Ömer Bey yazısında “vaaz” ve “nasîhat” kelimelerinin sözlüklerdeki mânâları üzerinde duruyor, Müslüman yazarların bile modern roman anlayışı tesîri altında “vaazdan kaçma”yı matah saydıklarını oysa Müslüman yazarların “vaaz mes’ûliyeti”nden kaçmamaları gerektiğini kendine has dik ve net üslûbuyla anlatıyor. (Yazıyı mutlaka okuyunuz)
Lekesiz’in yazısını okuyunca bizim câmiadan bazı yazarların (aslında çoğunun) eserlerinin solcular, hatta bizim câmiadan birçokları tarafından “hidâyet romanı” diye küçümsendiğini, hattâ alaya alındığını hatırladım da içim yandı. Kurgunun, anlatımın kalitesini bir tarafa bırakalım, bir eserin “hidâyete erdirme” gâyesi gütmesi başlı başına bir suç, çirkinlik ve nakîsa mıdır? Böyle bir maksadım olmayacaksa ben yazar olarak ne yapmış olacağım? Eser, yazarın ameli... Hesabını verecek. Ne diyecek Allah’a? Eğer, hidâyet (burada vaaz diyebiliriz) gâyem olmayacaksa, yazmaktansa oturur Kur’an okurum, ibâdet yaparım, câmi cemaatiyle muhabbet ederim... Hattâ kahveye gitmek, aylak aylak dolaşmak, uyumak, balık avına gitmek hesâbı daha kolay verilecek işlerdir.
Yazının devamı için:https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ahmet-talib-celen/musluman-yazarinvaaz-mesuliyeti-51562.html?page=3































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.