Başkan Arıcan: Kişi kendi iradesiyle orta yolu bulur

Başkan Arıcan: Kişi kendi iradesiyle orta yolu bulur
“İnsanın hırslarına, ihtiraslarına, üzüntülerine ve sevinçlerine rağmen ölçülü olabilmesi aynı zamanda kendini yönetebildiğinin de göstergesidir.”

Felsefe konusunda yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalarda önemli tespitlerde bulunan Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Genç TYB üyeleri ve öğrencilere Teo-Politik okumalarını sürdürüyor.

Genç Kahvede konuşan Başkan Arıcan, “Teo-Politik olarak okumalar yaparken Spinoza özelinde konuyu ele alalım diye düşünmüştük. Çünkü bu teo-politiğin yani teolojik politik incelemenin filozoflar arasındaki en nihai ve güzel örneğini Spinoza’da görüyoruz. ‘Teo’ ne demektir Tanrıdır. ‘Teo-Politik Okumalar’ deyince Din-Siyaset Okumalarından bahsetmiş oluyoruz. Tanrı siyaset ilişkisi de diyebilirsiniz buna. Felsefe geleneğinde mutlaka her filozofun bir tanrı tasavvuru var. Tanrı tasavvuru olunca bununla beraber dünyayı nasıl anladığı, nasıl ilişkilendirdiği gündeme gelmiş oluyor. Yani her filozofun varlık felsefesinde, epistemolojisinde, aksiyolojisinde (yani ahlak felsefesinde) tanrıyla olan ilişkisi önemli bir yer tutar.” dedi.

 “Bir filozofun ontoloji, epistemoloji ve ahlak konusunda yazdıklarını inceleyerek o filozofun tanrıyla nasıl bir ilişki kurduğunu görebiliriz” diye konuşan Arıcan sözlerini şöyle sürdürdü:, “Tanrı tasavvuruna, uluhiyet anlayışlarına bağlı olarak filozofların varlık felsefesi, bilgi ve ahlak felsefeleri şekillenir. Tanrı inançlarında; teistik tanrı inancı, deist, panteist veya agnostik bir tutum tanrıyla olan ilişkiyi belirliyor idi. İnsanın evrende, yeryüzünde varlıklarla olan ilişkisi, obje- süje ilişkisi söz konusu olduğunda tanrı konusunun da devreye girmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu alanlarda önemli olarak ortaya koyduğumuz; düşünce dünyamızı, hayat felsefemizi ve dünya görüşümüzü yansıttığımız en önemli alan siyasettir.

İlk seminerlerde Aristoteles’in insan için ‘Zoon Politikon’ yani politik canlı, hayvan demesi buradan gelir. İnsanın kendi varlığı başta olmak üzere, kendi duygularını yönetme zorunluluğu olan bir varlıktır. Bu sadece bir aileyi, toplumu, şehri yönetmek değil; kendisini yönetebilmesidir. Aklın kılavuzluğu dediğimiz şey veya insanın akıl sahibi bir varlık olması öncelikli olarak kendini yönetebilmesi ile başlar. Ben kimim? Evrendeki diğer varlıklarla ilişkim nedir? İşte bu ontoloji, bu sorular bir politikadır.”

Konuşmasında, “İnsanın hırslarına, ihtiraslarına, üzüntülerine ve sevinçlerine rağmen ölçülü olabilmesi aynı zamanda kendini yönetebildiğinin de göstergesidir.” değerlendirmesinde bulunan Başkan Arıcan,   Aristoteles referans alındığında erdemler konusunda en önemli erdemin ‘İffet’ olduğunu belirtir ve bunu da ölçülü olmak olarak niteler. Altın orta yani ölçülü olmak, ortayı bulmak, dengede olmaktır. Bugünkü anlamının dışında namuslu olmak vs. değildir bir dengede olma hali olarak kullanır. İnsanın kendi nefsine, hırslarına, üzüntülerine karşı orta yolu bulabilmesi en önemli politikadır. Tüm bunların yanında insan inanan bir varlık ise; hayatında bir ‘Teo’ yani tanrı varsa ve teist bir anlayışa sahip ise,  ‘Tanrı hayatta var ve tüm olup bitene müdahil oluyor benim kendimi yönetmemde etkili oluyor, eylemlerimde, düşüncelerimde etkili oluyor’ diye düşünüyorsa benim kendimle olan ilişkimi de, çevreyle yani etrafla olan ilişkimi de tanrı belirlemiş oluyor der.” ifadelerini kullandı.

Günümüzde siyaset ve din ilişkisinde yaşanan sorunlara da değinen Başkan Arıcan bu konuda da şu tespitlerde bulundu:

“Biz bugün siyasetle, politikayla dini o kadar birbirinden ayırdık ki. ‘Teolojik Politika’ ayrı bir şey, biz teolojiden bahsetmiyoruz, teoloji farklı bir şey, ‘Teo’ farklı bir şey. Bu Tanrı siyaset ilişkisi yani daha özelde din siyaset ilişkisidir. Deist bir anlayışa sahipse “tanrı evreni yaratmıştır fakat artık hiçbir şekilde müdahil değildir. İnsan tamamen kendi eylemlerinden kendisi sorumludur, seküler bir dünya söz konusu. Tanrı yarattı, biçim verdi artık karışmıyor deizme göre. İnsan artık; ‘Benim yönetme biçimim Teo’yla alakalı değil, Teo yani Tanrı işini yaptı ve bıraktı. Artık politika, yönetme tamamen benim kendi birikimlerim, ortak akıllarımız, ortak metinlerle olacaktır.’ diye düşünür. Panteist tanrı tasavvurunda da her şey evrendir evren her şeydir tanrı evrendeki her şeyle iç içedir. Bu tasavvurda da her şey o kadar tanrıyla ilişkili ki tanrısız hiçbir şey olmuyor. Belki de politeizme dönüşecek bir durum var. Deizm’den farklı olarak yerli yersiz tarının her şeyle alakalı olduğunu savunan bir görüş. İnsan bu tasavvurlara göre bir politika belirliyor. Nitekim ilk seminerde de söylediğim gibi dünya uluslararası siyaseti de dahil olmak üzere hiçbir siyaset ‘Teo’dan bağımsız değildir. Amerika’nın bir süper güç olarak Orta Doğu’da bulunması Teo’dan ve Teo-Politikten uzak değildir.

 Teo-Politik bir arka planı vardır her şeyin. Görünürde de her insan birbirini zahiren görür ancak iç dünyamızda her birimizin baktığı tasavvur ettiği şeyler var. Ülkeler de böyledir. Medeniyetler Çatışması, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, Tarihin Sonu Tezleri ve bu bağlamdaki eserleri aslında bir Teo’nun, Teo-politiğin tesirini gösteriyor. Tanrı tasavvurunun yansımasıdır bu eserler ve bu bağlamda oluşmuş fikirlerdir bunlar. Onlara göre kan ve gözyaşı çoğalacak ki İsa yeryüzüne inecek. Eğer siz politikayı Teo’dan bağımsız, teolojiden bağımsız olarak görüyorsanız yanılıyorsunuz. Dolayısıyla bu kurguyu oyunu hiçbir zaman anlayamayız.

Tanrı- Siyaset ilişkisi bağlamındaki en iyi örneklerden birine dönecek olursak Spinozayı ele almamız gerekir. Spinoza’ya göre bir tanrı var, elçiler göndermiştir, onun işaret ettiği şeyler var ve bu işaretlerle oluşan bir dünya var. Bu dünyada olup biten her şeyi bu teo bağlamında okuyup analiz edeceğiz. Teo-politik okuma, bir teokrasi inşa etmek değil. ‘Tanrı adına bunu yapıyor, tanrının yeryüzündeki krallığı’ şeklinde bir tasavvur değil. Aşkın olan tanrı ve onunla ilişkili ona referansta bulunan bir yönetme biçimi. Ontolojiyi epistemeyi ve ahlakı buna göre kurgulamadır. Spinoza’nın teolojik politik incelemesi bunun en güzel örneğidir. Spinoza’nın panteist olduğunu yani evrenle tanrıyı eş değer ve özdeş kabul ettiğini söyleyenler yanılıyorlar. Böyle bir şey yok zaten kendisine de bu mektuplarında soruluyor. Reddediyor. Cevher ve tavır diye ayrım yapıyor. Tanrı ve yaratılmış ya da sonsuz ve sonlu varlık ayrımı yapıyor. Spinoza açık şekilde bir teisttir. Belki kozmik teist diyebiliriz yani bunu evrenle ilişkili olarak ele alan bir filozof. Ama teizmde olduğu gibi aşkın varlık tasavvuru var ve vahye, peygamberliğe inana görüşleri var. Zaten Spinoza’nın Teolojik Politik İnceleme’sinin ilk bölüm vahiy ile peygamberlikle başlıyor. Tevrat’ın, İncilin kritiği ile başlayan metni var. Bu bir hermeneutik  aynı zamanda ve bir tahlil. Sade bir yorum değil aynı zamanda kritik ediyor. Neresi sahih, neresi gayri sahih. Neresi doğru neresi yanlış. Bu metinlerle tanrı ne demek istedi insana neyi anlatmak istedi, bunları ele alıyor.

