Ülkeler, yeri geldiğinde içinde bulundukları şartlara göre başkentlerini değiştirebilirler. Türkiye başta olmak üzere Pakistan, Brezilya, Tanzanya ve Kazakistan bu cümledendir. Böylesi hayati kararları almak kolay değil, mutlaka bir makul ve geçerli sebebe dayanır. Irak Türkmenleri ne bir devlettir ne de şimdilik devlet olma ihtimali söz konusudur. Ama ilk olarak Kerkük her zaman bir mihenk taşı ve Irak Türklüğünün simgesi olmuştur. Yakın tarihe kadar bu gerçek tartışılmamış, Kerkük denilince akla Türkmen, Irak’ta Türkmen denilince akla Kerkük gelmiş, Türkmen davasının siyasi ve fikri kaynağını oluşturmuştur. Yani Kerkük, Türkmenlerin başkenti kabul edilmiştir. Üzülerek itiraf edelim ki artık durum değişmiştir. Kerkük’te 2003’e kadar süren Araplaştırma, 2003-2017 arası ölçüsüz Kürtleştirme, 2017-2024 arası yeniden Araplaştırma ve nihayet son bir iki yıl içerisinde tekrar hortlayan Kürtleştirme politikası olumsuz sonuçlar doğurmuş ve dengeleri alt üst etmiştir. Kerkük’teki Türkmen nüfusu belki azalmamıştır ama oranı ciddi anlamda düşmüş, Kürt ve Araplardan sonra üçüncü mertebeye gerilemiştir. Bunun sonuçlarını ister genel ister mahalli seçimlerde bariz şekilde gördük. Artık mücadele ve nüfus yarışı Türkmenlerle Araplar veya Türkmenlerle Kürtler arasında değil, Kürtlerle Araplar arasındadır. Çünkü ganimet çok büyük: Petrol yatakları…
Peki çare nedir? Çare: Üs değiştirmek…
Telâfer 450.000 nüfuslu, nerdeyse tamamı Türkmen; üzerine kavga edilecek ciddi bir yer altı kaynağı yok, yüz ölçümü olarak Irak’ın en büyük ilçesi ve Türkiye’ye de 60 km uzaklıkta bir şehir. Telâfer, maalesef Türkmen siyasetçiler ve Türkiye tarafından ihmal, kendi kaderine terk, neticede göz ardı edilmiş bir şehir. 2004’te Amerikalılar, 2014’te IŞİD ve 2017’de de Irak Ordusu tarafından tahrip edilmiştir. Nüfusunun yarısından fazlası şehri terk etmiş büyük bir kısmı Türkiye’de, bir kısmı da Musul’da ve Irak’ın diğer şehirlerinde yaşamaya çalışmaktadır. Bu derbederlik yüzünden ne Irak Parlamentosunda ne de bağlı olduğu Musul İl Meclisi’nde doğru dürüst temsil edilmektedir. Bu şehrin imar edilmesini, parlamasını ve kalkınmasını doğrusu ne Sünni ve Şii Araplar ne de Kürtler düşünüyor. Eğer düşünselerdi geçen sekiz yıl zarfında emaresi görünürdü. Açıkçası kimse bu şehrin yapısına bir çivi bile çakmadı, yani çakmak istemiyorlar…
Nasıl ki IŞİD’den sonra Körfez ülkeleri Enbar şehrini ihya ettiyse ve göç eden yüzbinlerce Enbarlı Sünni Arap’ın dönmesini sağladıysa, Türkiye’nin de bu şehrin imarına, alt yapısının elden geçirilmesine ve istihdam imkânlarının yaratılmasına aynı ölçüde önayak olması beklenir. Kalkınma Yolu Projesinin bu şehirden geçmesi konusunda özel bir yazı kaleme aldık ve bu hayati projenin niçin bu şehirden geçmesi gerektiğini anlattık. Ancak, hâlâ bir yaprak kıpırdamadı. Aslında Telâfer çoktan il olmayı hakketmiştir. Bir kere bütün şartları yerine getiriyor. Unutmayalım Halepçe 150.000 nüfusla il olabildi. 2008 ve 2014 yıllarında bütün Türkmen milletvekilleri el birliği ile Telâfer’in il olması için uğraştılar; ama hem muhalif Sünni Arapların bastırması hem de Kürtlerin iki başlı politika izlemesi neticesinde teşebbüs akim kaldı. Doğrusu bu konuda Türkiye’nin de net bir görüş veya tavır gösteremediği aşikâr.
Eğer Telâfer el birliği ile il olabilirse Türkmenlerin Irak içindeki idari görünürlükleri artar, Türkmen nüfusu etrafında eğitim, medya, kültür ve diplomasi merkezleri oluşur ve Türkmeneli hattı (Musul – Telâfer – Kerkük – Tuzhurmatu – Kifri) arasında kültürel bir koridor oluşur. Bu, sadece Türkmenler için değil, Irak’ın çok milletli yapısına da denge kazandırır. Çünkü Türkmenler tarih boyunca denge unsuru olmuş, Arap-Kürt çekişmesinin ortasında barışı temsil etmişlerdir. Telâfer, Suriye sınırına 60 km, Musul’a 60 km, Kerkük’e 200 km mesafededir. Yani hem Türkiye’nin güvenlik kuşağına, hem Şam-Bağdat hattına hem de Musul’un lojistik damarına yakındır.
Telâfer’in vilayet olması durumunda Türkiye’nin güney sınırı boyunca dost bir Türkmen idaresi güçlenir, Suriye’nin kuzeyindeki Türkmen bölgeleriyle doğal bir kültürel bağlantı oluşur ve Irak’ın kuzeyinde sadece Kürt değil, Türkmen çoğunluklu bir idari merkez belirir. Bu da etnik dengeyi güçlendirir. Telâfer vilayet olursa, Irak Türkmenlerinin sesi güçlenir, Irak’ın kuzeyinde etnik denge yeniden kurulabilir, Türkiye-Irak ilişkileri yeni bir stratejik eksen kazanır.
Elbette bütün bu tedbirleri taçlandıracak karar, bu mağdur ve sahipsiz ilçenin il olmasıdır. Ancak aynı şekilde ne Sünni Araplar ne de Kürtler bu şehrin il olmasını ister. Hatta Musul’un tanınmış Sünni milletvekilleri Telâfer’in il olmasına şiddetle karşı çıkmışlar ve bu düşünceyi bölücülük olarak addetmişlerdir. Bizim bazı saf yetkililerimiz de bu düşünceye üstü kapalı çanak tutmaktadırlar. Gerekçelerine baktığımızda, şehrin İran’ın güdümüne girme endişesi olduğunu görüyoruz. Çok yersiz ve gereksiz bir endişedir bu. Bir kere hâlihazırda şehrin nüfusu ne kadar azalmışsa da tamamı Türkmen’dir. Kaymakamlık ve kolluk hizmetlerinde Şiî Türkmenler ağırlıkta olabilir; ama bunu sebep olarak değil, bir ihmalin sonucu olarak görmek ve ona göre muamele etmek daha doğrudur. Bugün İran ne Lübnan’da ne de Suriye’de etkin. Gazze’de HAMAS’a verdiği destek de fiyasko ile sonuçlandı. Ne malum belki bir müddet sonra Irak’ta da satvetini kaybedecektir. Telâfer’in il olması meselesi stratejik ve uzun vadede meyveleri toplanabilecek bir karardır.
Sonuç olarak, Telâfer’in il statüsüne kavuşması sadece bir idari düzenleme değil, tarihî bir onarım hareketidir. Kerkük’ün yitirdiği denge ve kimlik, Telâfer’de yeniden hayat bulabilir. Türkmeneli hattının kalbinde yer alan bu şehir, Irak’ın kuzeyinde barışın, istikrarın ve Türk varlığının teminatı olabilir. Türkiye’nin stratejik desteğiyle Telâfer, hem Türkmenlerin sesi hem de Irak’ın çok milletli yapısının adil bir temsilcisi hâline gelir. Bu adım atılırsa, sadece bir şehir değil, bir tarih yeniden ayağa kalkar; Türkmenlerin umudu, Irak’ın dengesi, bölgenin vicdanı yeniden nefes alır.
21 Ekim 2025 tarihinde ITC Başkanı Sayın Mehmet Sem’an’ın, T.C. Bağdat Büyükelçisi Sayın Anıl Bora İnan’ın Musul ve Telâfer’i birlikte ziyaret etmeleri önemli bir hadisedir.
Umarız bunun arkası bir imar ve şehri kalkındırma hamlesi ile sonuçlandırılır.
Fuzȗlî: 13/6-7.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.