri dönülen bir ânı temsil eder. Tanrı’nın İbrahim’i sınaması ve ardından oğlunun yerine bir hayvanın kurban edilmesini istemesi, kurban pratiğinde radikal bir dönüşümü ifade eder. Yine de insan kurbanının yerine hayvan kurbanının geçirilmesi, kurbanın tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Aksine kurban düşüncesi yeni bir biçimde yeniden yapılandırılır.
Bu noktada kurbanın paradoksal bir işlevi ortaya çıkar. İnsan kurbanı yasaklanmıştır; fakat kurban düşüncesi ortadan kaldırılmamıştır. Kurban, bu kez insan yerine hayvanın kurban edilmesi biçiminde devam eder. Böylece kurban hem yasaklanmış hem de yeni bir biçimde korunmuş olur.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.