Dolayısı ile bu metinler ile Spinoza insanın yönetme işinde politika adını özel olarak seçiyor. Aynı Aristoteles gibi. Fakat Aristoteles’in koymadığı bir şeyi koyuyor ve bunun adını belirliyor. Teolojik Politik İnceleme olarak. Etika ahlaktır, ahlak kitabıdır. İlk bölümü Tanrıyla başlar. Teo-etik. Spinoza orda bir anlamda şöyle der, ‘Ahlak dediğiniz şey Tanrıyla başlamalıdır.’ Aslında Spinoza bize bir yol gösteriyor. Spinoza Etika’da 2. Ve 3. Bölümlerde şunu yapıyor; insan neden yalan söyler, neden doğru söyler, bu davranışların, bu tutumların bu erdemlerin psikolojisini, felsefesini yapar, psikoloji felsefesi yapar. Spinoza herhangi bir ahlak kitabı yazmamıştır, Etika herhangi bir ahlak kitabı değildir. Doğru davranmak, doğru sözlü olmak hangi kişisel mizaç, şahsiyet ürünüdür şeklinde konuyu ele almaktadır. Spinoza Politik İnceleme’de bu konuya değinerek, ‘özgürlük bir mizaçtır, özgürlük bir erdemdir dedi. Bunu bireyin mizacını, düşünce biçimini yansıtan bir eylem olarak  görüyordu Spinoza. Etikada da adil olmak, etik olmak, erdemli olmak hepsini Spinoza bir psikoloji felsefesi, bir ahlak erdem felsefesi anlamında analiz ediyordu ama buraya geçmeden önce Tanrı hakkında bir husus ortaya koyuyor. İlk bölüm teo hakkında teo-etik. Önemli bir şey. Spinoza’nın bir anlamda panteist adlandırmasını o gün için aşırı bulunmasının nedeni mealen şu şekilde dile getireceğimiz düşüncesidir: ‘Siz Tanrıyı o kadar çok aşkınlaştırdınız ki din adına, teizm adına uçtu buharlaştı. Tanrıyı diyor, hayata davet edelim’, Teo-politikte yani insanın yönetme biçiminde Tanrı’nın varlığı hissedilsin görüşündedir. Biz ahlakı, etiği ancak insan dediğimiz varlıkla ilişkilendirebiliriz. Ahlak özü itibariyle insana özgü bir eylemdir. Spinoza Etikada da Tanrı hakkında diye başlamakla, cömertlik cesaret dediğimiz erdemleri biz O’nun da referansları olduğu için kabul etmiş oluyoruz. Dolayısıyla bir teo-etik söz konusudur. İşte, daha sonra ele aldığı teolojik politika da aslında, bunun bir devamı niteliğindedir. Burada spinoza daha derin bir şekilde ele almaktadır. Diyor ki orda Tanrı hakkında dedim ama burada vahiy, Peygamberlik, mucize, ilahi yasa diye devam ediyor. Spinoza öncelikle bu eserde üç zemin üzerinden yürüyor. Birincisi, etikada ele aldığı Tanrı konusu ikincisi felsefi bir iş yapıyor. Bu bir teokrasi ya da indirgenmiş bir şey değil bu bir felsefi zemin görüşündedir.

Spinoza bu eseri yazarken, üç sebeple yazdığını belirtmektedir. Birinci olarak ‘teologların ön yargılarını yıkmak için bunu yazdım’ diyor. Bu şu demektir insanlar akıl olarak, felsefi olarak bakamıyolar olayı basite indirgiyorlar. Spinoza bir teolog değildir. Spinoza bir filozoftur ve felsefi yaklaşır. Teolojide bir apoloji yani bir savunma vardır. Konunun sürekli bir tarafa evrilmesine çabalar teolog. Bu bir yanılgıdır der Spinoza. İkincisi, Spinoza diyor ki benim yazdıklarım hep yanlış anlaşıldı. Spinoza aklın ışığında neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu anlayabiliriz görüşündedir. Spinoza bu eserle ben aslında diyor, batıl inancın nerden kaynaklandığını ortaya koymaya çalışacağım der ve insanlara bunu göstermeye çalışır. Üçüncü olarak da diyor ki, Teolojik Politik İnceleme’de de söylediği aslında felsefe yapma ve düşünce özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu, ben diyor hayatımı ortaya koyarak bunu yapıyorum. Yani diyor, biz düşünce özgürlüğüyle, felsefe aracılığıyla hakikatleri söyleme cesaretini ortaya koyarız. Spinoza bu üç amacı hedef edinmiştir. Spinoza da Aristotales gibi, siyaset, ahlakı güvence altına almalıdır. Bireyi, kişiyi, kişiliğini şahsiyetini de insanca yaşamasına fırsat vermesi lazımdır görüşündedir. Siyaset aslında ahlakı güvence altına almalıdır.”

Şeyda Özgül- Burçak Aktaş

dsc_0026.jpgdsc_0010.jpg

Bu haber toplam 359 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim