• İstanbul 6 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Konya 10 °C
  • Sakarya 9 °C
  • Şanlıurfa 13 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Gaziantep 11 °C
  • Bolu 9 °C
  • Bursa 7 °C

Erşat Hürmüzlü: Millî Davalarda Liderlikten Önce Gelen Hakikat: Fikir ve Teori

Erşat Hürmüzlü: Millî Davalarda Liderlikten Önce Gelen Hakikat: Fikir ve Teori
İdeolojisi olan, ahlaki seviyesi yüksek ve millî bir dava etrafında şekillenen toplumlar için çoğu zaman “lider” merkezli bir okuma yapılır.

Oysa bu tür toplulukların varlığı ve sürekliliği, yalnızca güçlü liderlere duyulan ihtiyaçla açıklanamaz. Asıl belirleyici olan, bu liderleri ortaya çıkaran fikrî zemin, ahlaki çerçeve ve teorik arka plandır.

Gerçekte liderler, çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkan figürler değildir. Onları doğuran bir düşünce dünyası, bir değerler sistemi ve uzun yıllara yayılan entelektüel bir birikimdir.

Teorisyenler, mütefekkirler ve fikir insanları; topluma yön veren büyük anlatıyı, hedef duygusunu ve meşruiyet zeminini inşa ederler. Lider ise bu birikimin tarihsel bir anda vücut bulmuş hâlidir.

Ahlaki seviyesi yüksek millî davalarda kitlelerin lidere olan bağlılığı, şahsi karizma kadar, hatta ondan da fazla, temsil edilen fikre yöneliktir. Lider değişebilir; fakat fikir ayakta kaldığı sürece dava devam eder. Bu nedenle teorisiz bir liderlik, köksüz bir ağaç gibidir: Kısa sürede büyüyebilir, ancak uzun vadede ayakta kalamaz.

Tarihsel tecrübeler göstermektedir ki kalıcı etki bırakan toplumsal hareketler önce bir “düşünce dili” üretmiş; ardından bu dili siyasal, kültürel veya toplumsal alana taşıyacak liderler ortaya çıkarmıştır. Fikir olmadan lider, yönsüz güçtür; lider olmadan da fikir sessiz bir hakikat olarak kalır. Ancak öncelik sıralaması açıktır: Lideri mümkün kılan fikirdir.

Bu nedenle millî davaların geleceği, yalnızca “Kimi lider yapacağız?” sorusunda değil; “hangi fikri, hangi ahlaki ilkeyi ve hangi teorik çerçeveyi inşa ediyoruz?” sorusunda aranmalıdır. Teorisyenler, görünmez kuruculardır. Onlar olmadan liderler doğmaz; doğsa bile kalıcı olamaz. İdeolojisi olan ve ahlaki bir zemine dayanan topluluklar için liderlik bir sonuçtur, başlangıç değil. Asıl başlangıç, düşüncedir. Ve düşünceyi üretenler, çoğu zaman sahnede görünmeyen ama tarihi asıl yazan aktörlerdir.

Millî ve ideolojik bir hareketin olgunlaşması, yalnızca kitleleri sürükleyen liderleri yetiştirmesiyle değil; aynı zamanda bu liderleri besleyen, yönlendiren ve sınırlarını çizen teorisyenler üretmesiyle mümkündür. Sağlam bir millî hareket, kendi teorisyenini de kendi içinden çıkarır. Ancak burada hayati bir denge vardır: Teorisyeni güçlü kılan şey, lider rolüne soyunmaması; lideri güçlü kılan şey ise teorisyenin inşa ettiği fikrî zemine dayanmasıdır.

Teorisyen, hareketin aklını temsil eder; lider ise iradesini. Bu iki rolün birbirine karıştırılması, çoğu zaman fikrin zayıflamasına ve hareketin şahsileşmesine yol açar. Teorisyen, yön tayin eder ama yürüyüşe öncülük etmez; ilkeleri belirler ama kitleleri sevk ve idare etme iddiasında bulunmaz. Çünkü teorisyen liderliğe soyunduğunda, eleştirel mesafesini kaybeder ve fikrî üretim, yerini pragmatik hesaplara bırakır.

Öte yandan, teorisyenlik çoğu zaman yanlış biçimde yaşlılıkla, uzun akademik ünvanlarla veya sadece çok kitap okumuş olmakla özdeşleştirilir. Oysa teorisyenlik, yaş meselesi değil; düşünce disiplini, ahlaki sorumluluk ve derinlik meselesidir. Genç bir zihin de doğru bir fikrî eğitimden geçtiğinde, geleneği tanıyıp çağın sorunlarını kavradığında güçlü bir teorisyen olabilir.

Bu noktada millî hareketlere düşen görev açıktır: Teorisyen yetiştirmeyi sadece “tecrübeli büyükler”e bırakmak yerine, genç nesli erken yaşta düşünmeye, sorgulamaya ve teorik üretime teşvik etmek. Aksi hâlde hareket, her nesilde aynı fikirleri tekrar eden, yenilenemeyen bir yapıya dönüşür. Gerçek süreklilik, kuşaklar arası fikrî aktarım ile sağlanır. Yaşlı teorisyenler birikimi temsil eder; genç teorisyenler ise geleceği. Bu ikisi arasında kurulamayan denge, ya lüzumsuz kabullere ya da savrulmaya yol açar.

Sonuç olarak; millî hareketler hem lider hem teorisyen yetiştirmek zorundadır. Ancak her biri kendi sınırını bilmeli, rolünü aşmamalıdır. Teorisyen lider olmaya kalkmamalı, lider de teorisyenin yerine düşünmeye soyunmamalıdır. Çünkü fikrin istikameti bozulduğunda, liderin gücü de anlamını kaybeder.

Ahir-i Kelam: Liderlik fonksiyonu, insanları yönetmek değil, insanları yönlendirerek “işi yönetmek”tir.

                                                                                  Fuzȗlî: 13/4-5.

Bu haber toplam 51 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim