35 Soruda Osman Sınav’ın Dünyası

Fahri TUNA

Burdur? Keçi. Ve Toroslar tabii ki.

Yeşilova? Okumak. En büyük ütopyam.

Düden Köyü? Doğduğum köy. Çam ağaçları. Kar. Şimdi yağmıyor o kadar ama. Yetmiş santim yağdığını hatırlarım. Ben başkandım her zaman. Odun getirtirdim. Her gün beş odun. Ama ben koltuğumun altından birini düşürdüm karda kaybettim. Kar öyle çok yağardı.

Ömer Lütfi Hoca (Sınav)? Kur’an-ı Kerim aklıma gelir. Sürekli Kur’an okuyan bir baba aklıma gelir. Hiç gülmezdi.

Nazife Sınav? Anne. Haza anne.

Kardeşleriniz? Beş kardeşiz. Beş tane benden var dünyada.

Çocukluğunuzun bayramları? Ramazan Bayramı: Bol zeytinyağlı yufka ve ekmek. Ancak bayramda biraz bol olurdu zeytinyağı. Bayramda ev ev dolaşır, el öper zeytinyağlı ekmek toplardık. Kurban Bayramı: Kurbanın yumurtası. İmam olduğu için köyün hemen hemen bütün kurbanlarını babam keserdi. Yumurtalarını verirlerdi. Koşa koşa eve götürürdük. Annem pişirirdi.

Yumurta? Benim hayatta yaptığım ilk işim. 6-7 yaşlarımdayken köyün yumurtalarını, mesela tanesini on beş kuruşa satın alır, toplar biriktirirdim. Babam Yeşilova’ya pazara götürür satardı. Yumurta ilk ticaretimdir benim.

Söke? Ortaokul ve liseyi Söke’de yatılı okudum. Yağmur altında yemek sırasına girmek. İlk aşk.

Yatılı okul? Yalnızlığa direnmek. İyi bir şey değil aslında. Ama sonradan görüyorum ki direnci arttırıyor insanda.

Denizli? Şehir ışıkları. Elektriği ilk gördüğüm yer.

Topraklık? Damından su sızan, sıvası yapılmamış, henüz pencereleri takılmamış, pencerelerine Yörük kilimi asılmış evimiz.

İstanbul? İlk gördüğümde kaybolma hissi, biraz korku hissettim. Bugün ise Salacak’tan tarihi yarımadaya bakmak demek. Orada oturuyorum zaten. İstanbul’a en güzel Salacak’tan bakılır.

Mimar Sinan (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi)? Akademi. Benim için hâlâ akademi. Hep öyle bahsederim.

Sinema bölümü? Önce resim bölümü, ikinci olarak tekstil diyaznır bölümü, sonra da sinema televizyon enstitüsü benim için. 

Sinema bölümünden mezuniyetiniz? 35 yıl sonra. Bütün kuralıyla mezun olduk yani. Türkiye’deki ilk sinema okulu kurucusu benim atölye hocam Sami Şekeroğlu. Çok kıymetli bir insan.

Metin Erksan? Allah rahmet eylesin. Sinema delisi yani. Delilik ile dahilik arasındaki çizgiyi Metin Erksan’da anladım ben.

“Yorgun Savaşçı?” Gözümüzün önünde yapıldı. Öğrenciliğimizde böyle büyük bir proje dizaynının nasıl yapıldığını orada gördük. Hâlâ bir şekilde ortaya çıkabileceğini bekliyoruz.

İlk uzun metrajlı filminiz? “Bir Muharririn Ölümü”; ilk uzun hikâye anlatma deneyimi. Halide Edip Adıvar’ın üç küçük hikâyesinden uyarlamaydı ama özgün bir senaryoya dönüştü.

“Deli Yürek?” Benim yüreğim.

“Pars”? Sinemada iflas etmek. Gerçekten. Çok ciddi bir para kaybettim.

“Kurtlar Vadisi?” Yaşanması gerekiyormuş. Benim o vadiye girmem gerekiyormuş. Keşke Deli Yürek’te, Deli Yürek olarak kalsaymışım.

“Sakarya-Fırat?” Askerliğim. Bu ülkeye borcum.

“Aşk Kırmızı?” O da tabii ki aşk hikâyem. Ama sinemada estetik kaygımı en iyi ortaya koyabildiğim filmim.

TRT? Bana hikâye anlatmanın yolunu açan okul.

Dizi? Hiç yorulmadan koşmak demek. Nerede biteceği belli olmayan koşu.

Senaryo? Dramaturjinin matematiği

Yönetmen? Metin Erksan’ı hatırlamak lâzım: “Tanrı kral.”

Taraklı? Bana “Yalaza”yı hatırlatıyor tabii ki.

Yalaza? Hayatı anlayarak gülümsemek. Ya da hayatı gülümseyerek kavramak da diyebilirsiniz.

Niçin yalaza? Ben bizim milli mizah kültürümüzün çok iyi çalışılmadığını düşünüyorum. Yani bir Nasreddin Hoca’nın adını biliriz ama o sözler o olaylar üzerinde çok az durmuşuzdur. Aslında Şamanlıktan İslâm kültürüne geçişte çok önemli bir köprü oluşturduğunu düşünüyorum mizahın. Yalazanın bu bağlamda çok önemli bir köprü oluşturduğunu düşünüyorum. Hazretin (Nasreddin Hoca’nın) ruhunun Taraklı’dan geçtiğini düşünüyorum. Bu insanların içine sanki bir Nasreddin Hoca kaçmış. Bilgece şakalar yapmak çok üstün bir zekâ işidir.

Nasıl yalaza? Mustafa İsen Hoca, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği döneminde “Yalaza” kavramından söz etti bana. “Ekmek Teknesi”nden konuşurken “Siz Taraklı’daki yalazadan bir film, bir dizi çekebilirsiniz” dedi Mustafa Hoca. Sonra Taraklı’ya geldim, Tacettin Başkan ve sizinle tanıştım, yalazayı öğrendim. 6-7 sene sonra elimdeki bir kurguyu yalaza ile birleştirdim. Hasan Kaçan ile bir araya geldik. İnşallah Hasan Kaçan ile birlikte Nasreddin Hoca’nın ruhunun dolaştığı yerlerden mizahi gözle hayata dokunmayı başarmak istiyoruz. Ekmek Teknesi’nde Hasan Kaçan ile birlikte bunu başarmıştık.   

Taraklı’da mekân/Taraklı’da kültür? Taraklı’ya gelince o kültürün yaşandığı mekânlarla tanıştım. Taraklı’yı kaybettiğimiz kasaba kültürünün hâlâ yaşadığı bir şehir olduğu için tercih ettim. Sokakları, konakları, pazarı ve insanlarıyla kasaba kültürü ayakta: “Hâlâ bir kasabamız var” duygusu uyandırıyor insanda.

Taraklı insanı? Enteresan yani. Meslek hayatımda sinema setine bu kadar kolay ve güzel adapte olan bir toplulukla ilk defa karşılaştım. Bizi hiç yadsımadılar. Sanki yıllardır birlikte yaşıyormuşuz gibi, biz de onların hayatında hep varmışız gibi hissediyorum.

Osman Sınav? Tanımıyorum o adamı. Hâlâ tanımaya çalışıyorum. Bodrum Film Festivali’nde onur ödülünü alırken şunları söyledim: “Dünyanın bütün kadim kültürlerinin yaşandığı topraklarda doğmuş olmak ve bu topraklarda yaşayan insanların hikâyesini anlatıyor olmak Allah’ın bana büyük bir lütfudur. Ve bundan daha büyük onur düşünemiyorum.”

img_7332-002.jpg

Bu yazı toplam 107 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim