• İstanbul 14 °C
  • Ankara -1 °C

Mehmed Akif’e dair bir ilk kitap bu albüm

Mehmed Akif’e dair bir ilk kitap bu albüm
Mehmed Akif.. 1914'te Bahçeköy Orman Mekteb-i Âlisi kapısının önünde..

 

 

 

İsmail Kara ve Fulya İbanoğlu’nun hazırladığı Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil & Âkif Albümü, Haziran ayında Timaş Yayınları arasından çıktı. Kitap okuyucuya tam bir görsel ziyafet sunuyor. M. Rüyan SoydanYusuf ÇağlarM. Uğur Derman ve İsmail Kara gibi sahalarının önemli isimlerinin Âkif koleksiyonları bir araya getirilmiş.

Albüm görsel malzeme bakımından zenginliğinin yanı sıra bir başka ilke de imza atıyor: Bir taraftan, Mehmed Âkif’in metrukâtı arasında bulunan görsel malzeme öne çıkarılarak, belki daha doğru bir ifadeyle konuşturularak biyografisi anlatılmış, diğer taraftan çapraz sayfalarda şairle bir biçimde irtibatlı siyaset, fikir ve sanat dünyasının izleri sürülmüş. Âkif’in hayatı görseller eşliğinde anlatılırken bir dönem, bu dönem içinde bir şahsiyetin inşası, tezahürü tasvir edilmeye çalışılmış.

Kitabı hazırlayanlardan Fulya İbanoğlu halen “II. Meşrutiyet’te Terakki Fikri” başlıklı doktora tezini hazırlıyor. Timaş Yayınları’nda Hatırat Kitaplığı proje editörlüğü de yapmış olan İbanoğlu, İsmail Kara ile birlikte Sessiz Yaşadım isimli Âkif kitabını da yayına hazırlamıştı. Kendisiyle Akif üzerine hazırladıkları bu albüm-kitap çalışmasını konuştuk.

Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil’in kisve-i tab’a bürünme hikâyesini anlatır mısınız?

Söyleşinin başında şunu belirtmek okuyucuların bundan sonra söyleyeceğimiz şeyleri değerlendirmesi bakımından mühim: Benim açımdan bir Âkif albümü hazırlama gerekliliği, ancakSessiz Yaşadım’ı hazırlarken ortaya çıktı. Doğrusu ondan öncesinde sıradan bir Âkif okuyucusuydum. Hocam İsmail Kara Bey’in, Mehmet Âkif’in Kahire’den İstanbul’a dönüşünü ve vefatını müteakiben neşriyatta çıkan yazıları derlemeyi teklif edişi tabiri caizse bir milât oldu. Daha Sessiz Yaşadımı hazırlarken hocam bir Âkif ansiklopedisi hazırlanması gerektiğine vurgu yapıyordu.Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil onun bu projesinin bir önceki adımıdır; dolayısıyla kitabın müstakil bir yazılış hikâyesinden bahsetmek eksik olacak.

Onun hikâyesini konuşmak biraz da başka başka Âkif kitaplarının hikâyelerini bilmekten geçiyor. Malum, merhum Âkif, daha hayattayken Süleyman Nazif tarafından yazılan Âkif kitabı dâhil, hakkında pek çok eser yazılmış, vefatından günümüze kadar da dergi ve gazetelerde lehte veya aleyhte yüzlerce metne konu olmuş bir şahsiyet. Âkif biyografisine katkı sağlamış bu literatür ve bizim açımızdan hassaten Sessiz Yaşadım, hikâyenin önemli bir parçası, muharrik gücü. Şöyle ki: Bu epeyce yekûn tutan literatüre rağmen şairin hayatında ve fikriyatında aydınlığa kavuşmayı bekleyen noktalar vardı; hâlâ da var ya… Bu noktaların tespiti, tavzihi, belki tahlili gibi çabalara ihtiyaç duyuluyordu. Ayrıca vefatıyla birlikte dağılmış metrukâtı, eş dostta kalan mektupları, fotoğrafları, imzalı kitapları, onun biyografisine başka pencereler açmak adına anlamlı bir bütün içinde tekrar değerlendirilmeyi bekliyordu.

Yani kitabınız Âkif literatüründe gözlemlenen eksikleri gidermeye yönelik bir çalışma…

Bir ölçüde. Kitabın yola çıkışında böyle bir hedefi var elbette, ama eksiklerin tamamını gidermek maalesef henüz söz konusu değil. Bizim yapmaya çalıştığımız şey Âkif’in içinde soluk aldığı muhitle, dönemle ilişkilerini daha belirgin kılmaya gayret etmek, bunu yaparken de kendisi ve çevresiyle ilgili mevcut görsel malzemeyi işlevsel bir biçimde kullanabilmekti. Diğer taraftan görsel malzemenin biyografi yazımında çok mühim bir unsur olduğuna duyduğumuz inancı bir albüm çerçevesinde temellendirmekti maksadımız.

Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Âkif’in hayatında öne çıkan olayları, bir düşünür ve muzdarip olarak yaşadığı çevreyle kurduğu bağı, Türkiye’nin ve dünyanın o gün içinde bulunduğu şartlara yaklaşımı, fikir ve sanat dünyasıyla teşrik-i mesaisi… Tüm bunları bugün için daha iyi anlayabilmek biraz da Âkif’ten bize intikal eden evrak-ı metrûkeyi doğru teşhis ve doğru okumaya bağlı. Netice itibarıyla Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil bir Akif albümü. Dolayısıyla elimizdeki görsel malzemeyle ilgili olarak bugüne kadar doğru kabul edilen bazı hususların vuzuha kavuşturulması, malzemenin onun hayatı, yaşadığı çağın fikir ve sanat dünyası kronolojisine en uygun bir biçimde bir araya getirilmesiydi ana gayemiz.

Literatürde bu albüme benzer bir örnek olduğunu bilmiyorum doğrusu. Özellikle sayfaların kullanımı son derece ilginç, kitabı elimize aldığımızda sağ sayfalarda kronolojik olarak Âkif fotoğrafları ve belgeleri akarken sol tarafta malzemeyle tarihî yakınlığı olan olayların, muhitin görsel malzemesi yer alıyor.

Doğru,  albüm literatürde bir ilk. Kitapta hocam İsmail Kara’nın teklifiyle farklı bir teknik denedik. Sağ sayfaları kitabın ana temasına, Âkif biyografisine ayırdık. Bu sayfaların her birine elimizde maalesef yeterli miktarda bulunmayan Âkif fotoğraflarını kronolojik olarak yerleştirdik. Kronolojide kopma yaşanmaması için fotoğraf temin edemediğimiz durumlarda meseleyi işaret edecek bir belgeyi, bir dergi sayfasını ya da başka bir malzemeyi devreye soktuk. Sol sayfalarda ise ana sayfadaki durumu, olayı açıklayacak, takviye edecek ya da anlamlandıracak bazı aktarımlara, fotoğraflara yer verdik.

Bu görsel malzeme ve alıntılar hususunu, okuyucular için biraz daha açabilir misiniz?

Albümde kullandığımız görsel malzemeyi konuşturmak gerekecekti: Fotoğraf altyazıları. Fotoğraf altyazılarının sıradan metinler olmayacağı aşikâr. Evet, fotoğraf size bir şey söyler, ama her bakış açısı kendi birikimiyle bu fotoğrafı bir kez daha yorumlar. Beri taraftan “fotoğraf, altında yazılı sözlerin diliyle konuşur” diyenler olsa da elbette fotoğraf yazısı gerçekliği tamamıyla kuşatmaz, eninde sonunda bir yorumdur o. Tüm bunları aklımızın bir köşesinde tutarak albümde yer alan fotoğrafları ve yazılarını okumayı tavsiye ediyorum. Yazıların bir kısmı telif olmakla birlikte çoğunlukla hatıra, müşahede aktarımı… Hangi görsel malzeme için hangi aktarımı, niçin tercih ettik? Bunun cevabını bulmayı okuyucuya bırakalım.

Buradaki maksadınız neydi?

Önemli bir soru, cevabı açık aslında: Âkif’in biyografisini doğum-ölüm arasında geçen, sadece Âkif’e odaklanan bir anlatımdan kurtarmak! O kendi başına yaşamadı. Onu Âkif yapan pek çok unsur var. Âkif’in hayatı Osmanlı-Türk tarihinin, daha doğrusu İslam tarihinin en kritik dönemine tesadüf ediyor. İslam coğrafyasının Batılı sömürge güçleri tarafından işgal edildiği, halifenin mensup olduğu devletin askerî-siyasi geri çekilmeler, kayıplar yaşadığı, buna mukabil bilginin, dinin, insanın yeniden tanımlandığı, Tanpınar’ın tabiriyle eşikte kalanların yaşadığı bir dönem. Ve evet bu dönemde, aynı gemide olanların gözünden Âkif’i dinlemek… Akif’i dinlerken gemideki diğer yolcuları da tanıma fırsatı yakalamak. Bahse konu olan dönemde bir şairin nelerden feyiz aldığını; bir münevverin askerle, siyasîyle, hocayla, sanatkârla, sufiyle nasıl bir rabıta içinde olduğunu görebilmek… Bunlar az şey değil.

Beşir Ayvazoğlu’nun 1924 kitabı geldi aklıma. Bu kitapta da yazar tek bir fotoğraftan yola çıkarak fotoğraftaki isimlerin her birine ayrı ayrı odaklanmış, sonra da yine hepsini bir araya getiren süreci değerlendirmeye çalışmıştı. Böylece okuyucu bir fotoğraf vesilesiyle pek çok şeyi kuşatabilmişti.

Haklısınız. Benzerlikler var.  Bu teknik bizce Âkif Albümü’nde yapmak istediğimiz şeyleri gerçekleştirme noktasında son derece kullanışlı oldu. Bir kere dönem bilgisi zayıf okuyucu açısından Âkif ve çevresini sarih bir biçimde görmeyi sağladı. Yani bir tür Âkif biyografisine giriş kitabı.

Peki, Âkif uzmanları için durum nedir?

Âkif ve çağına aşina araştırmacılar açısından da bu tekniğin faydadan hali olmadığı açık. Biliyorsunuz, tarihe mal olmuş isimlerle ilgili yapılan çalışmalar nihayetinde gelip mazinin aşılamaz duvarına çarpıyor. Zaman bu isimleri aramızdan alıp götürdüğü gibi onlara ve onların çevresine ait o havayı da gittikçe bulanıklaştırıyor. Yaşarken anlamlı ve dahi vazgeçilmez bilgi kırıntıları, diğer pek çok unsurla anlamlı bir bütünlük oluşturan belge, fotoğraf, bir imza zamanın geçmesiyle dağılıp gidiyor. Her biri başka bir maceraya doğru yelken açıyor.

Tabii bazısı bu kadar şanslı da olamıyor. Yeni bir maceraya başlayamadan yanıp kül oluyor, çöplere karışıyor; bazen de içinde bulunduğu o anlamlı organik bağın dışına çıkmak zorunda kaldığından onunla karşılaşanlar için artık nereye oturtulacağı bilinemeyen, nasıl anlamlandırılacağına karar verilemeyen malzeme yığını içinde bir saman çöpüne dönüyor. Bu yığın içinden onu tutup kaldıracak, hak ettiği yere koyacaklar ancak o yığının arka planını bilen ehil kimselerdir. Biz bu ehliyetli okuyucuyu hesaba katarak Âkif’e ve çevresine ait, koleksiyonerler elinde bulunan mevcut malzemeyi bir araya getirerek sunmuş olduk. Belki bu türden bilgi ve belgeye sahip okuyucu da bu albüm vesilesiyle elindekileri kamuoyuyla paylaşmaya karar verecektir.

Kitabın hazırlık aşamasında bu türden güzel buluşmalar yaşandı mı?

Hakikaten hep bir bekleyiş içindeydik. Girdiğimiz her çevreden, sohbet ettiğimiz her isimden Âkif’ten bir ses gelir mi diye bekliyorduk. Bizzat benim yaşadığım bir karşılaşma olmadı doğrusu. Ama kitaptaki görsellerden bazısının kaynağı olan Yusuf Çağlar’ın, Bahçeköy Orman Mekteb-i Âlisi kapısı önünde çekilen ve içinde Âkif’in de bulunduğu bir toplu fotoğrafı son anda kitaba dâhil olabildi. Bir iki başka sürpriz daha oldu, onları da okuyunca görün isterim.

Söz buraya intikal ettiğine göre, albümün hazırlanması esnasında gösterdikleri samimi katkılar ve ellerindeki görselleri bizimle cömertçe paylaşmaları bakımından M. Rüyan Soydan, Yusuf Çağlar ve M. Uğur Derman’ı anmamız gerekir. Kitabın projelendirilmesi ve hazırlanmasında imzası olan İsmail Kara Hocamızın Çağdaş Türk Düşüncesi alanında devşirdiği görsel arşivin bir kısmı bu albümde yerini aldı. Tabii Timaş Yayınları, ekibiyle, çalışmanın bu halini almasında bize destek verdi. Kitap tam anlamıyla bir ekip çalışmasının neticesinde tamamlandı.

Kitabın ismi nasıl verildi?

Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil! Bu dizedeki “elemim”i hep “ömrüm” gibi anladım ben. Bir ömür ki serapa elem, bu bahsi diger. İsmail Kara isim babasıdır. Sessiz Yaşadım da onun arzusuydu. Bakalım üçüncü kitabın adı ne olacak?

Son olarak eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil, konuştuğumuz bu meselelerin her birine bir cevap verme saikinin neticesinde ortaya çıktı. Kanaatimizce İstiklâl marşımızın şairi Âkif’i anlamak ve anlatmak, aynı zamanda bir dünyayı anlatma çabası. Bizim bu dünyayı şimdi anlamamız çok zor. Düşünsenize, Ankara’nın kış soğuğuna rağmen meteliksiz olduğu Millî Mücadele günlerinde paltosuz gezen pehlivan Âkif, koca bir İslâm dünyasını temsil eder.  “Hasta adam” olarak vakit geçirdiği gönüllü sürgün yeri sıcak Kahire’de ise pardesüyle gezecek kadar bitkin…

Âkif’in şahsiyetini ele verecek en ufak bir ayrıntı belki de onun biyografisinin büyük parçalarını daha da anlamlı hale getirmemize yardım edecek. Bu bazen bir pardesü, bazen tek bir kelime olabilir. Bu albümde yapmaya çalıştığımız, bizim için anlamlı olduğunu düşündüğümüz küçük parçaları bir araya getirip manidar bir tablo oluşturmaktı. Bunu yaparken mübalağa ettiğimizi de düşünmüyorum. Elimizde pek çok ayrıntı var. Buna mukabil çok önemli eksiklikler de var. İlerleyen günlerde bu eksiklerin giderilebileceğine dair içimde kesin bir inanç var.

İnşallah, çok teşekkür ediyorum vakit ayırdığınız için.

Ben de teşekkür ediyorum.

 

Hacer Kor konuştu

www.dunyabizim.com

 

Bu haber toplam 3275 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim