TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan’ın sempozyumda yaptığı “Türk Aydınının İstikameti ve Alev Alatlı’nın Medeniyet Tasavvuru” ve “D. Mehmet Doğan ve Alev Alatlı” başlıklı konuşmayı önemine binaen aynen yayınlıyoruz.
Saygıdeğer Rektörlerim, Değerli Yazarlar, Şairler ve İlim Dünyasının Mümtaz Temsilcileri;
Hepinizi en kalbi hürmet ve muhabbetlerimle selamlıyorum. Bugün burada sadece akademik bir tebliği paylaşmak için değil, Türk düşünce hayatının temel direği olan "aydın" meselesini ve bu meselenin istikametini Alev Alatlı’nın rehberliğinde yeniden tefekkür etmek için bir araya geldik.
Aydın Kavramı – Işığın Kaynağı ve Sorumluluğu
Aydın kavramı, tarihsel süreçte zihinsel bir dönüşümün hem öznesi hem de nesnesi olmuştur. Batı düşüncesinde "Entelektüel", kilisenin mutlak otoritesine başkaldıran, rasyonel aklı ve deneyi merkeze alan bir figür olarak doğmuştur. Bu tanım, aydını toplumun üzerinde, ona istikamet veren ama aynı zamanda ona mesafeli duran bir "yol gösterici" olarak konumlandırır.
Ancak bizim düşünce geleneğimizde "aydın", Batı’daki seküler "intellectual" kavramından çok daha derin bir anlam katmanına sahiptir. Bizim irfan geleneğimizde aydın, "münevver"dir. Münevver, sadece bilgi sahibi olan değil, o bilgiyi bir "nur" gibi sinesinde taşıyan ve çevresini bu nurla aydınlatan kişidir. Batı’da bilgi güçtür; bizde ise bilgi, ahlak ve sorumluluktur.
Aydının toplumla ilişkisi, sadece teknik bir bilgi aktarımı değil, bir kader birliğidir. Cengiz Aytmatov’un o meşhur ifadesiyle, “İnsan için en zor şey, her gün insan olarak kalmaktır.” İşte aydın, insanın insan kalma mücadelesinde ona rehberlik eden vicdandır. Bilgi, eğer aydını toplumundan koparıyor, onu kendi halkına karşı bir "yabancı" haline getiriyorsa, orada bir aydınlanmadan değil, zihinsel bir tutulmadan bahsetmek gerekir. Gerçek aydın, sahip olduğu bilgiyi bir tahakküm aracı olarak değil, bir "emanet" olarak görendir.
Türk Aydını Nasıl Olmalı? – Yerlilik ve İstikamet
Kıymetli Hazirun, Türk aydınının en temel meselesi, bir "istikamet" ve "aidiyet" meselesidir. Tarih boyunca geniş bir coğrafyada varlığını sürdüren Türk devletleri, ortak dil ve kültürlerini korurken, bu mirası geleceğe taşıyacak olanlar hep münevverler olmuştur.
Entelektüel Bağımsızlık ve Taklitçilik Çıkmazı: Modernleşme tarihimiz boyunca Türk aydını, Batı karşısında bir "eziklik" ve "taklitçilik" sendromuyla malul olmuştur. Kendi kavramlarıyla düşünmeyi unutan, Batı’nın hazır kalıplarını birer dogma gibi benimseyen aydın, "yabancılaşma" tuzağına düşer. Bir aydın, eğer kendi toplumunun değerlerine tepeden bakıyor, halkını modernleşme yolunda bir "engel" olarak görüyorsa, o artık aydın değil, zihinsel bir sömürge memurudur. Türk aydını, taklit eden değil, kendi köklerinden beslenerek evrenseli inşa eden bir özne olmalıdır.
Yerli Düşünce Üretimi: Yerli olmak, dünyayı kapatmak değildir; aksine dünyayı kendi merkezinden okumaktır. Bizler Türkiye Yazarlar Birliği gibi kurumlarımızla, Türkçenin uluslararası şölenlerini tüm Türk coğrafyasında icra ederken, aslında bu yerli düşüncenin sınırlarını çiziyoruz. Yerli düşünce, Mehmet Akif Ersoy’un Buhara’dan Balkanlar’a uzanan o geniş ruh coğrafyasını kavramaktır. Türk aydını, Buhara’nın hikmetini Paris’in tekniğiyle, Semerkant’ın irfanını modern dünyanın ihtiyaçlarıyla harmanlayabilmelidir.
Ahlaki ve Toplumsal Sorumluluk: Aydının en büyük sorumluluğu, ideolojik körlüklere teslim olmamaktır. Bugün Gazze’de, Filistin’de çocukların modern dünyanın gözü önünde katledildiği bir dönemde sessiz kalan bir "akademik akıl", aydın vasfını yitirmiştir. Soykırıma sessiz kalındığında, o ateşin bir gün sessiz kalanları da yakacağını bilmek ve toplumu bu konuda uyarmak aydının birincil görevidir. Türk aydını, sadece kütüphanesinde oturan bir araştırmacı değil, sivil toplumun içinde, bürokrasiyle ve ilim dünyasıyla eş güdüm halinde çalışan, "2040 Vizyon Belgesi" gibi gelecek projeksiyonlarına akademik derinlik kazandıran bir aktör olmalıdır.
Alev Alatlı’nın Fikirleri ve Günümüz Aydınına Çizdiği Ufuklar
Değerli Dostlar, şimdi sözü, ömrünü Türk aydınının istikametini tayin etmeye vakfetmiş olan merhum Alev Alatlı’ya getirmek istiyorum. Alatlı, bize sadece kitaplar bırakmadı; bize bir "medeniyet idraki" ve zihinsel bir direniş haritası bıraktı.
Medeniyet İdraki ve Zihinsel Sömürgecilik:
Alev Alatlı’nın en büyük feryadı, zihinsel sömürgeciliğe karşıydı. O, "Paçozlaşma" kavramıyla, niteliğin niceliğe kurban edilişini, vasatlığın kutsanışını eleştiriyordu. Türk aydınına düşen ilk görev, bu paçozlaşma dalgasına karşı bir baraj kurmaktır. Alatlı’ya göre, Batı’nın kavramlarını sorgusuz sualsiz kabul etmek, "zihinsel bir intihar"dır. O, bize "Kendi gök kubbemiz altında" düşünmeyi öğütlemiştir.
"Helalleşmek, Hukuklaşmaktan Üstündür":
Onun "Nasihatnâme" eserlerinde vurguladığı bu düstur, aydının toplumla kuracağı ilişkinin anahtarıdır. Hukuk kuralları şeklidir, ancak "helalleşmek" vicdani ve ahlaki bir bütündür. Günümüz Türk aydını, toplumsal kutuplaşmaları aşacak olan bu helalleşme kültürünün mimarı olmalıdır. Alatlı, Batı’nın "rasyonel ve soğuk" hukukuna karşı, Doğu’nun "merhamet ve hikmet" temelli adaletini savunmuştur.
Muhakeme Eden Aydın Modeli: Alatlı’nın aydını, edilgen bir alıcı değildir. O, Schrödinger’in kedisinden, kuantum fiziğinden, Ockhamlı William’dan bahsederken bile aslında hep "bizim meselemizi" konuşur. Batı’yı en az bir Batılı kadar iyi bilmeyi ama ona asla teslim olmamayı şart koşar. Muhakeme yeteneğini yitirmiş, sadece sloganlarla konuşan bir aydın kitlesi, toplumun en büyük kamburudur. Bugün bilgi kirliliğinin zirve yaptığı, dezenformasyonun bir silah olarak kullanıldığı çağımızda, Alatlı’nın "eleştirel akıl" vurgusu hayatidir.
Günümüz Sorunları Karşısında Alatlı: Küreselleşme, kimliksizleşme ve kültürel erozyon bugün en büyük tehditlerimizdir. Alatlı’nın "yerli düşünce" vurgusu, bu küresel fırtınada sığınılacak tek limandır. Genç kuşağın zihnini bulandıran "anlam kaybı" karşısında, aydınlarımız Alatlı’nın medeniyet tasavvurunu akademik bir disiplinle yeniden yorumlamalıdır.
Gelecek Nesillere Bir Miras: Alatlı, aydının sadece bugünü değil, yarını da inşa etmesi gerektiğini söyler. Bu vizyon, sadece devletler arası bir ilişki değil; sivil toplumun, akademinin ve ilim dünyasının ortak gayretiyle mümkündür. Kültürel bütünleşme, bölgesel barışa katkı sunmak ve Türk mirasını korumak, Alev Alatlı’nın bizlere bıraktığı en büyük emanettir.
Kıymetli Konuklar,
Sözlerimi tamamlarken, Alev Alatlı’nın şu sözünü hatırlatmak isterim: "Dünya, Türklerin olmadığı bir rüyayı göremez." Bizler bu rüyanın en uyanık parçaları, bu medeniyetin savunucuları olmak zorundayız.
**
D. Mehmet Doğan ve Alev Alatlı
Medeniyet İhya ve İnşasının İki Farklı Ufku
Türk düşünce dünyasında son yarım yüzyıla damga vuran iki güçlü isim vardır ki, her ikisi de farklı entelektüel yollardan yürüyerek aynı hedefe yönelmişlerdir: Bir medeniyeti yeniden düşünmek, kavramak ve ihya etmek. Bu iki isim: D. Mehmet Doğan ve Alev Alatlı’dır.
Biri daha çok dil–kültür–kavram ekseninde ilerledi; diğeri medeniyet–zihin–insanlık krizi ekseninde. Biri kurum inşa etti, diğeri zihin inşa etti. Fakat ikisi de aynı hakikate işaret etti: Türkiye’nin yeni bir medeniyet tasavvuruna ihtiyacı var.
1. Medeniyet Tasavvurları: İki Yol, Aynı Hakikat
D. Mehmet Doğan: Medeniyet Kavramının Mimarı
Doğan’ın medeniyet yaklaşımı, kavram düzeltme, dil titizliği ve kültür hafızasının restorasyonu üzerine kuruludur. Onun için medeniyet: tarihi bir romantizm değil, kavramsal netliktir; dil üzerinden kurulan bir hafızadır; kurumlarla yaşatılan bir sürekliliktir.
Alev Alatlı: Medeniyeti Kozmik ve Ahlaki Bir Bütünlük Olarak Ele Alan Filozof
Alev Alatlı için medeniyet insanlığın ortak krizi, modern çağın açmazları, Batı medeniyetinin çöküşü ve insanın değer yoksunluğu bağlamında ele alınır. Medeniyet onun için ahlaki, kozmik ve metafizik bir bütündür.
2. Kültür İnşası: Doğan Kurum İnşa Eder, Alatlı Zihin İnşa Eder
D. Mehmet Doğan: Kurumsal Kültür, Hafıza ve Dirayet
Türkiye Yazarlar Birliği’nin kuruluşu, Büyük Türkçe Sözlük, kültür yıllıkları ve kavram restorasyonu onun kültürü kurumsallaştıran çizgisinin göstergesidir.
Alev Alatlı: Zihin Çerçevesi, Ahlaki Yöneliş ve Düşünce İnşası
Alatlı’nın inşası daha çok zihinsel paradigma, insan tasavvuru ve ahlaki yönelim üzerinedir. Kurum değil, zihin ve vicdan inşa eder.
3. Dil – Kavram – Hakikat Üçlüsü
Doğan için dil medeniyetin omurgasıdır. Dil bozulursa düşünce bozulur; düşünce bozulursa kültür çöker.
Alatlı için dil insanın kainattaki yerini anlamasının aracıdır; dil kozmik ve ahlaki bir kapıdır.
4. Medeniyet Eleştirisi: Parçalı Gerçeklik ve Bütüncül Hakikat
Doğan’ın Eleştirisi: Kavram Bozuluşunun Analizi
Dil tahribatı, kültür politikalarındaki boşluk ve kavram karmaşası üzerine sistemli bir eleştiri sunar.
Alatlı’nın Eleştirisi: Modern İnsanlığın Ahlaki Felaketi
Seküler aklın çıkmazını, kapitalizmin insanı tüketişini ve modern bilimin tanrısallaştırılmasını ele alır.
5. Yakınlıklar: Nerede Birleşirler?
Her ikisi de:
- medeniyet bilincini,
- kültürün sürekliliğini,
- kavramların önemini,
- Türkiye’nin zihinsel bağımsızlığını savunur.
6. Farklılıklar: Nerede Ayrılırlar?
Doğan: Kavramcı, kurumsal, yapısal.
Alatlı: Felsefi, metafizik, ahlaki.
Doğan: Dil-kültür merkezlidir.
Alatlı: İnsanlık krizine ve zihinsel dönüşüme odaklanır.
Sonuç: Türkiye’nin Medeniyet Ufku Bu İki Sesle Tamamlanır
D. Mehmet Doğan olmadan kavram eksik kalır; Alev Alatlı olmadan ruh eksik kalır. Doğan zemini kurar, Alatlı ufku açar. Bu iki miras birlikte okunduğu ölçüde Türkiye geleceğe sahici bir medeniyet perspektifiyle yürüyebilir.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.