Doç. Dr. Fethi Güngör: Âkif’in Millî Birlik ve Bütünlük Şuuruna Erişebilmek

Doç. Dr. Fethi Güngör: Âkif’in Millî Birlik ve Bütünlük Şuuruna Erişebilmek
“Siz ey imana erişenler, (savaş durumunda) bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde, sıkı durun ve aralıksız Allah’ı anın ki kurtuluşa erişesiniz!

Ve Allah’a ve O’nun Rasulü’ne duyarlık ve bağlılık gösterin; ve sakın birbirinizle çekişmeye girmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz;
cesaretiniz sönüverir. Ve zor durumlarda sabır gösterin: çünkü
Allah, gerçekten, zorluğa göğüs gerenlerle beraberdir.”
(Enfâl, 8/45-46).

 

Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak

Şahsi olanla umumi olan arasındaki dengeyi kuramayan insan nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez.

“Âkif’e göre, geleceği karanlık görüp azmi bırakmak, olsa olsa “alçak bir ölüm”dür. İnanan bir insanın, böyle bir ölümle “gebermesi” kabul edilebilecek bir netice değildir. Eylem adamı olan Âkif, hareket etmesi için her türlü imkân sağlandığı hâlde, ölü gibi cansız yatan insana, “leş mi kesildin?” sorusunu yönelterek, insanı ayağa kaldırmak ister. Ayağa kalkmak, bir kıyamdır. Kıyam ise, bir idealin tahakkuku ve bir hakikatin hâkimiyetini temin etme kararlılığıdır. Kıyama kalkma iradesini göstermek hususunda insan, dışarıdan herhangi bir sebebin tahrikini beklememelidir. Hayat hakkı, yolda yürüyenlerindir. Yolda olmak, sonsuza sevdalıların yegâne fiilidir.” (Erbay, 2011:96).

 

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’

Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?

Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!

Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan

Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın

Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?”… (Ersoy, 2013:530).

 

İnsanın ve Toplumun Olduğu Kadar Kâinatın da Nizamı Olan BİRLİK

Âkif’e göre insan evrenin âhengine ve çalışma disiplinine uyarak pek çok şeyi başarabilir.

“Birleştirme, birlik, Allah’ın birliğine inanma” gibi anlamlara gelen “tevhid” kelimesi, insanı ve kâinatı anlatan bir kavramdır. Birlik ve beraberlik insanın ve milletlerin olduğu kadar kâinatın da nizamıdır. Âkif’e göre; insan evrenin âhengine ve çalışma disiplinine uyarak pek çok şeyi başarabilir; çünkü insanoğlu sınırlandırılamayan kabiliyetlere sahiptir. Mehmet Âkif, 12 Şubat 1920 tarihinde Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ndeki va’azında, hayatta tek başına hiçbir iş yapılamayacağını belirtir. Ona göre, birlik ve beraberlik aynı zamanda güncel bir ihtiyaçtan doğar (Çapan, 2011:102):

“Bugünkü hayatın, maîşetin bugünkü ihtiyâcâtın aldığı tarz itibariyle bir insan tek başına bir iş göremiyor. Bütün işler şirketler, cemiyetler, milletler tarafından meydana getiriliyor. Ne fabrikalar, ne demiryolları, ne vapurlar, ne limanlar, ne hastahâneler, ne câmiler, ne mektepler, ne ticarethâneler, ne de din ve vatanı müdâfaa edecek toplar, tüfekler, cephâneler… Elhâsıl hiçbir şey ferdî sa’y ile, yani tek başına çalışmakla kâbil olamıyor. Bugün hayat öyle bir şekil almış ki, tek başına çalışan bir adamın alnından damlayan terler, tıpkı gözyaşı gibi dökülüp gidiyor, hiçbir fayda temin etmiyor. Ne zaman, bir yere gelmiş binlerce alın birden terlerse işte o vakit bu sa’yin yeryüzünde bir eseri, bir izi görülebilir. Mademki tek başına sarfolunan mesainin kıymeti yoktur, biz de aramızda vahdeti te’min ederek topluca çalışmaya koyulmalıyız.” (Ersoy, 2013a:230).

 

Millî Birlik ve Bütünlük Bilincini Müslüman Üst Kimliğiyle İnşa Edebilmek

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

“Mehmet Âkif millî birlik ve bütünlük şuurunu; bir toplumu teşkil eden muhtelif unsurların dünya ve hayat görüşlerini belirleyen ortak bir üst kimlik etrafında kenetlenen yaşama iradesi olarak görmektedir. Bu üst kimliği Müslümanlık olarak gören Âkif; Türk, Arap, Fars, Hint, Afgan, Tacik, Kazak, Türkmen, Kırgız, Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Makedon, Malezyalı, Zenci vs. tüm Müslüman toplulukların ortak dünya ve hayat görüşleri olan dinî üst kimliğin hem kuşatıcı hem de duygu birlikteliğini sağlayan gücünü ortaya koymaktadır.

Devlet kavramının tanımı bir toplumsal gurubun ya da bireyin aidiyet duygusuna açık olmalıdır. Çünkü millî birlik ve bütünlüğün bu aidiyet kavramıyla direkt ilişkili olması devlete bağlılıkla sahiplenme ve koruma duygusunu da yanında getirmektedir. Aksi takdirde toplumsal grupların ve bireylerin devlete bağlılıklarına ve millî birlik ve bütünlük düşüncesine katılmaları güçleşmektedir. Müslümanlıkta kavmiyetçiliğe yer olmadığına sıkça vurgu yapan Âkif, ırkçı düşünceleri ayrılığa ve parçalanmaya neden olan en büyük tehdit ve tehlike olarak görmüştür.

Âkif’e göre asırlardır mazlum insanların, yersiz veyurtsuz bırakılan kimsesizlerin ve sahipsizlerin güvenli yurdu ve emin beldesi olan Anadolu coğrafyasına kastetmeye çalışmak, dünya mazlumlarının hayat hakkına ve güvenliğine kastetmek anlamına gelmektedir.” (Demir, 2011:228).

 

Kendi Elimizle Düşmanımıza Sunduğumuz En Yıkıcı Silah: Kavmiyetçilik!

Âkif’e göre ne zaman bir araya gelmiş binlerce alın birlikte terlerse işte o vakit bu ortak çabanın yeryüzünde bir tesiri görülebilir.

Âkif’in milletlerin üstünlük esasına dayanan ırkçılığa karşı çıkışı iki sebepten kaynaklanır: Birincisi, bu anlayışın İslamiyet’le bağdaşmaması, ikincisi ise, bu anlayışın siyasi olarak İslam dünyasını parçalayarak, Batı’nın karşısında kolay bir lokma haline getirmesidir (Kılıç, 2008:178).

Osmanlı Devleti’nin “fikr-i kavmiyyet” yüzünden dağılmaya yüz tuttuğunu gören Âkif, ülke içindeki ayrılıklardan düşmanın istifade edeceğini gayet iyi bildiğinden bu vahim gidişi engellemek istemiştir. Zîrâ, memleketi ele geçirmek isteyen düşmanın siyaseti, ülkede karışıklıklar çıkartarak iç düzeni bozmak ve toplumsal yapıyı zayıflatıp nihayetinde parçalamaktır:

 

“Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam,

Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlayamam,

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?

Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,

Aynı milliyyetin altında tutan İslâm’ı,

Temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir.

Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir.

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..

Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!

Sizi bir âile efrâdı yaratmış Yaradan;

Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.

Siz bu da’vâda iken yoksa, iyâzen-billâh,

Ecnebîler olacak sâhibi mülkün nâgâh.

Diye dursun atalar: “Kal’a içinden alınır.”

Yok ki hiçbir işiten… Millet-i merhûme sağır!

Bir değil mahvedilen Devlet-i İslâmiyye…

Girdiler aynı siyâsetle makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Bırakın eski hükûmetleri, meydandakiler

Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

İşte Fas, işte Tûnus, işte Cezayir, gitti!

İşte İran’ı da taksîm ediyorlar şimdi.

Bu da gâyetle tabîî, koşanındır meydan;

Yaşamak hakkını kuvvetliye vermiş Yaradan.

Müslüman, fırka belâsıyle zebun bir kavmi,

Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı?

Ey cemâat, yeter Allâh için olsun, uyanın…

Sesi pek müdhiş öter sonra kulaklarda çanın!”

(Ersoy, 2013:458-460).

 

İslam âlemine asırlarca hizmet eden Türk milletini takdir eden Âkif, Osmanlı devlet şemsiyesinin korunmasını bütün dünya Müslümanları için zorunlu görüyordu. O, asla kavmiyetçi değildi, ancak, bütün Müslümanları çatısı altında birleştirecek bir “İslam milleti” fikrinin müdafii idi. Türk ittihatçıları, Arnavut Başkımcıları, Arap kavmiyetçileri vd. ayrılıkçıları çok sert eleştiren Âkif’in bu meyandaki şiirlerini, aradan geçen yüz yıldan sonra bile günümüzdeki ayrılıkçılara uyarlayarak esef ve hayretle okuyabiliyoruz:

 

“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk

Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (…)

Ya şu üç parçalı bayrak dikilirken tepene,

Niye indirmedi, kim çıktı bu halkın önüne?

Hani, milletlere meydan okuyan kavm-i necib?

Görmedim bir kişi, tek bir kişi meydanda… Garib! (…)

Hani, ey kavm-i esâret-zede, muhtâriyyet?

Korkarım, şimdi nasîbin mütemâdî haybet!

Hani, ey unsur-ı bî-râbıta, istiklâlin?

Ebediyyen, sanırım, söndü bütün âmâlin!

Hani “Başkım”cıların kurduğu yüksek hülyâ?

Seni yıllarca avutmuş da o mel’ûn rü’yâ…

Uyumuştun…Ya uyansaydın eder miydi tebah,

Mülkü, birdenbire âfâka çöken kanlı sabah!”… (7 Mart 1913).

(Ersoy, 2013:516-522).

 

Şahsi Olanla Umumi Olan Arasındaki Dengeyi Kurabilmek

Dünya üzerinde eşine az rastlanır cemiyetçilerden birisi olan Âkif, içinde yaşadığı toplumun varlığından ve bu varlığın sürekliliğinden üzerine düşen sorumluluğu çok derinden hisseden insanlardandır. İnsan olarak hissettiği bu sorumluluk, onu, bazen çok munis bir dille yol gösteren, bazen de avazı çıktığı kadar haykırarak uyaran sıfatı ile karşımıza çıkarır. Yaşadığı hayatı eskiterek her gün biraz daha sıradanlaştıran insanoğlu, kendine has kıldığı küçük şahsî dünyası içinde kaosu düzenlemeye uğraşırken, boğulduğu meselelere de çare olacak diğerkâmlığı ıskalayarak adım atmaya gayret eder. Şahsî olanla umumî olan arasındaki dengeyi kuramayan insan, tabiatından gelen olumsuzluğa meylin de icbarıyla nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez. İşte Âkif, ‘insan’ denen mahlûka, azmederek ayağa kalkmayı ısrarla yeniden telkin ederken, yeis hâlinden de şirke benzer olduğu için özellikle uzak durulmasını, içine düşülmemesi gerektiğini öğretir (Erbay, 2011:98):

 

“Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümîdiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me’yûs olanın; rûhunu, vicdânını bağlar,

Lânetleme bir ukde-i hâtır ki; çözülmez..

En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!

Mâdem ki alçaklığı bir, ye’s ile şirkin;

Mâdem ki ondan daha mel’ûn, daha çirkin

Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-ı îman,

Nevmîd olarak rahmet-i mev’ûd-ı Hudâ’dan,

Hüsrâna rıza verme… Çalış… Azmi bırakma;

Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!” (Ersoy, 2013:532).

 

Vatanın Kadrini ve Kıymetini Bilmek

İstiklâl Marşı’nda “Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,/ Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cudâ.” diyerek Allah’a yakaran Âkif, bu vatan üzerinde yaşayıp da vatana karşı görevlerini yapmayanlara karşı beslediği duyguları kendisinin vatan sevgisiyle mukayese ederek ‘Vâiz Kürsüde’ şiirinde şu mısralarla anlatır:

 

“Vatan muhabbeti, millet yolunda bezl-i hayât;

Hülâsa, âile hissiyle cümle hissiyyât;

Mukaddesâtı için çırpınan yürekte olur.

İçinde leş taşıyan sîneden ne hayr umulur?

Vatan felâkete düşmüş… Onun hamiyyeti cûş

Eder mi zannediyorsun? Herif: Vatan-ber-dûş!

Bulunca kendine bir yer, doyunca kör boğazı,

Kapandı, gitti, bakarsın ki, nekbetin ağzı.

Fakat, sen öyle değilsin: Senin yanar ciğerin:

“Vatan!” deyip öleceksin semâda olsa yerin.

Nasıl tahammül eder hür olan esâretine

Kör olsun ağlamayan, ey vatan, felâketine!

Cemâ’at, elverir artık, bu uykudan uyanın,

Hudâ rızâsı için, dünkü hâdisâtı anın!

Kımıldamaz yine gelmezsek intibâha bugün,

İkinci uyku ne dehşetli bir ölüm, düşünün!”…

(Ersoy, 2013:714).

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İZÜ Yayını, s.99-110.
  2. DEMİR, Necati. (2011). “Mehmet Akif’in Milli Birlik ve Bütünlük Bilincini Günümüzde Okumak”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, s.217-239.
  3. ERBAY, Erdoğan. (2011). “Millî Birlik Meselesinde Âkif’in İnsana Yüklediği Vazife”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, s.89-98.
  4. ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). Safahât. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.
  5. ERSOY, Mehmet Âkif. (2013a). Tefsir Yazıları ve Vaazlar. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.
  6. KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı. İstanbul: Değişim Yayınları.

Kaynak: Diriliş Postası

Bu haber toplam 6837 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim