Ekrem Özdemir
“Bütün tarihçilerin üzerinde anlaştığı bir konudur.” diyor tarih filozofu Şahin Uçar: “İnsanlığın kaderini etkileyen üç önemli şehir vardır; Roma, İstanbul ve Kudüs.” 20. asrın tecrübesinden yola çıkarak biz bu sözü şöyle genelleyebiliriz: Kudüs’e hükmeden dünyaya hükmeder.
Dışişleri Bakanlığının 24/3/1949 tarihli ve 35970/115 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nun 24/3/1949 tarihli toplantısında aldığı kararın 1 Nisan 1949 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanmasıyla birlikte Türkiye, İsrail’i tanıyan 44. ülke olmuş ama İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olarak tarihe geçmiştir. Hâl böyleyken neden İsrail’in Filistinlilere yönelik katliamlarına en sert tepkiler Türkiye’den gelmektedir? Türkler, diplomatik ilişki başlatmak için bu kadar hızlı davrandıkları bir devlete el’ân neden böylesine bir öfke duymaktadır? Mesele Filistin midir, Kudüs müdür, vadedilmiş topraklara yönelik İsrail’in Siyonist hazırlıkları mıdır?
Tarihî Arka Plan
Türkler, Anadolu’nun kapılarını İslam’a açtıkları sene (1071), Atsız Bey komutasında girerler “Emanet şehir” olarak gördükleri Kudüs’e. Fatımîleri şehirden uzaklaştıran Atsız Bey, Selçuklu Sultanı Alparslan adına hutbe okutarak şehirde yeni bir dönemin kapılarını açar. Mescid-i Aksa ve çevresindeki dinî yapılar korunur, tamir ve bakım faaliyetleri yürütülür. Medrese geleneğinin kök salması bu dönemde başlar, Nizamiye Medreselerinin etkileri Kudüs’e kadar uzanır. Dinî topluluklar (Hristiyanlar ve Yahudiler) gözetilir, hoşgörülü bir tavır sergilenir. Bir başlangıç ve zemin hazırlama evresidir bu. Ta ki Papa II. Urbanus’un çağrısıyla bir araya gelen haçlı ordusu, üç yıllık bir yolculuktan sonra Kudüs’e girene kadar şehir, Türklerle Fatımîler arasında gidip gelir.
7 Haziran 1099. Haçlılar, “Sevinç Tepesi” adını verdikleri yükseltiden Kudüs'e baktıklarında, Kudüs hâlâ bir Sultan'ın hakimiyetindedir. Üç yıllık uzun bir yolculuğun ardından Kudüs'e “Sevinç Tepesi”nden bakan Hristiyanlar ise özlemini duydukları, uğruna yollara düştükleri bu şehri en kısa zamanda, kendilerinden bir kralın emri altında görmek istemektedir. Bu istekleri ise sadece bir ay sonra gerçek olacaktır.
“Tanrı Böyle İstiyor”
Haçlı ordusu Kudüs’e girmeden neredeyse beş yüz sene önce ise Müslümanların ilk kıblesinin şehrine Hz. Ömer’in ordusu ayak basmıştır. Fakat Haçlılar Kudüs'e beş yüz sene önceki gibi hoşgörüyle girmeyi tercih etmezler. Altın yağmacılığını ve barbarlığı tercih ederler. “Ömer Ahitnamesi” olarak bilinen meşhur metin sayesinde, beş yüz sene önce Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin birlikte yaşayabileceği bir şehir var olmaya başlarken şimdi yıllarca sürecek savaşın en kanlılarından biri kalın ve gösterişli surların yıkılmasıyla birlikte sona ermektedir. O gün şehirden canlı olarak sadece kendilerini bir hisarda savunan ve anlaşma yoluyla Kudüs'ü terk eden Vali Bey ve çevresindekiler çıkabilir. Ve böylece neredeyse yüzyıl sürecek Kudüs Krallığının da temelleri atılmış olur.
Devamı: https://www.magaradergisi.com/fikir/1521-kudus-bizim-neyimiz-olur.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.