D. Mehmet Doğan: “Millî Mücadele’yi başarıya ulaştıran manevi arkaplan doğru anlaşılmalı.”

D. Mehmet Doğan: “Millî Mücadele’yi başarıya ulaştıran manevi arkaplan doğru anlaşılmalı.”
Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl Prof. Dr. Fuat Sezgin'in anısına düzenlediği Konya Kitap Günleri Selçuklu Kongre Merkezinde devam ediyor.

Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan’da kitap günlerine katılarak hem kitaplarını imzaladı hem de iki ayrı söyleşide Konyalı kitap severlere seslendi.

Yoğun katılımla gerçekleşen açılış programından sonra, yazarlar; D. Mehmet Doğan, Erol Göka, Kemal Sayar, Beşir Ayvazoğlu ve Uğur Derman tarafından kitap konulu bir söyleşi gerçekleştirildi.

Daha sonra, 19.10.2019 tarihinde saat: 17.00 deki söyleşide konuşan D. Mehmet Doğan, kitaplarını, kitapların yazılma nedenlerini ve olayların geçtiği zaman dilimindeki hadiseleri anlattı.

Mağlubiyet ideolojisi miadını doldurdu

Uğraş alanı olarak kendisine dil, edebiyat, sözlükçülük, iletişim ve yakın tarih konularını seçtiğini söyleyen Doğan, 1975 de ilk defa “Batılılaşma İhaneti” kitabının yayınlandığını, bu kitapta ele aldığı konuları zamanla yeniden ele alarak genişlettiğini söyledi.  D. Mehmet Doğan, Mesela, “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu” kitabı, aradan nerdeyse kırık yıl geçtikten sonra batılılaşmanın nasıl bir seyir takip ettiğini ve önümüzdeki yıllarda nasıl bir çerçeveye oturacağına ilişkin bir kitaptır. Kitabın yayınlandığı günler 2007 yılının başı. Yani, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de Konya’da olup olmadığını hatırlamıyorum, büyük laiklik mitinglerinin yapıldığı, taşıma kalabalıkların meydanları doldurduğu bir dönemdi.  28 Şubat döneminde milletde bir korku oluşmuştu. İşte bu mitinglerin yapıldığı zamanda, “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu” kitabım yayınladı” dedi. Bu hengâmede kitabımız mağlubiyet ideolojisinin sonunun geldiğini ilan ediyordu.

Konuşmasında kitabın içeriği ile ilgili bilgiler veren Doğan, “Mağlubiyet ideolojisi miadını doldurmuştur. Bugün bu ideoloji ile Türkiye bir yere varamaz. İşte kitabın çıktığı dönemde bir çok olay oldu, cumhurbaşkanı seçimi engellendi. Meşhur 27 Nisan muhtırası verildi. Sokaktaki havaya bakarsanız, resmi ideoloji sanki Türkiye’yi teslim almak üzere idi. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaptırılmadı, onun arkasından erken seçime gidildi. Seçim yapıldı ve seçimin sonucunda görüldü ki o tantanalar oraya kadarmış, kuru gürültüden ibaretmiş.”

Doğan, fikir kitapları serisinden, “Son darbe Ergenekon”, “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş”  kitaplarının olduğunu,  “ Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş”  kitabının ise 28 Şubat döneminde, resmi bir görevde bulunduğu dönemde sık sık takibat konusu yapıldığından müstear isimle yayınlandığını, daha sonra da genişleterek kendi imzasıyla  yayınladığını belirtti.

Eserin içeriği hakkında da bilgiler veren Doğan, “1923 den 1938 e kadar Cumhuriyet tarihinin en netameli dönemini bu kitapta ele aldım. Yani cumhuriyet nasıl kuruldu? Cumhuriyetin başlangıcında Milli Mücadele’nin öncü kadrosu arasında nasıl bir ayrışma meydana geldi. Muhalif siyasi parti nasıl ortaya çıktı, nasıl “irtica”dan kapatıldı, ondan sonra hilafetin kaldırılması, 1938 e kadar olan süreç  aslında Türkiye’nin dünya sistemi tarafından  yeniden tanımlandığı bir süreç. Yani Osmanlı devleti öyle ya da böyle 20. Yüzyıla devretti, Osmanlı devleti yıkıldığında halâ dünyanın dokuzuncu büyük devletiydi. Ama Cumhuriyet kurulduğunda, artık Türkiye Cumhuriyeti dünyanın büyük devletler sıralamasından çıkmıştı.”

Almanya’nın askeri güç olmasına izin verilmedi

Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş ’ten sonra da Kemalizm kitabını bu sene yeniden yayınladık. Kemalizm de, “Bir savaş sonrası ideoloji Kemalizm” yani Batılılaşma İhanetinden sonra bugüne kadar gelen kitapların son serisi gibi. “Bir Savaş Sonrası İdeolojisi Kemalizm” ile ilgili de şunu belirtmek isterim, İkinci Dünya Savaşından sonra Almanlara yapılan bazı uygulamalar var. Almanlar mağlup oldu, ondan sonra Almanya üzerinde galip devletler bir takım uygulamalar yaptılar. Bana göre şimdi bile Almanya bağımsız bir ülke değil. Çok sayıda Amerikan üssü var, en çok Amerikan askeri Almanya’ da.  Diğer devletler askerlerini yavaş yavaş çektiler ama Amerikalılar çekmedi. İkincisi, biliyorsunuz Hitler rejimi Yahudi aleyhtarlığı üzerine kurulmuştu. Bu sefer Yahudi dostluğunu eğitim sistemini temeli yaptılar. Kontrollü bir Almanya oluşturdular ve Almanya sadece ekonomik bir güç oldu, halâ bugün de askeri bir güç değildir, birçok silah ve mühimmat üretir ama dünyanın büyük askeri güçleri arasında değildir. Muhtemelen buna izin verilmediği için.”

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkması için görevlendirildi

Türkiye’nin de benzer bir süreçten geçtiğinin altını çizen Doğan, “Osmanlı Devleti sona erdirildikten sonra, ki bunu bize yaptırdılar, Türkiye’de uygulanan bir program oldu, bunun mağluplara uyglanan “savaş sonrası ideolojisi” olduğunu söylüyorum.  Bunu neye dayanarak söylüyorum? Millî Mücadele’nin fikir zemini tamamen dinidir.   Bu muhteva üzerinde Milli Mücadele yürütülmüştür. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gidişini iki şekilde tarif ediyor.  24 Nisan 1920’de Meclis’in açılışının ertesi günü uzun bir konuşma yapıyor. Ve o konuşmanın ilk cümlesi; “19 Mayıs 1919 da Samsun’da işe başladım.” Halbuki, 1927 yılında yani ondan sekiz yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongresinde, hani büyük Nutuk var ya, işte Büyük Nutuk nasıl başlıyor?            

“19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıktım”. İki anlatım arasında çok büyük fark var. “İşe başladım” işe başladığınızda görevlendirilmiş oluyorsunuz. Yani, size verilen işe, verilen adreste başlıyorsunuz. Halbuki 1927 de Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıktım dediği zaman artık kendi iradesi üzerinden konuşuyor. “Ben çıktım.” diyor. Bu konuda hiçbir ortak, görevlendirme tanımıyorum mahiyetinde bir iddia. Bunların hangisi doğru. Aslında bunların birincisi doğru. Mustafa Kemal Paşa görevlendirildi.”       

Atatürk’ün Samsun’a çıkış sürecine ilişkin bilgiler de veren D. Mehmet Doğan,  “Osmanlı devleti son zamanlarında bile idari işleyiş bakımından kurallarını koruyan bir devletti. Mustafa Kemal Paşa’nın görevlendirilmesi ile ilgili bürokraside eskiden derecat derlerdi, yani çeşitli kademelerin parafları var. Görevlendirilme yazılıyor, Sadrazam imzaladıktan sonra, Padişaha geliyor. O da imzalıyor ve fermana tahvil ediyor. Bir sürü ekleri var. Fermanda, kimler gidecek, ne için gidecek, görev alanı nedir tüm bunlar yazılı. Mustafa Kemal Paşa kırık küsur kişilik bir ekiple gidiyor Samsun’a. Ekipte subaylar, askerler, binek araçları, atlar, hatta bir tabip de var. Mustafa Kemal Paşa yolculukla ilgili Nutuk’ta birçok karışık şey söylüyor; hatta bir yerde diyor ki; “beni sürgün edip cezalandırmak isteyenler Anadolu’ya gönderdi.”  İyi de, seni sürgün etmek isteyen sana niye bu kadar büyük yetkiler versin ki. Son sadrazamlardan Ahmet İzzet Paşa hatıralarında: “  Mustafa Kemal Paşa’ya verilen yetkiler Osmanlı tarihinde hiçbir faniye nasip olmamıştır” diyor.”

Konuşmasında, Milli Mücadelenin dini bir muhteva ile başladığını da belirten Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mustafa Kemal Paşa gittiği her yerde şunu söylüyor: “Biz vatanı, milleti, padişahı, halifeyi, dini mübini kurtarmak için bu yola çıktık.” Hatta, Mustafa Kemal Paşa 23 Nisan nedeniyle yayınladığı millete beyannamede de “Dinin son yurdunu kurtarmak için yola çıktık” diyor ve Padişah Halifeye bağlılıklarını sunuyor.

Mehmed Âkif Anadolu’ya ilk davet edilen şair ve yazardır

Dini muhtevayı destekleyen bir çok unsurun olduğunun altını çizen Doğan, ”Bu unsurlardan en önemlisinin ise Mehmet Akîf Ersoy’un Anadolu’ya ilk davet edilen şair ve yazar olmasıdır.  Âkif yanındaki Ali Şükrü bey  ve oğlu zor şartlarda on dört günlük bir yolculuktan sonra 24 Nisan günü Ankara’ya ulaşıyorlar. Mehmet Akif’e ihtiyaç hissediliyor çünkü çıkardığı dergi ile tüm İslâm dünyası tarafından tanınan ve İslam şairi olarak bilinen bir isim.”

Din ve manevi arka plan Milli Mücadeleye güç verdi

Osmanlı devletinden sonra kurulan Türkiye’nin devlet yapısının kimler tarafından nasıl belirlendiğini de açıklayan D. Mehmet Doğan, “Milli Mücadele İslam muhtevası üzerine kurulmuştur, ne zamana kadar, zaferi kazanana kadar. Zaferi kazanıncaya kadar, Mustafa Kemal Paşa Allah’ı, peygamberi, halifeyi, padişahı hiç ağzından düşürmüyor. Zafer kazanılıp masaya oturulduktan sonra ise işte bu muhteva değişiyor. İşte diyoruz ki; Osmanlı devleti yıkılacak onun yerine yeni bir devlet oluşturulacak ve o devlet Osmanlı devletinin devamı olmayacak. İşte, Savaş Sonrası İdeolojisinin esası bu. Neden Osmanlı devletini devamı istenmiyor? Çükü, Osmanlı Devleti batın emperyalizminin düşmanı. Ne zamandan beri düşmanı? “Ne zaman ki Türkler Avrupa’ya ayak bastı şark meselesi başladı.” O yüzden Osmanlı devleti yıkılması gerekiyor, Osmanlı devletine ve Milli Mücadeleye güç veren nedir? Dindir, manevi arka plandır. Bu manevi arka planın zayıflatılması, yeni kurulan devletin de Avrupa’nın düşmanı olmaması gerekiyor, bu yeni devlet fikri sadece bize mi ait. Arkadaşlar 1918 den beri İngilizlerin çeşitli vesilelerle resmi ağızlardan ortaya koydukları görüşler var. Özetle şöyle: “Türklerin de devleti olacak, Anadolu sınırları içinde, fakat başkenti İstanbul olmayacak. Bursa veya Ankara olabilir.”

Söyleşiden sonra, Konya TYB eski Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu D. Mehmet Doğan’a günün anısına Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan bir usturlap takdim etti.

Mahmut Erdemir

d56c32c3-4228-4656-96b6-08bf1169395e.jpgbc57490e-c879-4ef7-b6aa-9a0a747439bb.jpgbf05616f-8d74-48cb-a449-a96ad121fa67.jpgf007ebb4-0ac8-4443-b344-b4e191d4d28b.jpg

Bu haber toplam 239 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim