IV. Ahlâk Şûrası Sona Erdi

IV. Ahlâk Şûrası Sona Erdi
IV. Ahlâk Şûrası Prof. Dr. Sabahattin Zaim Hocanın Aziz Hatırasına “Ahlâk ve İktisat”

1. GÜN

Türkiye Yazarlar Birliği'nin Ziraat Katılım ve HATİAB’ın destekleri ile düzenlediği Şûra’da Türkiye’de bu konu üzerine çalışan fikir adamları, akademisyenler ve uygulayıcılar bir araya geldi.

Şûra, İstiklal Marşı ile başladı.

Şûra’nın açılış konuşmalarından ilkini TYB Genel Sekreteri Yrd. Doç. Dr. Muhammed Enes Kala yaptı. TYB’nin bugüne kadar düzenlemiş olduğu Ahlâk Şûraları hakkında kısaca bilgi veren Kala, IV. Ahlâk Şûrası’nın, Sabahattin Zaim Hoca anısına Ahlâk ve İktisat temasıyla düzenlendiğini belirtti. İnsanın, iktisat ilminin temel öznesi olduğunu belirten Kala, hem kendisi hem de başkaları için çalışan insanın ideal insan olabileceğini vurguladı. Katılımcılara ve Şûra’nın organizasyonunda emeği geçenlere teşekkür ederek sözlerini sonlandırdı.

Kala’dan sonra Şûra’nın destekleyicilerinden HATİAB’ın başkanı İbrahim Güder konuşmasını gerçekleştirdi. İbrahim Güder öncelikle HATİAB’ın faaliyetlerinden, verdikleri burslardan ve destekledikleri organizasyonlardan kısaca bahsetti. Konuşmasında, ahlâkın iş dünyası açısından önemini vurgulayan Güder, piyasada ahlâki değerlerin yerleşmesinin ve ilkelerin uygulanmasının hem ülke hem de dünya için önemli olduğunu belirtti. Şûra sonunda ortaya çıkacak sonuç bildirgesinin kamuoyu ile paylaşılacağını söyleyen Güder konuşmalarına, Şûra’nın medeniyetler şehri, kadim Hatay’da düzenlenmesinden ötürü teşekkürlerini ileterek son verdi.

Bir diğer açılış konuşması, Ziraat Katılım Genel Müdürü Metin Özdemir tarafından yapıldı. Özdemir konuşmasına, Sabahattin Zaim Hoca anısına düzenlenen Şûranın başarıya ulaşması temennisiyle ve böyle önemli bir konuda Şûra düzenledikleri için TYB’ye teşekkür ederek başladı. Özdemir, böyle bir organizasyona Ziraat Katılım olarak destek vermelerinin kendileri için onur vesilesi olduğunu belirtti. Konuşmasına Ziraat Katılım hakkında bilgiler vererek devam eden Özdemir, kısa sürede 36 şehirde 56 şube açarak hızlı bir şekilde büyüdüklerini söyledi. Dünyadaki gelişmeleri takip ederek ve iş birliklerini arttırarak güçlendiklerini ifade etti. Katılım bankacılığının aslında İslam İktisadının bir cüzü olduğunu söyleyen Özdemir, maalesef, şimdi parçanın bütünü geçtiğini belirtti. İslam iktisadı çalışmalarının, İslami finansın gölgesinde devam ettiğini ifade eden Özdemir, bu açıdan bu Şûraya ayrı bir önem verdiğini vurguladı. Toplumsal hayatın iş birliklerini zorladığını, bu durumdan ötürü çeşitli kuralların oluştuğunu bu kuralların da din ve ahlâk ile şekillendiğini belirtti. İslam iktisadının Allah inancı, ahiret inancı ve adalet olarak 3 temel ilkeye dayandığını vurgulayan Özdemir, İslâmiyetin ilk dönemlerinde inen ayetlerin ahlâk ile ilgili olduğunu sonra inen ayetlerin ise genel olarak ahlâka uymamaktan dolayı oluşan sorunlara yönelik olduğunu öne sürdü. Buradan anlaşılması gerekenin, önceliğin ahlâk olması ve sorunları ahlâkî yaklaşımlarla çözüp hukuka gerek kalmaması gerektiğini bildirdi. Ziraat Katılım’ın bu tür organizasyonlara destek vermeye devam edeceğini belirten Özdemir, katılımcıları selamlayarak sözlerini sona erdirdi.

Özdemir’in konuşmasından sonra Ziraat Katılım’ın ve TYB’nin tanıtım filmi katılımcılara gösterildi.

Ziraat Katılım Genel Müdürü Özdemir’den sonra TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan katılımcıları selamlayarak açılış konuşmasına başladı. TYB’nin yaptığı ve yapmayı planladığı faaliyetlere değinen Arıcan, önümüzdeki senenin TYB’nin kuruluşunun 40. Yılı olduğunu ve 40. Yıl’da çeşitli etkinlikler yapılacağını söyledi. TYB’nin Türkiye’nin kültürüne yaptığı katkıları ve düzenlemekte olduğu etkinlikleri, şehir tarihi çalışmaları, Ahlâk Şûrası ve diğer faaliyetler ile özetleyen Arıcan düzenlenen Ahlâk Şûrası dizilerinin ülkemiz adına iftihar vesilesi olduğunu ve devam etmesi gerektiğini belirtti. Ahlâkın, insanların vazgeçilmezi olduğunu, beşerin varlık sebebinin ve yeryüzünde bir arada yaşamanın temel unsurunun ahlâk olduğunu ifade etti. Bu şûrada TYB olarak, ahlâk, mülkiyet, iktisat, vergi adaleti gibi kavramların yanında tüketim çılgınlığı, gelir dağılımı eşitsizliği gibi sorunlara da değinilmesi gerektiğini ifade eden Arıcan, bu sorunlar ile mücadelenin TYB’nin de derdi olduğunu söyledi. TYB olarak bu vesile ile şûra için iş birliği yaptıkları Ziraat Katılım’a teşekkürlerini sunan Arıcan, eskiden temel sorunların bankaların meşruluğu iken, katılım bankaları ile en azından bu merhalenin aşıldığını ifade etti. İktisadın güçlü olmak için olmazsa olmazlardan olduğunu belirterek, söz sahibi olmanın iktisadi güce sahip olmaktan geçtiğini belirtti. Şûranın sonuç bildirgesinin rapor halinde kamuoyu ve ilgililer ile paylaşılacağını söyledi. TYB faaliyetlerinin büyük şehirlerde yapılmasının yanında Anadolu şehirlerine de yayılacağını söyleyen Arıcan, bu şûranın Hatay gibi dünyanın en erken büyük şehirlerinden birisinde düzenlenmesinin önemli olduğunu vurguladı. Arıcan konuşmasını, Şûra’ya destek verenlere ve katılımcılara teşekkür ederek sonlandırdı.

Arıcan’dan sonra TYB Şeref Başkanı Mehmet Doğan açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Dünya sahnesinin hem oyuncusu hem izleyicisi olan insanın yaşam seyrinden bahsederek sözlerine başlayan Doğan, vitrin meselelerinin, esas meselelere inmeyi zorlaştırdığını belirtti. Türkiye’nin yıllarca ahlâk kelimesinden ve kavramından kaçtığını, ahlâk kelimesinin din ile bütünleşmesinden ötürü laiklik kaygıları ile ahlâkın dışlandığını ve ahlâktan kaçanların etik kavramına sığındıklarını vurguladı. Etik kavramının ise toplumun değerleri ile uyumsuzluğundan ötürü ahlâk kavramını karşılamadığını ifade etti. İdeale götürmeyen bilginin eksik olduğunu söyleyen Doğan tam bilginin insanı ideale iletmesi gerektiğini söyledi. “İktisat Ahlâk dışıdır” fikrinin dayatıldığını vurgulayan Doğan, insanın sadece iktisadi saikler ile hareket eden bir varlık olmadığına işaret etti. Konuşmasının önemli bir kısmında, ahlâk ile hukuk ve ayrıca eğitim ile terbiye arasındaki ilişkiye ve farklara değindi. Üç gün sürecek olan Şûrada ahlâk ve iktisat ilişkisinin tüm yönleriyle ele alınacağını söyleyen Doğan, Nurettin Topçu’nun “öğrenmek zekânın, yapmak ise ahlâkın işidir” sözüne değindi. Hak ve adalet kavramları üzerinde de duran Doğan, Sabahattin Zaim hocanın çalışmalarının Türkiye’de yapılan İslâm iktisadı çalışmalarının temelini oluşturduğunu söyledi.

Açılış Dersi:

IV. Ahlâk Şûrası’nın açılış dersini ise Marmara Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Tabakoğlu yaptı. Werner Sombart’ın kapitalist sisteme eleştirileri ile derse başlayan Tabakoğlu, eserinde Sombart’ın adeta kapitalizmin ipliğini pazara çıkardığı için bu eserinin İngilizce’ye çevrilmediğini söyledi. İktisat bizim kaderimiz midir? Sorusuyla devam eden Tabakoğlu, iktisadın temelinin ahlâk olduğunu söyledi. Ev idaresi kökünden gelen ekonomi teriminden hareketle evdeki ahlâk ile ilişki kurulabileceğini belirtti. Modern iktisadın, iktisadı ahlâk dışı (amoral) kabul ettiğini söyleyen Tabakoğlu, bunu eroin örneği ile ifade etti. “Modern iktisat için eroinin sağlığa zararlı olmasının önemi yoktur önemli olanın eroinin fiyatıdır” diyen Tabakoğlu, İslâm’ın ise hedefinin temiz kalp (kalb-i selim) olduğunu belirtti. Üretimin insanı Allah’a yaklaştırdığını, tüketimin ise bu durumu zorlaştırdığını söyleyen Tabakoğlu, İslam iktisadı ve ahlâkın iç içe olduğunu ifade etti. Hem ahlâk hem iktisat için kurallar olduğunu söyleyen Tabakoğlu, hukuk kavramı için ise hukukun ahlâkın asgarisi olduğunu belirtti. İslam iktisadının temel hedefinin ise kul hakkını muhafaza etmek olduğunu söyledi. İktisat fakültelerinde ahlâk dersi okutulmasına önem verdiğini söyleyen Tabakoğlu, bu durumun modern kapitalizmin ahlâk konusundaki hatasını anlayarak yeniden bunu tesis etme çabası olduğunu vurguladı. Ahlâksızlığın akılsızlık olduğunu belirten Tabakoğlu insanları sonsuza dek kandırmanın mümkün olmadığını ifade etti. Sombart’ın “Biz zengin olduk, çünkü bizim için bazı ırklar ve milletler öldü, bazı kıtalar tamamen boşaltıldı” sözünün kapitalist ülkelerin nasıl zenginleştiğini özetlediğini söyledi. Kölelik, sömürgecilik, uzun çalışma saatleri, kadınların ve çocuklarının emeklerinin nasıl sömürüldüğünü anlamadan kapitalizmin ve kapitalist ülkelerin nasıl zenginleştiğini anlamanın mümkün olmadığını belirtti. Bu sebeple sadece zengin olmak için Müslümanların kapitalistleri örnek alamayacağını söyleyen Tabakoğlu, İslam iktisadında “iktisat insan içindir”, Modern iktisatta “insan iktisat içindir” temel ilkesinin olduğuna işaret etti. İslam iktisadının emeğe dayandığını özellikle vurgulayan Tabakoğlu, emeği ile geçinmeyi şiar edinmiş birisinin ahlâksız olmayacağını söyledi. Konuşmasında infak kavramı üzerinde de duran Tabakoğlu, infakın insanı temizlediğinin altını çizdi. İslam iktisadının insanı biriktirmeye değil vermeye yönlendirdiğini, vermenin ise hayatı dinamik kıldığını, İslam’ın üstünlük tanımının takva ve fazilet ile alakalı olduğunu belirten Tabakoğlu, infakın İslam toplumlarında vakıf kurumuyla kurumsallaştığını ve İslam medeniyetlerinin vakıf medeniyetleri olarak da tanımlanabileceğini belirtti. Konuşmasında mutasavvıfların İslam iktisadındaki rolünü de anlatan Tabakoğlu, Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” eserinden hareketle, İslamiyet’in yayılmasında ticaretin ve tasavvufun çok önemli olduğunu söyledi. Tarihsel olarak İslam devletlerinden de bahseden Tabakoğlu, Osmanlıların iktisadi zihin yapısından bahsettikten sonra bu zihin yapısının değişmeye başladığı dönem ile alakalı bilgiler verdi. Özellikle II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Müslümanların ekonomiye hakim olması fikrinin insanları Batı’nın iktisadi zihniyle hareket etmesine sebep olurken, o dönem uygulanmaya başlanan “milli iktisat politikası(!)”nın tarihteki yolsuzlukların birisi olduğuna işaret etti. Konuşmasında Sabri Ülgener’in ekonomiye yaptığı eleştirilerden de bahseden Tabakoğlu, ekonominin emek dışı faktörler ile (rant vb.) yürütülmeye çalışılmasının zararlarını anlattı. Konuşmasında genel olarak kapitalizmin doğuşu, İslam iktisadının ilkeleri ve iktisadi evrimin tarihini anlatan Tabakoğlu konuşmasının sonunda, modern kapitalizmin sebep olduğu genel problemleri özetledi.

Açılış dersinden sonra Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu’na, TYB Şeref Başkanı Mehmet Doğan tarafından TYB Üstün Hizmet Ödülü takdim edildi.

Şûranın 1. Günü öğleden önce oturumu plaket takdimleriyle sona erdi.

I. Oturum: İnsan ve İktisat

Oturum Başkanı: Muharrem Karslı

Tebliğ: Prof. Dr. Arif Ersoy

İnsan ve İktisat başlıklı oturumun ilk tebliğ sahibi Prof. Dr. Arif Ersoy, çıkarları uğruna dini değiştirenlere karşı cesurca karşı koyan Habib-i Neccar ve İslam Ekonomisi konusunu Türkiye’de ilk defa dile getiren Sabahattin Zaim’i rahmetle anarak konuşmasına başladı.  İslami olanın, ilmi; ilmi olanınsa İslami olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerektiğini özellikle ifade etti. İslam ekonomisi çalışmalarının gelişmeye açık olduğunu, İslam ekonomisinin doğal ve fıtri olduğunu, dolayısıyla insan yaşamına en uygun modelleri üretecek güce ve yaklaşıma sahip olduğunu zikretti. Bu yaklaşım aslına bakılırsa batıl olan anlayışa karşıdır, o batıl anlayış olarak kapitalizmi zikredebileceğimizi, kapitalizmin, önce merkantilizm, sonra sanayi kapitalizmi ve günümüzde de finans kapitalizme evrildiğini ancak bu sürecin insana hayat değil, zulüm getirdiğini belirtti. İnsanın inancı, düşüncesi ve eylemi arasında tutarlılığının oldukça önemli olduğunu, insanın amacının ise gücü değil, hakkı ön plana çıkarmak için çalışması olması gerektiğini vurguladı. İslam’ın öngördüğü düzenin, hak ve adalet eksenli tevhidi dünya görüşüne bağlı şekillendirilmesi gerektiğini, Müslümanların dindarlar için değil dindarların bağlı olması gereken ilkelerin kurumsallaşması için çalışmasına ihtiyacın olduğunu ifade ederek tebliğini bitirdi.

Müzakere: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özel

Prof. Dr. Arif Ersoy’un sunduğu tebliğin müzakeresini gerçekleştiren Yard. Doç. Dr. Mustafa Özel, müzakeresinde, her şeyden önce ayakları yere sağlam basan modeller üzerine konuşmanın daha makul olduğuna işarette bulundu. İktisadın doğasını öncelikle iyi kavramak gerektiğini, iktisadın bir kıtlık ilmi olduğunu, önemli olanın kıtlığın doğal mı yoksa üretilmiş bir şey mi olduğunu belirlemenin merkezi olduğunu belirten Özel, 40 yıldır İslam iktisadı adına üretilen teorilerin ‘insanı’ değil ‘meleği’ merkeze aldığını, bunun bir hata olduğuna işaret etti. Eleştirdiğimiz kapitalizmin ise gerçekçi davranarak ‘kusurlu olan insanı’ merkez aldığını ama eleştiriye açık da olsa işe yarayan bir model inşa ettiğini belirtti. İnsanın kendisini severse, ötekini de sevebileceğinden hareketle bir ahlâki ve iktisadi modelin ayaklarını yere sağlam basar şekilde hayata geçirildiğini ve bunun şu anda cari olduğunu ifade etti. Halbuki bizlerin eleştirimizi ve teklifimizi gerçekliği ıskalamadan ayakları yere sağlam basar şekilde yapmamız gerektiğine işaret etti. Kendimizi anlatmaktan mevcut düzenin olgusal sorunlarını analiz etmeye ve bu düzenle hesaplaşmaya vakit bulamadığımızı ifade eden Özel, en önemli gayelerden birisinin ulusun zenginliği ve ulusun erdemliliğini bir arada başarmak olması gerektiğini vurguladı. Özel, “karşı olduğumuz sistemle hesaplaşma cesaretini göstermediğimiz sürece bizi kimse ciddiye almayacaktır.” diyerek müzakeresini nihayete erdirdi.

Tebliğ: Prof. Dr. Hakan Sarıbaş

İlk oturumun ikinci konusu çerçevesinde tebliğini sunan Prof. Dr. Hakan Sarıbaş, sunumunun merkezine mal, nefs ve fayda kavramlarını yerleştirdi. Harcamanın sadece insanın kendi ihtiyaçlarını karşılamak için değil, başkalarının ihtiyaçlarının da karşılaması için yapılabileceğini ve bunun Allah yolunda harcama olduğuna değindi. Sarıbaş, insan için bireysel çıkarı gibi, diğerlerini düşünerek eylemesinin de fıtri olduğunu ve ilkinin daha da ön plana çıkarıldığını belirtti. Sunumunda İslam ahlâkı çerçevesinde nebati, hayvani ve insani nefs konularında derlediği bilgilerin mikro iktisat alanının formülasyonu ile tüketimde bulunanın tercihinde inancının ve ahlâkının da belirleyici olabileceğini ve bunun oldukça önemli olabileceğini ortaya koymaya çalıştı.

Müzakere: Prof. Dr. Mahmut Bilen

Prof. Dr. Hakan Sarıbabaş’ın tebliğinin müzakeresini gerçekleştiren Prof. Dr. Mahmut Bilen, tebliğde gösterilen fonksiyonun sağlamasının yapılabildiğini ve dolayısıyla modelin oldukça geçerli bir model olarak kabul edilebileceğini ifade etti. Müslümanlar olarak ciddi kavramlar üretmekte zorlandığımızı, bu konulara eğilmemiz gerektiğini belirtti. Ya büyürsünüz ya adil olursunuz seçeneğinin her ikisini de birleştirici modellerin pekala mümkün olabileceğini ve bunların gösterilmesinin oldukça önemli olduğuna temas etti. Faydanın ve hazzın kişinin sadece kendisi için değil, sosyal düzeni sağlayıcı zemine taşınması gerektiğine ilişkin imalarıyla müzakeresini nihayete erdirdi.

II. Oturum: İktisat, Tüketim ve Ahlâk

Oturum Başkanı: İbrahim Güder

Tebliğ: Doç. Dr. Lütfi Sunar

İktisat, Tüketim ve Ahlâk üst konulu 2. Oturumda ilk tebliğ sahibi, Lütfi Sunar, sunumunda batı düşüncesi üzerinden tarihi süreci izlemek suretiyle tasviri bir sunum gerçekleştirdi. Eskiler ve yeniler olarak karşılıklı kutupların dini, ahlâki ve iktisadi düşünce ve tavırlarını değerlendirdi. Değerlendirmesi kapsamında dikkat çekici fikirler serdetti. Sunar değerlendirmesinde şu hususlara yer vermiştir: Yeniler, eski ahlâkın kendi şart ve durumlarını karşılamakta yetersiz olduğunu ve zamanın yükselen değerlerinin doğası itibarıyla kötü oldukları damgasını taşıdığından ötürü, hareket alanı bulamadıkları şikayetiyle yeni ahlâkı kurma ihtiyacı hissetmişlerdir. Öncelikle bu his, eski ahlâkın kötü olarak damgaladıkları, çıkar, neşe ve haz gibi unsurları erdem haline dönüştürmenin imkanlarını arama çabası olarak tezahür etmiştir. Bu çaba içerisinde eskiye karşı kendini savunmayı, eskiye laf anlatma sorumluluğunu ve farklı kültürlere referansla kendisini aklamayı saklamıştır. Ancak Aydınlanma döneminin filozoflarının ortaya attığı ilerlemecilik ve despotizm fikriyle bu çaba kendisini, mukayese ve eskiye laf anlatma zorunluluğundan kurtarmıştır. Batı kendisini bu anlamda özellikle doğuya bağımlılığından kurtarmaya çaba göstermiş ve onu kategorik olarak dışlama araçlarını soruşturmaya girişmiştir. Bu süreçle beraber batı ahlâk düşüncesi (özellikle İngiliz ve İskoç düşüncesi) ve onun şekillendirmeye çalıştığı ekonomi düşüncesi merkeze, haz, çıkar ve neşeyi alarak inşa imkanı bulmaya başlamıştır. Böylesi bir ahlâk ve ekonomi anlayışı üzerine bina edilen sosyal düzen aslına bakılırsa iç tutarlılık olarak geçerli gözükmektedir. Zira bireysel ve toplumsal sorunları -kabul edilir veya edilmez- çözüme kavuşturma imkanına sahip görünmektedir.  

Müzakere: Prof. Dr. Ömer Demir

Prof. Dr. Ömer Demir, Doç. Dr. Lütfi Sunar’ın tebliğini müzakeresi kapsamında, duygu ve akıl çatışmasının bir ahlâk ve ekonomik düzeni meydana getirdiğini ifade etti. Değerlendirmesinde insanın çıkar ve tutku ile hareket etmelerinin sonuçlarından hareketle bir duruma işaret etmeye çalıştı. Bu noktada insanın çıkarlarının peşinden gitmesinin öngörülebilir olmasından ötürü, bir nimet olduğunu değerlendirmenin mümkün olduğundan bahsetti. Bunun haricinde ise insanın öngörülemez olan tutkularıyla hareket etmesininse sosyal bir kaosa sebebiyet vereceğinden tercih edilemeyeceğini ve ahlâkın tutku üzerine değil ama çıkar üzerine inşa edilebilmesinin makul olabileceğine imalarda bulundu. Özel mülkiyet fikrinin de ahlâk ve ekonomi düzeni konusunda bir ivmeye sebebiyet verdiğine işaret etti. Görüşlerimizin olgusal karşılığı olması gerektiğini, gerçekçi olmasının önemli olduğunu ve ancak bu şekilde söylediklerimizin dünya kamuoyunda bir karşılık bulabileceğini belirtti. Ahlâkı iktisatla düşman değil ama dost edici faaliyetlere ve anlayışları öne çıkarmanın oldukça önemli olduğunu, fayda, menfaat, mutluluk gibi kavramlara sahip çıkarak onların kapsamını genişletip derinleştirmenin merkezi olması gerektiği, piyasa ve ahlâk ilişkisinin her zaman olumsuz olarak değil olumlu olarak da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Son olarak piyasanın ahlâkı evrenselleştirip, ahlâkın ise piyasayı etkinleştireceğini unutmamız gerektiğini belirterek sözlerine son verdi.

Tebliğ: Doç. Dr. İsmail Demirezen

Aynı oturumun ikinci tebliğini sunan Doç. Dr. İsmail Demirezen, sunumunda tüketim olgusunu ve analizini öne çıkardı. Tüketimin insanın en eski etkinliklerinden birisi olduğunu ama artık tüketimin ihtiyaçlar üzerinde değil, tükettirme üzerine kurgulandığını belirtti. Türkiyenin günden güne tüketim toplumu haline geldiğini, dolayısıyla bu konuya özellikle eğilinmesi gerektiğini ifade etti. Sunumda, zihin kodları ile eylem ilişkisinin birbirini beslediğini, artık insanların eylemlerine reklamlar ve uyaranlar ekseninde inşa olunan zihin kodlarının karar verdiğini burada eyleme ideal ahlâk düzeninin yön vermede etkisini kaybettiği, tüketimin ihtiyaçların karşılanmasından saparak, tüketenlerin statüsünü belirleyici bir hal aldığı yer aldı. Demirezen, kültürün metalaştığı, metanınsa kültürleştiği ve tüm bunlarla birlikte yapay ihtiyaçların üretilmesi ve tüm bu hususların meydana getirdiği sorunlara çözüm sadedinde etraflıca düşüncesini paylaşarak sunumuna son verdi.

Müzakere: Prof. Dr. Veysel Eren

Doç. Dr. İsmail Demirezen’in sunumunu Mustafa Kemal Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Veysel Eren gerçekleştirdi. Müzakeresinde, gösterişin topluca reddedilmesi gerektiğini, iyinin, doğrunun ve güzelin gösterişinin makbul olabileceği üzerine de düşünmemiz gerektiğini belirtti. Eren’in tüketim için tüketim anlayışının toplum hastalığı olarak teşhis edilmesi ve tedavilerini sunmak aslına bakılırsa tüm sosyal bilimlerin ortak gündemi haline de getirilebileceğine ilişkin imaları dikkat çekiciydi. Müzakeresinde, tebliğin genel hatları itibarıyla birçok hususu dillendirdiğini ve ideali gösterdiğini belirten Eren, buradan hareketle, eleştirdiğimizi reddedip, ayakları yere sağlam basan bir model geliştirip uygulamada samimi olup olmadığımızı sorgulamanın her şeyden önce olması gerektiğini vurguladı. Tüm bunlar için de sosyal karşılığı olan bir maliyet anlayışına sahip olmak gerekir diyerek müzakeresini sona erdirdi.

2. GÜN

III. Oturum: Piyasanın Ahlâkı

Oturum Başkanı: Melikşah Utku

Toplumsal olaylar ile ekonomik olaylar arasındaki ilişki örnekleri verdiği 3. oturumun açılış konuşmasında TKBB Başkanı ve Albaraka Türk Genel Müdürü Melikşah Utku piyasanın ekonomik sistemde ahlâkiliği sağlayan unsurlardan biri olduğunu söyledi. Diğer faktörlerden en azından daha adil bir yapı tahsis etmede piyasanın etkisinden bahsetti. Buna rağmen piyasada oluşan fiyatın ahlâki olarak her zaman sorgulandığını da ekledi. Konuşmasında iktisadın temel problemlerinden biri olan “asimetrik bilgi” konusuna değinen Utku, ekonomide ahlâk konusunun önemli olduğunu vurguladı. Daha sonra kürsüye Tebliğ sunacak olan Prof. Dr. Servet Bayındır’ı davet etti.

Tebliğ: Prof. Dr. Servet Bayındır

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet Bayındır “Çağdaş İslami Finansal Ürünlere Ahlâki Açıdan Bakış” başlıklı tebliğinde Türkiye’de yaygın olarak kullanılan 3 temel faizsiz finans enstrümanı -murabaha, teverruk ve sukuk- üzerine eğildi. Ahlâk kelimesinin Arapça kökeni ve tanımını yapan Bayındır, etik ve ahlâk kavramları arasındaki farka değindi. Bunun için ahlâk kavramından “Allâh her şeyi en güzel şekilde oluşturup şekillendirmiş ve ölçüsünü koymuştur.” ilkesine ulaşan Bayındır, ahlâk-fıtrat-din ilişkisine değinerek Kur’an’a göre İslam’ın diğer adının da ahlâk olduğunu söyledi. Fıkıh kelimesinin kökenlerine de değinen Bayındır, ahlâkın daha genel fıkhın ise kurallaştırılabilen ahlâk kuralları olduğuna değindi. Fıkıh ve ahlâk madalyonun iki yüzü gibi birbirinden ayrılamadığını, kavramları ve finansal ürünleri değerlendirirken hem hukuki hem ahlâki olarak değerlendirmenin öneminden bahsetti. Tebliğinde değerlendireceği ürünleri bu sebeple önce fıkhi sonra ahlâki olarak anlayacağını belirterek her finansal ürünün rükün ve vasıfları ile kendine özgü bir yapısı olduğunu söyledi. Daha sonra tek tek tebliğe konu finansal ürünlerin tanımını yaparak bu ürünlerin hukuki ve ahlâki değerlendirmesini yaptı. Bu ürünlerin teoride olan hali ile pratikte uygulanışındaki farkların problemleri konusuna değindi. Bu ürünlerin uygulanışında uygulanacak BDDK tarafından hazırlanan Faizsiz Finans Kurumları Kanun Taslağı’ndaki yeni hale ve yeni halde oluşabilecek problemlere de değindi.

Müzakere: Yakup Asarkaya

Konu ile müzakereci olarak konuşan BDDK Başkan Yardımcısı Yakup Asarkaya, sistemdeki temel problemlerden birisinin sözleşmelerde “karşı taraf”ın kötü niyetli olması olduğunu belirtti. Bu sözleşmelerde ahlâki riziko olarak tanımlanacak borçlunun borcunu ödememesi durumuna karşı yapılacak önlemlere değindi. Aynı zamanda İslami finansal ürünlerden murabahanın hem Türkiye hem de dünyada bu kadar yaygın olmasının temel sebebinin bu ahlâki riziko problemi olduğunu ifade eden Asarkaya mudarebe vb. sözleşmelerin yaygınlaşmamasın sebebi olarak da bu problemi işaret etti. Mevcut uygulamalardaki hem fıkha hem ahlâka aykırı konulara da değinen Asarkaya, BDDK açısından bu tebliğde sunulan yöntemlerin nasıl değerlendirildiğini açıkladı.

Tebliğ ve müzakere ile ilgili oturumun ilgi bölümünü toplayan moderatör Melikşah Utku, katılım bankalarının Türkiye’de en çok denetlenen ve atacağı adımları hem şer’i hem de hukuki açıdan teyit alarak ilerleyen kurumların da bu kurumlar olduğunu ifade etti. Daha sonra oturumun 2. konusu olan Üretim Kesimi ve Ahlâk başlıklı bölümün katılımcılarına söz verdi.

Tebliğ: Prof. Dr. Cengiz Kallek

İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve tebliğci Prof. Dr. Cengiz Kallek konuşmasına öncelikle bir önceki sunuma katkılar sunarak ve sorular sorarak başladı. Sunuma anlatacaklarının genel bir özeti ile başlayan Kallek, her ekonomik sistemde kuralların olduğu ve bu sistemin dayandığı bir ideoloji olduğunu belirtti. Ekonominin önceliklerin bu inançlara göre değişebileceğini belirten Kallek, bazen adil ekonomik dağılımın ekonomik büyümeden öncelikli olduğunu belirtti. Ahlâk tanımı yapan Kallek, ahlâkın bireylerin uğruna bedel ödeyebilecekleri bir kavram olduğunu söyledi. Somutlaşmayan ve toplumsallaşmayan ahlâkın eksik olduğunu ve bu durumda ahlâksızlık sorunun ortaya çıkacağını söyleyen Kallek, ekonominin eğer işleri yoluna koymak istiyor ise ahlâklı olması gerektiğini söyledi. İş ahlâkı ve sosyal sorumluluk arasında yakın ilişki olduğunu belirten Kallek, ortak ahlâklı pazar oluşturmak için tüm pazardaki katılımcıların diyanet anlamında da ortak ahlâka sahip olması gerektiğini belirtti. Tarihte yazılmış ve iş-üretim ahlâkını konu edinen kitaplara değinen Kallek, “iyiliği emretmek kötülüğü neyh etmek (emr-i bi’l-maruf neyh-i ani’l-münker)” ilkesinin sosyal çözülmeyi de önlemeye çalışan bir temel ilke olduğunu söyledi. Tarihsel uygulamaların -hisbe vb.- aslen emr-i bi’l-maruf neyh-i ani’l-münker ilkesinin bir pratiği olduğunu söyleyen Kallek, muhtesibin piyasadaki etkisinden bahsetti. Kallek tebliğinde özellikle hisbe yazarları açısından genel değerlendirmeler yaptı. Piyasa aksaklıklarının, negatif dışsalık, asimetrik bilgi gibi klasik sorunlar veya muhtesibin eksikliğinin yanında yöneticilerden de kaynaklanabileceğini belirten Kallek, muhtesib gözünden bu sorunların çözümüne ilişkin görüşlerini de beyan etti. Muhtesibin görevlerine değinen Kallek, piyasanın nasıl düzenlenebileceğine yönelik önerilerde de bulundu. Gösteriş ve tüketim ahlâkı üzerine verdiği örnekler ile tebliğini sonlandıran Kallek, hisbe yazarlarının dönemlerindeki etkinliğini bir “gıda kodeksi” oluşturdukları örneğiyle ifade etti.

Müzakere: Temel Hazıroğlu

Müzakereci olarak söz alan Albaraka Türk Genel Müdür Yardımcısı Temel Hazıroğlu, akademisyenlerin çok yönlü olması gerektiğini belirterek başladığı müzakerede tebliğde bahsedilen adil dağılımın ekonomik büyüklükten öncelikli olması gerektiği görüşüne katıldığını belirtti. Tebliğin ekonomik açıdan sosyal yönünün ağır bastığını belirten Hazıroğlu bu ifadelerin çekingen bir şekilde değil daha gür ses ile ifade edilmesi gerektiğini söyledi. İmtihanın şahsın durumuna göre değerlendirmesi gerektiğini söyleyen Hazıroğlu, aç bir insanın imtihan edilemeyeceğini belirtti. Her insanın asgari yaşama boyutunun teminat alınması gerektiğini söyleyen Hazıroğlu, tebliğde bahsedilen İslami “iş” tanımına da değindi. Tebliğde bahsedilen tarihsel örneklerin günümüze uyarlanması yönünde çalışmaların yapılması gerektiğini ifade etti. Farklı bakış açılarını farklı açılardan değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Hazıroğlu tebliğdeki pazar önerisinin bugüne dair bir şeyler söylemesi gerektiğini söyledi. Geçmişin günümüze dair bir şeyler söylediği sürece değerli olduğunu ifade etti. Hazıroğlu ayrıca Müslümanların İslam’ın arkasına sığınmadan söz söyleyecek gücün kalmadığını söyledi. Hazıroğlu, Sabahattin Zaim’in “katılım bankalarının sadece para kazanmak için kurulmadığı” söylediğini belirterek modern iktisadın temel önermelerinin değiştirilebileceğini söyledi. İktisatçıların bugüne dair bir şey söylemediğini söyleyen Hazıroğlu sadece iktisatta değil tüm alanlarda bugüne dair Müslümanların söyleyecek şeyleri olması gerektiğini ifade etti. Hazıroğlu iktisadı ahlâktan koparmanın mümkün olmadığını belirterek, Nurullah Topçu’nun “iş, insanın kâinata içten iştirakidir” sözüyle son verdi.

IV. Oturum: İş Ahlâkı ve İktisat Eğitimi

Prof. Dr. Celal Türer

Gazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celal Türer çalışma ahlâkı ile ilgili genel tarihsel bir giriş yaptıktan sonra sözü tebliğci Tarkan Zengin verdi.

Tebliğ: Tarkan Zengin

Tarkan Zengin tebliğine Sabahattin Zaim Hocayı anarak başladı. Çalışma hayatında iş kazaları ile ilgili bir tanım ve giriş yaptıktan sonra toplumun din algısının maalesef çoğu konuyu tartışmaya engel olunduğunu söylemektedir. İşverenin işçileri için “yediğinizden yedirin giydiğinizden giydirin” düsturu ile hareket etmesi gerektiği söylendiğinde söyleyen kişinin “dinci” yaftasıyla yaftalanabileceğini belirten Zengin iş kazaları ile ilgili “kader” konusunda fikir bildirmenin de aynı değerlendirmeye maruz kaldığını belirtti. Toplumun çoklu ölümler hususunda hassas olduğu için Soma vb. kazaların üzerinde durulduğunu fakat her sene toplamda daha fazla kişinin iş kazaları sebebiyle vefat ettiğini söyledi. Tebliğinde çalışma istatistiklerine değinen Zengin, özellikle madencilik sektöründe işverenlerin ihmaline değindi. Sadece madencilik sektöründe değil inşaat vb. diğer sektörlerde de işverenlerin ihmalleri sebebi ile kazalarının yaşandığını bunun ise ahlâklı olmak ile alakalı olduğunu belirtti. Kapitalist bakış açısıyla dahi bu kazalar için alınacak önlemlerin, kaza sonucunda ortaya çıkan maliyetten daha düşük olacağını söyleyen Zengin, iş kazalarının görünmez yahut beklenmez kazalar olmadığını göz göre göre kazaların geldiğini belirtti. Aynı zamanda yasaların her ne kadar çalışanları koruyup iş kazalarını önlemeye çalışsa da önlem alması gerekenlerin ahlâklı olmamalarından ötürü ve “insan makinadan ucuz” felsefesiyle hareket etmelerinden ötürü kazaların yaşandığını belirtti. Türkiye’de yaşanmış iş kazalarını özetleyen Zengin, dünyanın en iyi yasaları çıkarılsa bile insan ahlâklı olmadığı sürece bu tür kazaların devam edeceğini bildirdi. Toplumsal bir ahlâk çağrısına sahip çıkılması gerektiğini söyleyen Zengin, yapılması gereken çoğu uygulamanın yahut görünüşte iyi gibi görünen çoğu yasanın işverenlerin istismarı ile bazen faydadan çok zarar getirebileceğini belirtti. Dünyadan örnekler de veren Zengin, insan hayatına dair meselelerde “ceza” gibi bir kavramın değil zihniyetin değişmesi gerektiğini söyledi. İşçileri korumak için alınan önlemleri kendisine maliyet olarak gören işverenlerin davranışının ahlâki olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.

Müzakere: Prof. Dr. Güven Delice

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Delice müzakeresini yaptığını tebliğin istatistikler zenginleştirilmesini överek tebliğin çok önemli bir konuya değindiğini söyledi. İş kazaları ile ilgili sayılara yer veren Delice, toplumda iş kazalarına yönelik duyarsızlık olduğunu ifade etti. Gerekli iş tedbirlerini almayan iş veren, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyen işçi ve etkin denetim yapmayan devletin iş kazalarının temel 3 öznesi olduğunu söyleyen Delice, tedbir almayan işverenin de aslında rasyonel olarak davranmadığını, tedbirlerin iş kazası sonucu ortaya çıkacak maliyetlerden daha düşük olduğunu ifade etti. Kapitalizm eleştirisinin doğru olsa da toplumsal ahlâkın oluşmasında bireylerin tek tek ahlâkının önemli olduğunu söyleyen Delice, bu açıdan kâr hırsıyla hareket eden iş verenlerin ahlâk sahibi olmadıkları sürece bu kazaların vb. istismarların devam edeceğini belirtti. Kur’an insanın biriktirmeye ve biriktirmekte ileriye gideceğini söyleyerek insanı uyarmakta olduğunu ifade eden Delice, itidalin ve orta yolun öneminden bahsetti. Fakirin hakkını unutturan bir zenginliğin Allâh tarafından tasvip edilmediğini belirtti. İslâm’ın vicdanı diri tutmaya çalıştığını söyleyen Delice, hukukun yetişemediği noktalarda vicdanın devreye girmesi gerektiğini ifade ederek sözlerini noktaladı.

Oturumun iki temel başlığı arasında söz alan Moderatör Prof. Dr. Celal Türer, “varoluştan gelen ses”, “onu alımlayan özne” ve ikisi arasındaki tezahür olan ahlâka değindi. Türer, modern dönemin geleneksel yapıları çözmesinden bahsetti. Çatışma ikliminden ortak bir alan oluşturmaya yönelik bir arayış halinde olunduğunu söyleyen Türer, bu şûranın bu arayışa cevap vereceğini söyledi ve İktisat ve Eğitim: Milli Ekonomiye Doğru bölümünün tebliğcisi Prof.  Dr. Mehmet Bulut’a söz verdi.

Tebliğ: Prof. Dr. Mehmet Bulut

Modern Zamanlarda Kadimle Buluşma Arayışı: İktisat, Ahlâk ve Eğitim başlıklı tebliğini Sabahattin Zaim hocayı anarak başlayan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut, günümüzde iktisat eğitiminin modern iktisadın yani Batı’nın etkisi altında kaldığını belirtti. Adam Smith’ten önceki Merkantilist dönem anlaşılmadan Modern İktisat’ın anlaşılamayacağını belirten Bulut, Müslümanların dünya iktisat ilmine katkılarının anlatılması konusunda açık bulunduğunu ifade etti. Tebliğinde özellikle Osmanlıların, 19. yüzyıla kadar Batı’nın temel iktisat kurumu olan Bankayı kullanmadığını söyleyen Bulut, Osmanlıların bunu para vakıfları ile çözdüğünü ifade etti. Para Vakıflarının, Osmanlıların çağın şartlarına ve İslâm’a uygun bir çözüm olarak bulunduğunu söyleyen Bulut, modern iktisadi kurumlar (anonim şirket vb. ) yerine Osmanlıların kendilerine uygun çözümler bulduğunu ifade etti. Fıkıh, tefsir, hadis gibi İslam’ın temel bilimleri yanında analiz yapacak düzeyde matematik bilen iktisatçılar yetiştirmek gibi bir eğitim müfredatı olmadığını belirten Bulut, kadim geleneğimizin kurumlarında yetişen gençlerin bu müfredat ile yetiştiğini söyledi. Daha sonra dünyada iktisat eğitimi ile alakalı geçmişteki ve güncel gelişmelerden bahseden Bulut, eskiden bu konulardan konuşulmasının bile zor iken şimdi İslâm İktisadı başlığı altında lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde programlar açıldığını ifade etti. İktisadın toplumu ilgilendiren alanları dışladığını söyleyen Bulut özellikle ahlâk konusunun da çağın iktisat anlayışının dışladığı bir kavram olduğunu vurguladı. Hem İslam geleneğini hem de çağın İktisadi gelişmelerini okuyan gençler yetiştirmemiz gerektiğini belirterek sözlerini sonlandırdı.

Müzakere: Prof. Dr. Sabri Orman

Tebliğin müzakerecisi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banka Meclisi Üyesi Prof. Dr. Sabri Orman, şûranın Sabahattin Zaim Hocaya adanmış olmasından ötürü TYB’ye teşekkür ederek konuşmasına başladı. Orman, iş dünyasının da artık ahlâk ve iş ahlâkı konusuna eğilmeye başladığını belirterek, sunulan tebliğin müzakeresine geçti. Tebliğin iki tür tenkit ile müzakere edilebileceğini belirten Orman, iç ve dış tenkit olan bu iki yöntemden iç tenkiti seçeceğini belirtti. İslam dünyasının Avrupa’nın boşluk yaşadığı dönemde bu boşluğu doldurduğunu ifade eden Orman, tebliğde Prof. Mehmet Bulut’un yeni bir paradigma geliştirilmesi gerektiğini belirttiğini fakat bu paradigmanın hem geleneksel iktisat hem de Osmanlının mirası ile hesaplaştıktan sonra oluşturabileceğini vurguladı. Tebliğde, Merkantilizmin vurgulanmasını değerli bulduğunu ifade eden Orman, merkantilizmin hâlâ Batı’da devam ettiğini ve tüm canlılığını koruduğunu ifade etti. İslam İktisadı çalışmak isteyenlerin özellikle Polanyi’nin eserlerini okuması gerektiğini ifade etti. Mevcut oturum başlığında tartışılan İktisat ve Eğitim konusunda konunun sadece iktisat eğitimi ile ilgili değil tüm eğitim sisteminde düzenlenmesi gereken noktalar olduğunu ifade etti. Müslümanların kendi dinlerini anlamada problemi olduğunu söyleyen Orman, Peygamber efendimizin küçük cihat ve büyük cihat tanımını tam anlamıyla idrak edemediklerini ifade etti.

V. Oturum: Modern İktisadın Ahlâkîliği Sorunu

Oturum Başkanı: Prof. Dr. Ahmet Faruk Aysan

İstanbul Şehir Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Faruk Aysan moderatörlüğünü yaptığı oturumun açılış konuşmasında iktisadın temel problemlerini ahlâk kavramı ile değerlendirmenin önemli olduğunu ifade etti. Nobel ödülü alan 2 iktisatçının ahlâk çalıştığını ifade eden Aysan, tek başına iyi kurumlar kurmanın yeterli olmadığını her yeni sistem kurulumunda insanların ahlâklı olması gerektiği sonucuna varıldığını ifade etti ve sözü Prof. Dr. Mustafa Acar’a bıraktı.

Tebliğ: Prof. Dr. Mustafa Acar (Refahın Üretimi, Bölüşümü ve Ahlâk)

Necmeddin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Acar konuşmasına Sabahattin Zaim’i ve Hataylı düşünür Cemil Meriç’i anarak başladı. Acar, Hatay’ın çeşitliliği içselleştirdiğini belirterek Şûranın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. Tebliğinde kıt kaynaklar ve sonsuz ihtiyaçlar, kaynakların paylaşımı, refahın üretimi ve bölüşümü ve iktisadı sistemler, İslam-piyasa uyumu ve İslâm’ın tüm bu kavramlara bakışı üzerinde duran Acar, iktisadın temel tanımından bahsederek tebliğine başladı. Bu tanımda ihtiyaç yahut ihtirasın kıtlığı konusunda tartışmalar olsa da kaynakların kıt olduğunu söyleyen Acar, fiyatı var eden şeyin kıtlık olduğunu ifade etti. İktisadi sistemler kurarken “Melekler”e göre değil kusurlu olan “insan”a göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Acar, kaynakları paylaşmanın 2 yolu olduğunu bunların zora dayalı yahut gönüllü olarak değerlendirilebileceğini ifade etti. İnsanlık her ne kadar ilerlerse ilerlesin savaş, talan, yağma vb. “zora dayalı paylaşım” yöntemlerinin maalesef hâlâ uygulandığından bahsetti. Refahın üretimi sorununun 5N1K yaklaşımı çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirten Acar, gelir dağılımında eşitliğin makul bir yaklaşım olmadığını ama adil dağılımın gerekli olduğunu söyledi. 5N1K çerçevesinde bu sorulara verilen cevapların iktisadi sistemin yönünü belirlediğini söyleyen Acar bu 2 yöntemi kumandacı sistem ve piyasacı sistem olarak ikiye ayırdı. Kumandacı sistemin devlet mülkiyeti, merkezden kumanda gibi temel özellikleri olduğunu, piyasacı sistemin ise özel mülkiyet, adem-i merkeziyetçilik, bireysel karar alma mekanizması, serbest ticaret, dışa açıklık ve sınırlı devlet özellikleri ile tanımlanabileceğini söyledi. İslam-piyasa uyumu arasında herhangi bir uyumsuzluk olmadığını söyleyen Acar, piyasa ekonomisinin bütün temel kurumlarına İslam’ın cevaz verdiğini ve teşvik ettiğini ayrıca İslâm’da özel mülkiyetin kutsal olduğunu ifade etti. İslâm’da da fiyatların serbestliğinin olduğunu ve Peygamber efendimizce de bunun desteklendiğini belirten Acar, ayrıca Medine pazarının 3 temel özelliği olarak sıralanabilecek (1) şeffaflık, (2) tekelciliğin olmaması ve (3) fiyatların sabit olmamasından bahsetti. İslâm’ın refah üretirken borca sadakat, ücreti peşin ödeme, hileden kaçınma, ölçüde ve tartıda adalet ve ticaret serbestisi ilkelerine sahip olduğunu söyleyen Acar, İslâm’ın refahı bölüşmeyi de zekât, sadaka ve infak kurumları ile yaptığını ifade etti. Sosyal yardımların devlet değil sivil toplum kurumları tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Acar, devletin bu sosyal yardımları denetimde sıkıntı çektiğini söyledi. İslâm’ın refahı tüketirken de tanımladığını, bunun ise orta yolu yani ne israf ne cimriliği savunduğu ve tasarrufu da tavsiye ettiğini söyledi. Tebliğinin sonunda Acar, refah üretiminin önemli olduğunu ve İslâm’ın çok açık ve net şekilde piyasacı sistemi desteklediğini ifade etti.

Müzakere: Doç. Dr. Rüstem Yanar

Müzakereci Rüstem Yanar 3 noktada eleştiri getirdi. İktisat toplumsal olanın bir konusu mudur değil midir? İktisadi bireylerin rasyonel olması ve tam bilgi üzerine karar vermesi meselesi? Verimlilik ve üretim hızlı bir şekilde artmakta ancak bu birikimin nasıl paylaşılacağına dair ortaya öneri sunulmamaktadır. Eğer İslam Ekonomisine bir eleştiri getirilecekse, bunun piyasanın nasıl işleyeceğine dair bir önerisi olup olmadığına ilişkin olması gerekir diyerek değerlendirmesini paylaştı.

Tebliğ: Prof. Dr. İbrahim Güran Yumuşak (Para/Kur Sistemi ve Ahlâk)

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İYBF Dekanı Prof. Dr. İbrahim Güran Yumuşak para arzı ve reel ekonomi arasındaki ilişkiye dikkat çektiği tebliğinde uygulanan ekonomik politikalarının kul hakkına girmemesi gerektiğini ifade etti. Kur ve döviz sisteminde seküler bir anlayışın hâkim olduğunu vurgulayan Yumuşak, İslam Ekonomisi’nde ise döviz ve para piyasası açısından spekülatörlere izin verilmediğini belirtti. İslam Ekonomisinde faizin yasak olmasından ötürü tahvil vb. kalemlerin olmaması gerektiğini söyleyen Yumuşak, doğrudan yatırımlar ile direkt sermaye ile yatırımların sağlandığını söyledi. Konvansiyonel ekonomik sistemin etkin olduğu küresel finansta ise iktisadın temel problemlerinin (asimetrik bilgi, ahlâkilik, ters seçim vb.) ortaya çıktığını belirtti. Yumuşak, tebliğinde finansal krizlerden de bahsetti. Merkez Bankasının belirlediği politikalar sebebiyle sorunların ortaya çıkabileceğini ve bunların da ahlâki olmayan sonuçlar doğurabileceğini belirten Yumuşak, bunlar ile alakalı tarihte yaşanmış finansal krizlerden örnekler verdi. Yumuşak, günümüz ekonomilerinde hâkim olan para/kur sistemlerinin ahlâki olarak değerlendirmenin mümkün olduğunu bunun piyasanın kendi kuralları ile yahut İslâmî kural ve yönden de olabileceğini belirtti.

Müzakere: Doç. Dr. Mustafa Çalışır

Sakarya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mustafa Çalışır ise yaptığı müzakerede “kötü para iyi parayı kovar” başlığı ile yaptığı değerlendirmede tarihsel bir perspektif ortaya koydu. Paranın evrimi ve para rejimlerine değinen Çalışır, paranın temel fonksiyonlarının yanında piyasadaki yüksek enflasyonun etkisi ile oluşabilecek problemlere de dikkat çekti. Para rejimlerinin literatürdeki yerine ve tarihsel dönüşümünden bahseden Çalışır, paranın metal paradan kâğıt paraya geçişin kademeli olduğunu söyledi. Çalışır, uluslararası finansal sisteminin amacının dünyada bir standart sağlamak olduğunu belirtti. Bu süreçte güven sorunu, likidite miktarı vb. sorunlar ortaya çıktığını söyledi. Çift metal sistemi, altın standardı, Bretton Woods (BW) ve BW sonrası parasal finansal sistem olarak parasal sistemleri ayıran Çalışır bu sistemlerin temel ilkelerini, özelliklerini ve işleyişini teker teker bahsederek ortaya koydu. Fiyat-Altın-Para akım mekanizmasında ortaya çıkan ödemeler bilançosu açığının nasıl ortaya çıktığını gösterdiği konuşmasında Çalışır, bu açığın ulusal ekonomide yol açtığı sorunları vurguladı. Prof. Dr. Mustafa Çalışır, müzakeresinin sonunda kapsamlı bir tablo ile finansal düzenlemelerde klasik ve çağdaş yaklaşımları karşılaştırdı. Ahlâkilik sorgulamasının para/kur sisteminde devlet, aktörler ve vatandaşlar üzerinden yapılması gerektiğini belirterek Çalışır sözlerine bu alanda ciddi bir literatür eksikliği olduğunu vurguladı.

Oturumun kapanış konuşmasında Prof. Dr. Ahmet Faruk Aysan ise iktisatçıların çok yönlü okumalar yapması gerektiğini belirterek ahlâkın sabit bir şekilde değerlendirilemeyeceğini ahlâkın bir inşa süreci olduğunu söyledi. İnsanların modern sistemde borçlandırıldığını ve borcun ahlâkın inşa konusunda rolüne dikkat çekti.

VI. Oturum: Toplum ve İktisat

Oturum Başkanı: Prof. Dr. Korkut Tuna,

Prof. Dr. Korkut Tuna, ahlâkın insanlık kadar eski olduğunu, toplum olduğu süre içinde ahlâkın da olduğunu ifade ederek açılışı gerçekleştirdi.

Tebliğ: Doç. Dr. Musa Öztürk

Doç. Dr. Musa Öztürk, ahlâkı arzunun nesnesi kılmak başlıklı sunumunda ahlâkın arzuya yenik düşüp düşmemesini tartıştı. Kapitalizm tüm yerleşik değerlerimizi yapıbozuma uğratıp yeniden inşa ettiğini ama bunu nasıl yaptığını önemsemek gerektiğini ifade etti. Tebliğde arzu fenomeninin analizini gerçekleştiren Öztürk, kapitalizmin sacayakları, arzunun üretilmesi, varoluşun tüketime indirgenmesi ve mahrumiyet hissinin nasıl oltaya çıkarıldığını geniş şekilde değerlendirmeye çalıştı. Tebliğinde oldukça geniş kapsamda değerlendirmelerde bulunan Öztürk’e göre, kapitalizmde nimetlerin metaya dönüştürülmesi, etkisini çevrelere genişletmeye çalışma çabası söz konusudur, bunu yapabilmek için kurumsal yapılarla hesaplaşmaya girer. Bunun dışında Öztürk, şu düşünceleri ifade etmeye çalıştı: Kapitalist düzen, ahlâkı, dini, duyguyu ve aklı yok etmeden içeriğini değiştirerek yeniden inşa etmeye çalışır. Aslında söz konusu çaba üretim, tüketim ve bölüşüm alışkanlıklarını da dönüştürmeye başlamıştır. Bu aşamada en önemli unsurlardan birisi arzunun örgütlenmesi meselesi olarak karşımıza çıkar. Arzu artık hayatın konforunu istemeye dönüşmüştür, arzuda geleceği düşünme söz konusu olmaktan çıkarılmış ve haz da şimdiye indirgenmiştir. Kapitalizm bir bakıma nefsin tatminini teklif etmektedir. Bunun içinse insanların tüketim mahlukları haline getirilmesi gerekir, arzunun tatmini değil, tatminin arzuyu doğurduğu bir düzenek kurulmuştur. İnsanlar artık arzulama makinaları haline getirilerek fasid bir daireye hapsedilmiş olurlar. Arzu, tüketim, tatmin, yeni arzu, yeni tüketim ve yeni tatmin ama her tatmin daha büyük arzuyu doğurduğu için bu daha büyük mutsuzluklara sebebiyet verir. Bu sistemde kanaatkar olmak, diğerlerini düşünerek hareket edenler sistemden ihraç edilir. Bu sisteme karşı çıkmak bir sistem kurmakla mümkündür, bu konuda tüm alanların örgütlenerek işe soyunmaları gerekiyor, tek dünyalı ve tek boyutlu düşünmekten vazgeçmek gerekir.

Müzakere: Prof. Dr. Ramazan Yelken

Prof. Dr. Ramazan Yelken, müzakeresinde ahlâk ve iktisat konusunu bir çerçeve içerisine yerleştirmeye çalışarak başlamıştır. Yelken, değerlendirmesinde şu hususuları öne çıkarmıştır:  Hukuk, görgü, ahlâk kurallar koyar ama onların alanını netleştirmek gerekir. Hukuki olan arkasında yasa gücünü alır ama hukuki olan her şeyin ahlâki olduğunu söylemek mümkün değildir.  Kapitalizm diye bir sistem var, bu sistemin hipnotize etmesi, uyuşturması, mahkum etmesi söz konusudur ama biz buna alternatif olarak ne ürettik ve bu alternatiften hareketle mi konuşuyoruz, sorusu oldukça önemlidir. Cari olan sistemi toptan İslami ve ahlâki olmadığını söyleyip, reddetme tutumu sorunludur, sistemin içinde iyi ve kötüleri tespit etmek daha makul görünmektedir. Var olan durumda kendimizin nasıl bir tavır alacağımızı belirtmek bireysel, toplumsal ve kuramsal olarak önem arz eder. Müslüman ahlâki özneler olarak, gündelik hayatı merkeze alarak neler yaptığımızı masaya yatırmak gerekiyor. İnsanın yetişme tarzı artık ihtiyaç fazlası üretilen metaların tüketicileri olmaya dönük belirleniyor, burada ahlâk öznesi olarak kendimizi tüketici olarak tanımlamamamız gerekir. Kullanım değeri, değişim değeri ve gösterge değerleri olarak metaların değerleri belirmektedir. Tüm bu değerler insanı sonunda tüketim nesnesi haline getirir. Artık günümüzde insanlar tüketim öznesi değil, tüketim nesnesi haline getirilmiştir. Tüm burada en önemli güç olarak ahlâki şuurun güçlendirilmesi gerekir. Tekrar kullanmak, paylaşmak, tasadduk etmek, sosyal sorumluluk hissiyatı, gibi karşı değerler oluşturarak eleştirdiğimiz sisteme karşı değerler sistemi getirmek teklif edilebilir, buna ilaveten insanın doğaya çekilmesi de önerilebilir. Az tüketmeyi becerebilmenin kendisini neden önemli bir statü haline getiremeyelim.

Tebliğ: Prof. Dr. Oya Akgönenç

Ekonomi güvenliği konusunda tebliğini sunan Prof. Dr. Oya Akgönenç, iktisadi olayların insanlık tarihi kadar eski olduğu ifadesiyle tebliği gerçekleştirdi. Akgönenç tebliğine şu hususları dile getirdi: Topluma yaşam kazandıran hususlar kan kadar önemlidir. Kan ve kanın içinden aktığı damarın sağlığı vücut için ne kadar önemliyse ekonominin doğru işlemesi toplum için o kadar önemlidir. İktisadi düzende bozulma ve yozlaşma varsa toplum bünyesi toplu olarak etkilenir. Darbe ve terör iktisadi sistemi bozan en önemli unsurlardandır. Darbeler ve terör ile birlikte hukuk kuralları işlemez hale gelir. Yasaların işlemediği durumlarda toplum güveni sarsıldığı için iktisat düzeni ortadan kalkar ve toplum düzeni parçalanabilmektedir. Burada önemli olan hızlı şekilde önlem alabilmektir, önlem alınamazsa bünyenin çürümesine kadar gidebilecek süreç başlayabilecektir. Darbeler durumunda toplumun tümünde güvensizlik duygusu herkesi etkisine alır. Dış tesiri de söz konusu olur ve ülkenin dış ilişkileri inkıyata uğrar, bu ise ülkeye yapılan yatırımların düzenini aksatabilir, sarsılan ise ekonomidir. Darbeler dış zararlar kadar içeride de büyük zarara sebebiyet verir; istikrarsızlık, kaygı, kamu kaynaklarının israf edilmesi ve güç sahiplerinin o toplumda daha da büyümeleri bunlar arasında sayılabilir. Para, güç ve imkanların toplumdaki bölüşümünün adil olması önemlidir ama darbe ve terör bu noktayı sıkıntıya sokmuştur. Topluma yapılacak olan yatırımın darbe ve teröre karşı kullanılması toplumun imkanlarını fakirleştirir. Bu fakirleşme imajı ise diğer ülkelerin o ülkeye bakışını ve iştahını değiştirebilmektedir. Darbe ve terör dünyadaki güç sahiplerinin kazanımını artırırken toplumun refahını düşürür. Terör, ülkenin ekonomisini içten içe buharlaştıran bir mekanizma olarak kabul edilebilir. Terör ile toplumun ortak paydası günden güne azalır ve ne gerekçe ile olursa olsun terör toplum düzenini tehdit eder. Bunu Türkiye ekseninde düşünürsek terör ve darbe ile olan Türkiye’nin diz çöktürülmesinin istenmesidir. Ahlâk ve iktisat iki dünya gibi durmamalı, harmoniyle bir araya getirilmeli ancak o zaman sorunları çözebiliriz.

Müzakere: Prof. Dr. Selami Sezgin

Prof. Dr. Oya Akgönenç’in tebliğini müzakere eden Prof. Dr. Selami Sezgin, müzakeresinde şu noktalara temas etmeye çalıştı: Ticaretin yapılabilmesi için savunma harcamalarına ihtiyaç gerekir. Ekonomi güvenliği için, savunma harcamalarının miktarı önemlidir, ancak savunma harcamaları bir bakıma ekonomi güvenliğini o ise ticaret hacmini geliştirir. Bu savunma harcamalarının olumlu etkisidir ama her savunma harcaması iktisadi gelişmişliği getirmeyebilir. Savunma harcamaları orduyu güçlendirirken bu güce istinaden ordunun meşru iktidarı tehdit unsuru haline gelmesi toplumdaki düzeni sarsar. Terörü darbeler için bir araç olarak görmek önemlidir, ekonomideki oynamaların da darbeler için araç olduğunu ifade etmek mümkün görünür. Darbelerin ülkelerin iç dinamiklerle yaşamadıklarını da iyi değerlendirmek lazımdır. Darbenin önlenmesi için halkın bilinçlenmesi kadar siyasi liderlerin de bilinçlenmesi gerekiyor, 16 Temmuz darbesinin önlenmesindeki en büyük gerekçelerden birisi siyasilerin bilinçlenmesidir. Darbeleri ekonominin kötüye gitmesi noktasında tek başına bir unsur olarak görmek yanlıştır. Darbeler uzun dönemlerde sorunlara sebebiyet verse de ekonomiyi bozan unsur olarak darbeyi tek başına görmek hatalıdır.

 

Bu haber toplam 857 defa okunmuştur
Etiketler:
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim