• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

D. Mehmet Doğan'dan: “Berlin hâtıraları”

D. Mehmet Doğan'dan: “Berlin hâtıraları”
“100 Yıl Sonra Mehmet Âkif Berlin’de” toplantısı münasebetiyle Âkif’in Berlin hâtıraları şiiri ilk defa Almanca’ya tercüme edilmiş oldu.

Hep hayatın içinden konuşan şairimiz Mehmed Âkif, Berlin intibalarını bu adı taşıyan uzun şiirinde dile getirmiştir. “100 Yıl Sonra Mehmet Âkif Berlin’de” toplantısı münasebetiyle Âkif’in Berlin hâtıraları şiiri ilk defa Almanca’ya tercüme edilmiş oldu. Berlin’de geçirdiği dört ay şaire doğu batı kıyaslaması için yeterince malzeme verir. Şiirin önemli bir kısmı bu kıyaslamaya ayrılmıştır.

100 yıl sonra Berlin’in kahveleri, sokakları, otelleri, trenleri... Mehmed Âkif kadar dikkatimizi çekmiyor. Elbette Berlin çok düzenli bir şehir, kuruluştan itibaren böyle ve halen de belli bir sistem içinde yenileniyor. Soğuk harb duvarının yıkılmasıyla ortaya çıkan birleşik Berlin’in doğu bölgesi de batısıyla farkı bir hayli kapatmış görünüyor.

Bir asır önce Mehmed Âkif Berlin’de elçilik mensupları ve az sayıda talebe dışında kendi ülkesinin insanı ile karşılaşmak şansına sahip değildi. Oysa bugün Almanya’nın başkentinde iki yüz binin üzerinde vatandaşımızın yaşadığı söyleniyor. Nitekim biz bu vatandaşlarımızla hemen her yerde karşılaştık, görüştük, konuştuk. Yemekleri Türk lokantalarında yedik, Cuma’yı onların inşaa ettiği camide eda ettik. Dolayısıyla Berlin’in ünlü semti Kreuzberg’e, namı diğer “Küçük İstanbul”a bir hayli yolumuz düştü.

Kreuzberg galiba “Haçtepesi” demek! Bu ironiyi hangi Alman aklına borçluyuz, bilemiyorum. Fakat vakti zamanında bu bölgenin doğu ile batı Berlin arasında âdeta bir tampon bölge olduğunu, bu tehlikeli bölgede Almanların oturmaya çekindiğini, bu yüzden Türklerin yerleşmesinin uygun bulunduğunu söylüyorlar. Şimdi semtin bu hali ortadan kalktığı için hava değişmiş. Bir yandan burayı mekân tutan Almanlar çoğalmış, öte yandan iktisadî durumu elveren bazı Türkler Berlin’in diğer semtlerinde yerleşmeye başlamış…

Tabiî yüz yıl sonra Berlin’de bir taraftan Mehmed Âkif’i anıyoruz, diğer taraftan Almanların pek de hatırlamak istemedikleri 1. Dünya Savaşı Almanları mağlubiyeti ile sona erdi, bu yüzden cezalandırıldılar. Bu savaş bizi altüst etti! Devletimizi kaybettik. Hakimiyet alanlarımız sömürgeciler tarafından ele geçirildi. Ortadoğu emperyalist sistemin attığı tohumlar yüzünden sonu gelmez çatışmaların merkezi haline geldi. Bugün Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de… Birinci Dünya Savaşı’nın artçı muharebeleri devam ediyor! Bu savaşta şimdi Almanlar çok görünür değil, biz ise görünmemeye çalışıyoruz. Fakat bu kirli savaşın Türkiye’yi bir ateş çemberi ile sardığını görmemek mümkün değil.

 

Almanlarla 2. Abdülhamid döneminde başlayan yakın ilişkiler, savaşta ittifaka dönüşüyor. Esasen Almanların Avrupa’nın diğer emperyalist ülkelerle savaşına katılmak zorunda kalıyoruz. Diğer ittifak grubunda yer almak mümkün değil, belki Almanlarla da ittifak yapılmaya bilirdik. Tabii şimdi bunu tartışmanın fazla anlamı yok.

Türkiye’nin Almanya ile çok sıkı ilişkileri var. Bir hayli vatandaşımız Almanya’da yaşıyor, önemli bır kısmı da Alman vatandaşı olmuş durumda. En büyük ticaretimiz Almanya ile NATO’dan müttefikiz… Fakat Alman siyasetinin hiç de bu müttefik kavramına uygun seyretmediğini kolaylıkla müşahede edebiliyoruz. Savaşın yıldönümünde Ermeni tezlerini destekleyen bir siyaseti tercih ettikleri görülebiliyormuş. Yüz yıl önceki siyasetleri bize cihad ilan ettirmekti, bugün de böyle.

Alman siyaseti böyleyken, Türkiye’nin de kendi siyasetini yürütmesi gerekiyor. Bu ise iyi yetişmiş, ülke ve millet hassasiyetleri olan kadrolarla mümkün. “100 Yıl sonra Mehmed Âkif Berlin’de” faaliyeti için büyükelçiliğimiz ve başkonsolosluğumuz destek verdi. Fakat bu kadar önemli bir toplantıda, kalabalık sefaret kadrosundan en azından Millî Eğitim müşavirliği, Kültür müşavirliği, Basın müşavirliği vs. konuyla doğrudan ilgisi olması gereken muhterem zevatın izine bile rastlayamadık!

Dört kuvvet kumandanlığımızın ataşeleri de 1. Dünya Savaşı, İstiklâl Marşı şairi Mehmed Âkif onları alâkadar etmediği için görünürlerde yoktu. “Çanakkale” denildiğinde ürpermeyen, Çanakkale şehidleri şiirini ezbere okumayan bir asker, rütbesi ne olursa olsun, dış bir görevi asla hak etmez!

Eğer böyle bir faaliyet onları ilgilendirmiyorsa, ne ilgilendirebilir?

Türkiye’den bu vesile ile gelen ilim ve fikir adamları ile bir beraber olmak onlara cazip gelmiyorsa, oradaki vatandaşlarımız ne kadar ilgi sahalarına girer? Bu sorulara Mehmed Âkif’in lisanıyla cevap verecek halimiz yok!

Hariciye henüz eski Türkiye’nin ataletini üzerinden atamamış!

23.12.2014 Vahdet 

Bu haber toplam 2175 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim