• İstanbul 24 °C
  • Ankara 25 °C

Atatürkçülerin Orhun Kitabeleri’ne ideolojik bakışı

Ahmet Doğan İLBEY

Bin yıllık Müslüman Türk’ün millî değerlerine şaşı bakan Atatürkçüler Orhun Kitabeleri’ne ilgi duyarken de bu şaşılığını sürdürüyorlar. Öyle ki, Türklüğü İslâmlaşmış çağlarından “soyutlayıp” Orhun Kitabeleri’ni seküler ve pozitivist Atatürkçü Cumhuriyet Türklüğüyle (ne demekse!) irtibatlandırıyorlar. Aşağıda detaylıca anlattığımız üzere Orhun Kitabeleri’yle kendi ideolojik anlayışlarıyla arasında benzerlik kurarak, Türk’ün ilk metinlerini çarpıtıyorlar. 

“Türk olmak için Orhun Âbideleri’ni tavaf etmek yeterli”ymiş!

Tarih Kurumu Başkanlığı da yapmış olan tarihçi bir zat, geçmiş zamanda devrin reisicumhurlarından Altıyedi Süleyman’la Orhun Âbideleri’ni ziyaret ederler. Bu zâtın cezbeye kapılarak anlattıkları, Türk’ün Müslümanla aynı mânaya geldiğine inananların aklına ziyan verici cinstendir. Ona göre, “Orhun Kitabeleri’nin çevresinde yürümek insana ayrı bir haz veriyor” muş. Âmenna! Fakat tarih ilmiyle uğraşan Atatürkçü Türkçü zâtın şu sözlerini bâtıl sayıyoruz:

“Türk olmak için Orhun Âbideleri’ni yedi kez tavaf etmek yeterli! Her Türk mutlaka bu âbidelerin etrafında yedi kez dolaşıp Türklüğünü takdis etmeli. Bu kudsî vazifeyi yerine getirmek ve Türklüğümüzü güçlendirmek için Orhun Âbideleri’nin çevresinde cumhurbaşkanıyla yedi kez dolaşarak Türk olduk. Bu âbidelerden kaptığım Türklüğün kendime ve cumhurbaşkanına tesir ettiğini Türkiye'ye döndüğümde daha iyi hissettim.”

Orhun Âbideleri Türk’ün kıblesi olabilir mi?

Peşinen belirtelim; Orhun Âbideleri’ne muhalifliğimiz yok. Mensubiyetimizden dolayı olamaz da. Bizim için Türklüğün esası İslâmiyet’tir. Bu ölçülerimiz dâhilinde Orhun Âbideleri’ni İslâm öncesi Türk’ün varlığının taşlara yazıldığı, devlet büyüklerinin kavmine hesap verdiği, devlet vazifelerinin, töre ve nizamın anlatıldığı ilk tarihî metin olarak görüyor, tarih ve edebiyat kitaplarımızda yer almalıdır, diyoruz.

Bize göre yanlış olan, bu zâtın Orhun Âbideleri’ni ziyaret etmesi değil, Orhun Âbideleri’ni Türk’ün takdis edildiği tek mekân, yâni “Türk’ün kıblesi” olarak görmesidir. Târizimiz ve tenkidimiz bu sebepledir. Bize göre Türk’ün kıblesi Orhun Âbideleri değil, Kâbe’dir. Müslüman Türkler, Bakara sûresi 144. âyet üzere Kâbe’yi kıble edinmişlerdir.

Türk’ün Asya kaynağını Kaşgarlı Mahmud ve Yesevî’de aramak

Orhun Âbideleri tarih ve edebiyatımızın bir parçası olarak değerlidir fakat Türklüğün tek şartı değildir. Türklüğün şartı İslâm’a giriştir ve millet hüviyeti Müslüman oluşuyla başlar. Türklerin İslâmlaştığı çağları değersiz bulup, sadece İslâm öncesi eserlerin Türk’ün kimlik ve tarih kaynağı olduğunu iddia etmek abes üstü abestir. Türklerin ilk ceddinin ve kaynaklarının Orhun kıyılarında olduğu doğrudur. Fakat Türkler dili ve dîniyle İslâmlaşarak bir daha geriye doğru değişmezcesine bir millet hüviyeti kazanmıştır.

Türk’ün Asya kaynaklarını yalnızca Orhun Kitabeleri’nde değil, İslâm medeniyet dairesine giren Mâveraünnehir’deki Semerkand, Buhara gibi Müslüman Türklerin hâkim olduğu ve “Bilad al-Türk” denilen Türkistan’da aramak lâzım. Millet olmuş Türklüğün İslâm’la ilk müşerref olduğu belde buralardır. Türkler bu beldelerde alp iken alperen oldular ve istikametlerini Hz. Peygamber Efendimiz’e çevirdiler. Kabile ve sülale iken Müslüman bir millet oldular. Bu kutlu sebepten dolayıdır ki, Ahmet Yesevî ve Kaşgarlı Mahmud İslâmlaşmış Türklerin Asya’daki temel kaynaklarıdır. Atatürkçü bâtıl Türkçüler, Türklerin Müslüman olarak İslâm medeniyetine dâhil olduğu bu kutlu şehirlerle bu bilge kişileri ve Horasan, Selçuklu, Osmanlı dönemlerini görmezden gelirler ve Türk tarih tezlerine dâhil etmezler

M. Kemal de Türklüğü “Mu Kıtasında” arıyordu  

İslâmlaşmış Türk çağlarını ideolojik olarak reddeden bu zihniyetin faaliyetleri Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamıştır. Türk kimliğinin İslâmlaşmış asırlarda değil de, İslâm öncesi Asya’da olduğunu iddia ederek hedef saptıran Oryantalist Türkologların “Türklerin Orta Asya’da büyük bir millet olduğuna” dair kitaplar yayınladıkları malûm. Yahudi asılı Fransız müsteşrik Leon Cahun tarafından 1896’da yazılan “Asya Tarihine Giriş” adlı kitap M. Kemal’e tavsiye edilir. Bu kitabı okur ve notlar alır. Ardından Türklerin “Kayıp Kıta Mu uygarlığından geldiği” efsanesine inanır. Uydurma “Mu Türkleri” hakkında bilgiler toplanması için heyetler kurdurur. Avrupalı Türkologların “Bütün uygarlıkların Türkler tarafından kurulduğuna” dair safsata tezlerinin tesiriyle, Türklerin Orta Asya’ya gelmeden önceki yurtlarının “Kayıp Kıta Mu” olduğu iddiasına inanır. 1930’lı yıllarda İslâmsız Türk tarih tezine “katkısı” olacağını düşündüğü için “Mu Kıtası” araştırmalarını devlet imkânlarıyla sürdürür ve masraflı çalışmalar başlatır. Safsata tarih ve köken arayışı bununla da bitmez. M. Kemal’in, “Türkler Orta Asya’dan gelmişlerdi ancak Orta Asya’ya nereden gelmişlerdi?” sorusuna etrafındaki bâtıl Türkçüler “Mu Kıtası ve uygarlığından” diye cevap verirler. Bu güruh daha da ileri gider.

Emekli General Tahsin Mayatepek 1932’de Maya diliyle Türk dilinin, Orhun Kitâbeleri’yle Maya tabletlerinin benzerlik taşıdığını, “Mu kıtası” araştırmacı İngiliz Albay James Chruchward‘ın kendisine bu tabletlerin varlığından bahsettiğini ve Türklerin kökeninin daha da eski uygarlıklara dayandığını, anlatır. Türklere İslâm öncesi köken arayan M. Kemal bu bilgilerden gayet hoşnut olur. Türklerle Mayalar’ın akraba olduğuna dair araştırmalar yapması için adı geçen generali Meksika’ya büyükelçi olarak tayin eder ve milletin temel ihtiyaçlarını karşılayamayan devletin hazinesinden yüksek telif ücretleri ödenerek “Mu kıtası” hakkında ne kadar kitap varsa tercüme edilmesi için tâlimat verir.

Fedakâr Türk milletinin Vatan-ı İslâmiyye şiarıyla verdiği millî mücadelenin neticesinde kurulan devletin hazinesini ipe sapa gelmez bu safsata tarih ve köken arayışlarına harcayan Kemalist zihniyetin akla ziyan faaliyetlerini Truva Yayınlarına ait “Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” adlı kitaptan lâ havle çekerek okuduk. Bu yayınevine ad olan “Truva Türkleri” de uydurma ve bâtıl Türk köken arayışının bir ürünüdür. Bu akıl almaz safsataları merak edenler Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Mayatepek Raporları: Türk Tarih Tezi ve Mu Kıtası” adlı kitaba ve Can Yayınlarından çıkan “Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor-Salih Bozok’un Anıları” na müracaat edebilirler.

Atatürkçülerin Türklük anlayışı Orhun Kitabeleri’yle uyuşur mu?

Mevzumuza dönelim; Orhun Kitabeleri’ni İslâm’sız tarih ve kimlik arayışlarına ideolojik malzeme yapmak Kemalist Cumhuriyet’in en şedit dönemi 1932 Tarih Kongresi’yle başlar. Kongre, Türklüğün Orta Asya’da ve Orhun Âbideleri’nde doğup 1923’de Cumhuriyetle temayüz ettiğini karara bağlar. Akla bakın ki Orhun Âbideleri’nden sıçrayıp doğrudan Kemalist Cumhuriyet devrine atlarlar. Bu gürûha göre “Orhun Kitabeleri’yle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi aynı fikri taşımaktadır.” Orhun Âbideleri’yle Cumhuriyet Dönemi arasında, yâni bin üç yüz yıllık zamanda Türkler Müslümanlaştıkları için asimile olmuş “özgünlüğünü” kaybetmiştir.

“Orhun Kitabeleriyle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi aynı fikri taşıyor”muş!

Evvelemirde söyleyelim: “Orhun Kitabeleri’yle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi aynı fikri taşıyor…” ifadesi Orhun Kitabeleri’ne hakarettir. İşte açıklaması: Bâtıl Kemalist Türkçülere göre Türklüğü Orhan Âbideleri ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde aramak lâzım. “Büyük Nutuk” adlı eserin sonundaki Gençliğe Hitabe ile karşılaştırıldığında ve 10. Yıl Nutku ile mukayese edildiğinde Atatürk’ün Orhun Kitabeleri’nden ne kadar etkilendiğini açıkça görülmektedir. Özellikle bu kitabelerin çok ünlü olan paragrafları ile Gençliğe Hitabe’deki bazı ilgili cümleler karşılaştırıldığında Türk millî seciyesi ve istiklâlinin Orhun Kitabeleri ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde yattığı anlaşılır. Bu iki metin fikir ve gayede birbirinin devamıdır. Aradaki bin üç yüz küsur yılda İslâm’sız saf Türkler Selçuklulaşarak, Abbasîleşerek, Osmanlılaşarak, Araplaşarak bozulmuş ve Türklükten çıkmış olduğu için bir değer taşımaz.

Bu zihniyete göre her iki hitabede de devletin ihyasından söz edilmektedir. Gençliğe Hitabe’deki “Birinci vazife olarak Türk istiklâl ve Cumhuriyet’inin muhafaza ve müdafaa edilmesi, var olmanın temel şartıdır” ifadesiyle, Orhun Âbideleri’ndeki “İl tutup töre düzenlemek” ifadeleri aynı fikri taşımaktadır. Gençliğe Hitabe’deki “Ey Türk Gençliği” ifadesi Orhun Âbideleri’ndeki “Türk milleti işitin” ifadesiyle aynı mânayı haizdir. Gençliğe Hitabe’deki “Devletin ilelebet devam etmesi” ifadesiyle Orhun Âbideleri’ndeki “Üste gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe ilini ve töreni kim bozabilir?” ifadesi arasında sıkı bir fikrî bağ vardır. Orhun Âbideleri’ndeki “Varlıklı millet üzerine oturmadım. İçte aç, dışta donsuz, perişan budun üzerine oturdum. Budunun adı sanı yok olmasın diye gece gündüz oturmadım. İki şad ile öle yite kazandım…” ifadeleriyle Gençliğe Hitabe’deki “İmkân namüsait bir mahiyette tezahür etse bile asla yılgınlığa yer yoktur. Memleketin bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve her köşesi işgal edilmiş olabilir. Türk gencinin (…) vazifesi Türk istiklâlini… ilelebet muhafaza… etmektir” ifadeleri arasında fikir ve gaye benzerliği vardır. Orhun Âbideleri’nde gençlerin Çin hayranlığına kapılmamaları yönündeki ifadelerle Gençliğe Hitabe’deki “Dâhili ve haricî bedbahtlar vardır ve gelecekte de olacaktır…” ifadeleri fikir ve mâna olarak birebir örtüşmektedir. Dahası var; Orhun Kitabeleri’nde “Ey Türk! Titre ve kendine dön” ifadesi, M. Kemal’in “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” ifadesiyle mâna bakımından benzerlik taşımaktadır.                 

(Kaynak:1-Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Türk Devlet Kurucuları Olarak Bilge Kağan’dan Mustafa Kemal Atatürk’e, TDK Belleten dergisinden iktibas eden Dergipark.org.tr.  Kaynak:2-Orhun Abideleri ile Gençliğe Hitabe’nin Sundukları Mesajlar Açısından Mukayesesi Üzerine Bir İnceleme, Akademie Socil Science Stadies” adlı uluslararası hakemli internet dergisi, sayı: 5, 2012)                                          

Orhun Kitabeleri’ne hakaret ediliyor                                                              

Bir daha belirtelim, hiçbir ilmî değeri olmayan bu mukayeselerle Orhun Âbideleri’ne alenen hakaret edilmektedir. Anlaşılan şu ki, Kemalist bâtıl Türkçülerin gayesi İslâm’la şereflenmiş Türklüğü, M. Ö.2500’de Adronovo kültürüne mensup dolikosefal mongolitlerlerle akraba olan “Altay panteosunda” yaşayan Brakisefal ırkın kemiklerinde aramak...                                                                    

Derdimiz kavmiyetçilik değil, İslâm’a mugayir Türklük arayanlarla… Bâtıl fikirlerle Türk milleti olunmaz. Türk milletinin örtülü muhalifi yalnızca Türk’süz İslâmcılar değil, Kemalist bâtıl Türkçülerdir. Bu zihniyete karşı, Müslümanla aynı mânayı taşıyan Hakk’a tapan Türk milleti kimliği bütün muhtevasıyla sahiplenmelidir.(ilbeyali@hotmail.com)

Bu yazı toplam 41 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim